Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Röportaj ve fotoğraflar: FUNDA DURU 

 HABERTURK.COM

 

Osmanlı Bankası'nda banka müfettişliği yaparken, hayalgücü "Beni kullaaaaannnnn" diye tepinip, mızıklanmaya başlıyor.

O da 28 yaşında, işini, takım elbiselerini, düzenini bir kenara bırakarak reklam yazarı oluyor.

Yetmiyor, 31 yaşında kendi reklam ajansı "Çocuklar"ı kuruyor.

O da yetmiyor, Portfolio Reklam ve Yaratıcılık Okulu'nu kuruyor ve eğitmenliğini yapıyor.

Öğrencilerinin ön yargılarının yıkıyor, küçük havuzlarından çıkarıp denize salıveriyor.

Açık denizde nelerle karşılacaklarını da bir bir anlatıyor.

Anlamayan da poposuna sopayı yiyor efendim.
      
Ben de bir Portfolio mezunu olarak yaşamıma çizgileri silerek devam ediyorum ya da hoop üzerlerinden atlıyorum.

Bir de Portfolio'dan huninin esas kullanım yerini öğrendim, hem gündüz başımı güneşten de koruyor.

Not: Okuyacağınız röportjdaki kişiler ve olaylar gerçektir.



Ferhat Tümer kimdir?

1975'te İstanbul doğumluyum. Heybeliada Deniz Lisesi geçmişim var, dört yıl askeri lisede okudum. Sosyal, ekonomik, coğrafi ve kültürel açıdan birbirinden çok farklı bireylerle karşılaştım ve orası bana insanlarla iletişimde farklılaşmayı öğretti. İstanbul Üniversitesi'nde Ekonometri okudum ve bunun bana reklamcılıkta çok büyük faydası oldu. Olayların etkileyicileri, tetikleyicileri, sebep sonuç ilişkileri... Finans master'ı yaptım. Osmanlı Bankası'nda 3 yıl banka müfettişliği. 28 yaşında Leo Burnett'te reklam yazarı stajeri olarak başladım. Euro RSCG ve  3. Kuşak'ta reklam yazarı olarak çalıştım. Son olarak DDA'da kreatif direktörlük yaptım. 23 Nisan 2006'da Çocuklar'ı kurdum. 2006 yılından itibaren üniversitelerde yaratıcı reklam yazarlığı üzerine konuşmalar yaptım. Reklam eğitimi veren kurumlar tarafında davet edildim ve oralarda eğitmenlik yaptım. Geçen yıl Koç Üniveristesi'nde yaratıcılık dersleri verdim.


28 yaşında her şeyi bırakıp nasıl böyle bir karar verdin? Kırılma anı neydi senin için?

Önce ne istemediğimi bilmeliydim. Ne istediğini bilmekten daha iyi. İnsanın isteklerinin sınırı yok fakat istemedikleri çok net. Hergün işe takım elbiseyle gitmek ve sabah belli bir düzende kalkmak istemiyordum. Her gün aynı şeyi yapmak da istemiyordum. Bana sürekli ne yapacağımı söyleyecek bir düzenin içinde olmayacağım kesindi. Ve her sabah uyanmak için bir sebebim olmalıydı. Geceyi daha iyi değerlendirmek istiyordum; çünkü daha iyi yazıp çiziyordum. Durduramadığım bir merak dürtüsü vardı. Zamanımı kaliteli geçirmek için her an kendim olabileceğim bir iş arıyordum. Yazmak ve şaşırtmak istiyordum. Her gün farklı bir konuyla ilgilenmek istiyordum. Bunları düşününce reklam sektörünün bana uygun olduğunu gördüm.


TÜRKİYE'DEKİ REKLAMCILIK FAST FOOD GİBİ...

"Çocuklar" ekibi...

Müfettişlikten reklamcılığa olan geçiş sürecini nasıl aştın?

Reklamla ilgili yazılan her şeyi okumaya çalıştım ve istediğim reklam ajansını buldum. Çalışmaya başladıktan sonra beş dakikamı bile boş geçirmedim. Sadece Leo Burnett'e başvurdum; çünkü çıkış noktası mantıklıydı ve cesaret verici bir hikayesi vardı. Leo Burnett'in bütün imkanlarını kullandım: Arşivlerini, kitaplarını... Çalıştığım her ajansta işlerin nasıl yürütüldüğüne, sunulduğuna, medyanın nasıl yürütüldüğüne ve ne kadar fiyatlandırıldığına dışarıdan bakma fırsatım oldu. Kendi stratejilerimi geliştirdim. Genel olarak Türkiye'deki reklam sektöründe hızlı pişen fast food gibi bir sistem var. Bu düşünce anlayışını değiştireceğim. Bu arada Ünlü İngiliz reklamcı Paul Arden'in "Aklını Kullan Aksini Düşün" ve "Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil Ne Kadar İyi Olmak İstediğin" adlı iki kitabını çevirdim.        

Sanırım kendi ajansını kurma fikrin hep vardı.

Evet... Sabrettim ve çizgimden hiç vazgeçmedim. Kafamdakileri hayata geçirmenin bir yolunu arıyordum. İkna etmekle ilgili bir iş yapıyoruz ve başka bir ajansta çalışırken, karşınıza gereksiz duvarlar örülür ve bu zaman ve enerji kaybına sebep olur. Benim istediğim, müşteriyle birebir iletişim kuracağım ve fikirlerimi özgürce anlatacağım bir platform yaratmaktı. İmkansızlıklarla küçük bir ajans kurdum. Adına da "Çocuklar" dedim.  

"ANCAK BİR ÇOCUK MOR BİR İNEK ÇİZEBİLİR"

 

Ajansın adı neden Çocuklar?

Çünkü bizim yaptığımız şey; iletişim ve yaratıcılık. Çocuklar en doğru tarif benim için. Çocuklar sana beklenmedik yanıtlar verebiliyor. Her şeye ilk defa görmüş gibi bakıyorlar, cesaretliler, korkusuzlar ve açık bir iletişim kuruyorlar. Çocuklar her an her şeyi istedikleri renge boyayabiliyorlar. Onlar için herhangi bir şeyin belli bir rengi yok. Ancak bir çocuk mor bir inek çizebilir. Diğer yandan her marka insandır ve karakterleri vardır, yani olmalıdır. Markaların doğuşu da çocukluklarıyla başlıyor. Her çocuğun nasıl ismi ve cinsiyeti oluyorsa, markanın da oluyor. Biz o çocuğu yetiştirme sürecinde, karakterinin oluşturmasına yardım ediyoruz. Bu yüzden "Çocuklar" dedim.

"KAFA AÇAN BİR OKUL"

2012 Porfolio kampı...

 

Portfolio Reklam ve Yaratıcılık Okulu'ndan bahseder misin?

Türkiye'de reklamcılık eğitiminin fazla teorik olduğunu ve reklamcı olmak isteyen öğrencilerin suni bir eğitimden geçtiğini gördüm. Üniversite öğrencilerine, reklamcı/iletişimci olma noktasında nasıl düşünmeleri gerektiğini ve düşünmelerini engelleyen şeyleri nasıl ortadan kaldıracakları konusunda eğitimler verdim ve 2009'da da Portfolio Reklamcılık ve Yaratıcılık Okulu'nu kurdum. Maddi durumları sıkıntılı olan yetenekli kişilere burslar veren ve herkesi kabul etmeyen bir yer burası. Başta kendinle ve diğerleriyle dalga geçmenin mecbur, saygısızlık yapmanın yasak olduğu bir okul. Kendini kasamazsın. Kendinden utanamaz, kimseden çekinemezsin burada. Yapamayacağını düşündüğün, yapmak isteyip de yapamam dediğin her şeyi kolayca yaptığını görürsün. Portfolio'dan mezun olan arkadaşlar Türkiye'nin uluslararası en büyük ödülünü, Cannes'da altın aslan aldılar. Biraz sert ve net bir eğitim veriyoruz burada. İnsanların kendilerini ifade etmelerini sağlıyoruz.

 

"Herkes başvurabilir... Herkes katılamaz!"

Gerçekten herkes başvurabilir. Eğitimimizin süratlı, sert ve yoğun olduğunu söyleyebilirim. Diğer öğrencilerin zamanından çalacak, reklamcı/yaratıcı olma isteği sadece hevesten ibaret kişileri üzülerek eliyoruz. Kimin iyi kimin kötü olduğunu ilk bakışta anlayamazsınız ama ve iletişim kurmada bize zaman kaybettirecek engelleri kaldırmaya çalışıyoruz. Önyargılı, kibirli, kompleksli, kıskanç arkadaşları kibarca reddediyoruz. Birlikte aynı tempoda ilerleyebilecek kişileri bir araya getirmeye çalışıyoruz. Okula başlamadan önce okuması, araştırması, yazması, çizmesi gereken çok yoğun bir ön çalışma sürecine giriyor. İzlemesi gereken onlarca film listesi veriliyor, okuması gereken kitaplar var, daha önce dinlemediği, tanımadığı müzik türlerini denemesi gerekiyor. Çünkü bana göre reklamcının ilgisiz kalabileceği bir hedef kitle, bir konu başlığı olamaz. Her şey onun ilgi alanına girer.

 

''İletişim ve reklamcılık ciddiye alınması gereken eğlenceli bir iştir.''

Dünyanın en ciddi işidir bu. Bir doktor onlarca yüzlerce insan hayatını kurtarabilir. Ama reklamcılık, bir harekette milyonlarca insanın sağlığa zararlı bir ürüne bağımlı olmasını sağlayabilir, bütün hayatınızın akışını değiştirebilir. Trafik kazalarını azaltabilir. Sigara ve alkol tüketimini etkileyebilir. Reklamcılık çok ciddi bir güç ve bunu kullanırken hangi tarafta olduğunuz çok önemlidir. Biz kendi ajansımızda, tüketicisine yalan söyleyen, yanıltan, kandıran markalarla çalışmıyoruz. Finans sektörüyle, sigara ve alkol markalarıyla çalışmıyoruz. Çocuklara zararlı hiçbir ürünün, markanın sözcülüğünü yapmıyoruz. Çalıştığımız tüm markalar iyi insanlar tarafından yönetiliyor olmalı, kaliteli ürünleri dürüst bir ticaretle sunuyor olmalı.

 

"REKLAM SEKTÖRÜNÜN YETENEKLİ İNSANLARI KAYBETME DEFOSU VAR"

"Çocuklar" ekibi...

Portfolio'ya katılmak isteyen öğrenciler nasıl mülakatlardan geçiyorlar?

Mülakatlar üç aşamadan oluşuyor. Öncelikle okula neden başvurduklarını, amaçlarını ve niyetlerini anlamaya çalışıyoruz; çünkü biz sadece hevesli kişileri almak istemiyoruz. Çoğu insan reklam sektörünün kolay ve eğleceli olduğunu düşünerek girmek istiyor. Bu sektörün ne kadar ciddi ve titiz bir çalışma gerektirdiğinin farkında olan kişileri seçmeye çalışıyoruz. Reklam sektörüne girdiklerinde psikolojik olarak da dayanıklılıklarını artırmaları gerekiyor. Zaman zaman moral bozukluluklarından dolayı sektörün yetenekli insanları kaybetme gibi bir defosu var. Basit bir iletişim kazasında kişiler sektörden soğuyabiliyor. Bunlara dayanıklı ve aldırış etmeden ayakta kalabilecek zihinsel alt yapı vermeye çalışıyoruz.

Öğrencileri seçerken başka nelere dikkat ediyorsunuz?

Genel kültürün çok önemi var ve mülakatlarda buna da dikkat ediyoruz. Çok yönlü, önyargısız, açık ve meraklı kişiler olup olmadıklarına bakıyoruz ve samimiyetle, inatla karşılarına ne çıkarsa çıksın pes atmeden ve istikrarlı bir şekilde yola devam edecekleri konusunda fikir edinmeye çalışıyoruz. Hiçbir zaman tam anlamıyla kafalarından ne geçtiğini bilemeyiz; ama büyük oranda anlayabilmek için kendimize özgü metodlarımız var. İnsanların kafasında yanlış kanılarla beraber bir reklamcı profili var.

 

"MARJİNAL GÖRÜNÜŞLÜ BİRİNİN KAFASI SIRADAN ÇALIŞABİLİYOR"

İnsanların kafasında nasıl bir reklmacı profili var?

Reklamcıları karikatürize etmeyi çok seviyorlar. Kulağında küpesi, ilginç saç modelleri, ilginç ayakkabıları, t-shirtleri... Değişik diye tanımladığımız bir dış görünüş tarifi var. Reklamcı profili diye bir şey yoktur. Aslında çok sade yaşayan ve sıradan görünen insanların kafasında da tuhaf fırtınalar olabiliyor. Biz, öğrencilerin görüntülerinden çok akıllarıyla ilgileniyoruz. Sıradan görünen biri, bizi çok şaşırtabiliyor ve marjinal görünenen birinin kafasının çok sıradan çalıştığını gördüğümüz oluyor. Sektörde de reklamcı gibi görünüp işini memur gibi yapanlar var. Onlardan daha farklı insanlar yakalamaya çalışıyoruz. Kendisiyle ve dertleriye barışık, iletişim kurmaktan korkmayan kişileri tercih etmeye çalışıyoruz.


"AKADEMİK EĞİTİM İŞE YARASAYDI, ŞAHANE BİR REKLAM SEKTÖRÜMÜZ OLURDU"

2012 Portfolio kampı...

 

Türkiye üniversitelerinde verilen reklamcılık eğitimini yetersiz mi buluyorsun?

Dört yıl boyunca teorilerden bahsetmek, reklamcılık sektörünü formüllerle anlatmak çok da akılcı değil. Onlarla yakından ilgilenmelisiniz, kendi kafalarını kullanmayı, özgün fikirler bulabilmeyi ve işin özünü özenle anlatmalısınız. Zorlamalısınız. Akademik eğitim bu kadar işe yarıyor olsaydı, şahane bir reklam sektörümüz olurdu. Bu kadar insan mezun oluyor ve elimizde doğru dürüst marka yok. Bizim yetiştirdiğimiz çocuklar kısa zaman içinde belli noktalara geldiler. Aldıkları ödüller bir kenara yaptıkları çalışmalar ve duruşlarıyla kendilerini ispatlıyorlar. Buradan çıkan bütün mezunlarımıza güveniyoruz. Onların zamanları gelecek ve ilkeli, dürüst, samimi, özgün markalar üretmek üzerine sorumluluk sahibi olacaklar. Büyük yenilikler, değişim ve dönüşümler bekliyorum.

"YARATICILIK DOĞUŞTAN GELİR, HERKESE GELİR"

2012 Portfolio kampı...

Peki, Portfolio Reklamcılık ve Yaratıcılık Okulu'nun ne kadar sıklıkla eğitim veriyor?

Belli bir düzeni yok. Bazen üç ayda bir, bazen de altı ayda bir yapıyoruz. Ciddi bir başvuru var; fakat Portfolio eğitimlerini belirli bir düzene koymak mümkün olmuyor. Verdiğiniz eğitim otomatikleşirse birbirine benzeyen insanlar ortaya çıkarırsınız. Eğitimi günümüzün yenilikleriyle tazelemeye çalışıyoruz. Bizim de eğitim sürecine hazırlanma gibi bir durumumuz var. Her eğitim dönemimizin arkasından kendimizi tazeleme sürecine giriyoruz. Çünkü gerçekten yoruluyoruz. Hiçbir Portfolio'nun eğitimi aynı olmuyor ve biraz şaşırtıcı olduğumuzu söyleyebilirim.

"PORTFOLIO, REKLAM SEKTÖRÜNÜN BİR SİMÜLASYONU GİBİ"

Portfolio kampından...

 

Öğrencileri nasıl bir eğitim süreci bekliyor?

Onları biraz zorluyoruz, beklemedikleri yerlerden geliyor hep sorular. Söylediklerimiz zamanında ve istediğimiz gibi yapılmadığında, eğitim her an sonlandırılabiliyor. Öğrenciyle ilişkiyi sonlandırabiliyoruz. Her konuda, her an gecenin on ikisinde bile brief gönderebiliyoruz. Aslında reklam sektörünün bir simülasyonu gibi. İyi bir iş yapmanın dışarıdan zannettikleri gibi kolay olmadığını, diğer yandan da yaratıcılığın sandıkları kadar zor olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Yaratıcılığı ortaya çıkarmak için eklediğimiz hiçbir şey yok. Biz onların fazlalıklarını alıyoruz. Nerelerde vakit kaybettiklerini, onlara nelerin engel olduğunu anlamaya ve aktarmaya çalışıyoruz. Bunun sadece reklamcılık için değil yaratcılığın her alanda yapmaları gereken bir şey olduğunu gösteriyoruz. Moda tasarımcısı, yazar, müzisyen, film yönetmeni arkadaşlarımız da var. Yeni yaratıcı fikirler geliştirmek isteyen ama kafası soru işareti dolu kişiler de geliyor. Sadece reklam üzerine değil, kafa açan da bir okul...

Nasıl briefler veriyorsunuz?

Portfolio'da her an bir dönem açılabilir; ama bizim de kendimizi hazır hissetmemiz gerekn bir süreç var. Burada verilen brieflerin/ödevlerin çoğu her dönem için yeniden yazılır ve gerçekten üzerine çok düşünülerek yazılır. Sadece "x markasının reklamını yap" demeyiz. Başlangıçta kötü reklam yaptırarak başlıyoruz. Kendi gözleriyle kötü reklamın ne olduğunu gören insan, bir daha o tuzağa düşmüyor.


Reklamcı olmana rağmen Portfolio'nun reklamını çok yapmıyorsun. Neden?

Bu bir tercih! Biz para peşinde koşan bir yer değiliz. Okulu tecrübe eden bir öğrenciden daha iyi bir şey söyleyemem. Sen kendin için her şeyi söyleyebilirsin. Ama onlar ne anlamış, ne almış bu daha önemli. İyi ve kötü her şeyi bizim adımıza onlar söyler. Eğitim alan kişiler aslında bizi tarif ediyor. Ypğun ve sürekli bir başvuru var. Kıbrıs'tan, Ankara'dan, İzmir'den beş hafta boyunca sadece hafta sonları için gelenler var. Bazı dönemlerde Portfolio'yu bir haftalık  yatılı kamp şeklinde yapıyoruz. Sabah 7'de disiplinli bir şekilde başlayarak, gece birlere ikilere kadar süren yoğun programlı bir eğitim oluyor. Buna "Portfolio 7/24" diyoruz. Tam 7 gün 24 saat süren disiplinli bir eğitim oluyor. Geceden verdiğimiz işleri sabahtan istediğimiz bir süreç oluyor. Ekip çalışmaları yaptığımız, çok fazla konuya değindiğimiz, sunumların, workshopların, denemelerin ve projelerin yapıldığı bir eğitim yapıyoruz. Ve o kampa akıllarından başka hiçbir şey getiremiyorlar.

Bir yandan ajansın işleri yürüyor ve bir yandan da Portfolio eğitimi veriyorsun ikisinin dengesini nasıl kuruyorsun? İki rolün de birbirinden besleniyor mu?

Açık kafaya ihtiyacım var. İşimde de, eğitimde de kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Nasıl daha iyi, nasıl daha kalıcı ve nasıl daha etkili olacağı konusunda gelişmeye çalışıyorum. Hepsi yaşadığımız tecrübelerle dönüyor aslında...

 

"DÜNYAYI REKLAM YÖNETİYOR"

Reklam diye bir şey hayatımızda hiç olmamış olsaydı, dünya nasıl bir yer olurdu?


Hayatın her zaman doğal bir gelişimi var ve sahip olduğumuz her şeyi iyiye ya da kötüye kullanmak bizim elimizdedir. Suyla birini öldürebilir ve suyla hayat kurtarabilirsiniz. Reklamcılık da böyle bir şey; doğruyu güzel bir şekilde söyleyerek insanlara ulaşabilirsiniz. Yalanla da kandırıp onları yanlış bir yola da sürükleyebilirsiniz. Reklam insanın iç güdülerinden ortaya çıkar. İnsanlar her an kendilerini  nasıl hayatın içinde var etmeye, huzurlu, varlıklı, sağlıklı ve mutlu bir yer sağlamaya çalışıyorlarsa, markalar ve reklam sektörü de bunun için var. Dünyayı reklam yönetiyor. Savaşları da reklam yönetiyor. Ülkeler politikalarını iletişim stratejileriyle yönetiyorlar ve istedikleri gibi gösteriyorlar.

 

"TÜRKİYE'NİN TAKLİT EDİLECEK BİR MARKASI YOK"

Türk reklamcılığını dünyanın neresinde görüyorsun?

Türkiye'nin taklit edilebilecek bir markası yok! Bir marka taklidi yapıldığı gün gerçek bir marka olur. Reklam, markaları var etmek için yaratılır; ama Türkiye'de marka yok. İlk bakışta itiraz ediyorlar bu fikre ama biraz düşünülürse yine demek istedğim anlaşılır. Markayım diye geçinen; ama bütün iletişim stratejisi küçük skeçler, minik çocuklar ve acıtasyondan oluşan markalar görüyoruz. Şu aşamada, en iyi marka en çok reklam veren marka sanılıyor.

Türkiye'de gün geçtikçe reklama yapılan yatırım büyüyor. Yatırımın büyümesine rağmen sektör niye gelişemiyor?

Markalara yatırım yapmak başka bir şey, doğru yatırımı yapmak başka bir şey. Çok para harcayabilirsiniz; ama bu markaya doğru yatırım yapıldığı anlamına gelmez. Çocuklar'ın şöyle bir prensibi var: Bir markayla imzalarımızı atıp, çalışmaya başlarken, ilk ay hiçbir şey yapmayacağımızı söylüyoruz. Sadece izliyor, dinliyor, iliklerine kadar tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz. Reklam yeterli olur mu olmaz mı bakıyoruz. Düşüneceğimizi ve hata yapmak üzerine fikirler üreteceğimizi, ürettiğimiz fikirlerin yanlışlarını göreceğimizi söylüyoruz. Bizi heyecanlandıran fikirlerin markanın uzun vadede onu taşıyıp taşıyamayacağına dair sağlamalarımızı da yapıyoruz. Markanın dokunduğu herkesle gidip, yüzyüze konuşuyoruz. Teknisyeniyle, yöneticisiyle, mühendisiyle, esk ive yeni müşterileriyle... "Bizim acilen logo değişikliğine ihtiyacımız var ve bir ay sonra da kampanyaya gireceğiz" diyen markalarla çalışmıyoruz. Konkurlara katılmıyoruz.


"MARKALARI ŞİRKET SAHİPLERİ YÖNETMEMELİ" 

Yani Türk reklamcılığının gelişememesi markaların tavrından mı kaynaklanıyor?

Sadece markaların tavrından değil. Şirketlerin yöneticileri, marka ekipleri... Kişiler bazı şeyler süratle olsun istiyorlar. Sabırsız bir toplumuz. Bir şey yaptığımız zaman hemen kendimizi ortaya koyuyoruz. Kurum sahiplerinin, markaları kendileri gibi görmemesi gerekiyor. Bizim yöneticilerle anlaşmamız şu şekilde; 'şirket sizin, marka bizim'. Şirket kültür olarak sahibinin tarzını gösterebilir; ama marka başlı başına bir karakterdir. O yüzden markaları şirketin sahibi yönetemez. Her marka bir kimliktir, bağımsızdır.

Kristal Elma'ları kapı stoperi yaptığını duydum!

Özellikle reklam ödüllerine değer vermiyorum. Hepsi hikaye ve yalan. Körler, sağırlar birbirini ağırlar. Biraz sahici olsunlar. Bugüne kadar tek bir başvurum ve tek bir Kristal Elmamız var. Reklamcılık hayatımın tek yanlışı odur. Onun dışında başka hiçbir şeye katılmadık. Genel olarak Türkiye'deki bütün ödüllerin nasıl dağıtıldığı konusunda benim kadar herkesin fikri olduğunu düşünüyorum.

Yaratıcılığını beslemek için neler yapıyorsun?

Yaşıyorum.

Beyaz kağıt sence nedir?

Her şeye kadir ve kafi.

Bir reklamın iyi olabilmesi için yaratıcılık yeterli midir?

İyi fikir, amacı olan fikirdir.

Sizin Çocuklar olarak bir fikri yaratım süreciniz nasıl oluyor, FT'nin ve Çocuklar'ın kafası nasıl çalışıyor?

Bir şirket bize geldiğinde, önce amaca bakarız. Şirketin en az bizim kadar sorumluluğu vardır ve en az bizim kadar çalışmak durumundadırlar. Geleceğini, vizyonunu belirlemesi gerekir ve sorunlarına hakim olması gerekir. Amaçları keskin, net ve uzun toplantılarda konuşuruz. Detaylar konuşulur, yorulmadan, sıkılmadan. Daha sonra tespitlerin sağlaması yapılır, birlikte tabii ve geriye markayı insanlaştıracak fikirleri bulmak kalır. Ulaşmak istediğimiz kişilere ulaşılması, uygun mecraların seçilmesi ve iletişim dilinin oluşturulması kalır.

Çocuklara jelibon satmak ya da asla kullanmayı tercih etmeyeceğin bir diş macununu sattırmaya çalışmak ne kadar etik?

Biz asla çocuklara zararlı şeyler satmayız ve de çocukları acitasyon amaçlı kullanarak reklam yapmayı da onaylamıyorum. Çocuklar insanların yumuşak karnı. Çocuğu ve kadını meta olarak kullanmaya da karşıyım. "Seks satar" diye bir şey var; ama biz asla bir şeyin kolay yolunu seçmiyoruz. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve biz sulu yoğurt sevmiyoruz.

Ferhat Tümer reklamcı ve eğitmen dışında nasıl biri?

Kendimi tanımıyorum. Annem, babam ve kardeşlerim çok önemli. Az, öz, sıkı ve yanlarında hiç sıkılmadığım dostlarım var. Daha önce görmediğim şeyler görmek, gitmek, uzaklaşmak, kaybolmak ve denemek eğlenceli geliyor. 38 yaşında piyano çalmaya çalışmaya başladım. Ve ömrüm boyunca da çalmaya, çalışmaya devam etmek istiyorum. Daha önce başlamadığım için pişman değilim. Çok zevk alıyorum. Karşımdakinin hakkımda ne düşündüğünü bilirim, anlarım ama buna göre hareket etmem. İyi ya da kötü olmaya çalışmıyorum. Bu yüzden sevilip, sevilmemeyi çok önemsemem. İnsanlara göre davranmak sıkıcı ve yorucu. Olduğun gibiyken hayat daha kolay, basit ve az yoruyor. Sıkılmayı sevmiyorum. Gidiyorum.

Reklamcı olmak isteyen gençlere neler söylersin?

Kendileri olsunlar, özgün olsunlar. Her şeyi merak etsinler ama kuralları öğrenmesinler. Hayatta en önemli iki şey; zaman ve enerji. İyi değerlendirsinler. Merak duyguları yoksa, sözel ya da görsel olarak bir şeyleri anlatma dertleri yoksa, iletişim aracısı olma arzuları yoksa bu işten uzak dursunlar. Para için yapılacak bir iş değil. Kendine saygını kaybetmeden yaptığın sürece çok keyifli bir iş, istersek çok korkunç paralar kazanılacak bir iş... Hep şunları söylüyoruz: Rahat ol, yap, hata yap; ama özgün ol ve düşün, yanlış yap; ama yap, bahane üretme! Büyük hataların önemi yok; ama basit hatalara tahammülüm yok.

 

ARIZALARDAN OLUŞAN BİR OKUL...

Gelecekte gerçekleştirmek istediğin planların neler?

100 yıl sonra da Çocuklar'ın iletişim sektöründe olmasını istiyorum. Kalıcı ve sürdürebilir bir anlayışa sahip olmasını istiyorum. Ajans devam ederken de, bir iki okul kurma planım var. İnsan istediği her şeye yetebilir. Eğitim sistemine tazelik getirmeyi ve çomak sokmayı planlıyoruz. Projenin adı "ERROR". Arızalardan oluşan, Türkiye'nin her yerindeki farklılıkları yüzünden dışlanan insanları bir araya getireceğimiz bir okul projemiz var. Yakın zamanda bunu hayata geçireceğiz. Bunun reklamcılıkla da bir alakası olmayacak, tamamen düşünceyle alakalı bir sistem olacak. Arıza diye tanımlanan kişilerle neler yapılacacağını göstereceğiz. Bir de "Son 500" isimli bir projem var; ama üniversite sınavları kalkarsa bu fikir de rafa kalkabilir. Büyük üniversiteler sürekli ilk 500'ü, ilk 1000'i alır ve reklamını yapar. Ben ise insanların o sınavla yeteneklerinin belirlenemeyeceğini düşünüyorum. Üniversite sınavlarında son 500'e kalan insanlarla neler yapılabildiğini göstermek için bir proje. Henüz bu konu fikir sürecinde ve biz herkesin içinde özel yetenekler olduğunu düşünüyoruz ve o yeteneklerini kullanabilmeleri üzerine bir proje olacak bu...

Bir projemiz daha var aslında ama onu söylemek yerine yakın zamanda duyurmak isterim.

Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Bugün geldiğim nokta belki kimine göre büyük ve önemli bir nokta olmayabilir ama benimdir ve bu günleri inandığım ve sevdiğim Allah'a, aileme, çok özel dostlarıma, bana güvenen markaların yöneticilerine ve çalışanlarına ve benim için şahane ekip arkadaşlarıma borçluyum.