Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Röportaj: FUNDA DURU 

HABERTURK.COM

 

11 Ekim'de 86. yaşını kutlayacak.

Birbirlerine aşık anne babadan dünyaya gelmiş bir aşk çocuğu.

Dünyanın şansı varmış ki doğmuş, iyi ki doğmuş.

Enerjisi, yaşama sevinci o kadar güzel yansıyor ki insana...

Bence o bir savaşçı, kan dökmeyi sevmeyen bilmeyen bu yüzden de her zaman kazanan bir savaşçı.

"Otobiyografinizi okumayı çok isterdim. Yazmayı düşünmez misiniz?" dedim.

"Hep düşünüyorum; ama ölmemek için de erteliyorum" dedi.

Vedalaşırken asansörün kapısına kadar eşlik etti.

Yıldız Kenter'e olan saygım bir kez daha arttı.

Mantar gibi türeyen birçok burnu büyük sanatçı(!) varken ortada, Türkiye böyle bir değere sahip olduğu için gurur duymalı.

Hem burnumuz büyük olursa önümüzü göremeyiz ve takılıp düşebiliriz.

Öyle değil mi?

Tiyatronun sizdeki tanımı nedir?

Bir devrimdir, başkaldırandır, “Hayır” demesini bilendir. Belki de bu yüzden tiyatrocu olmak istedim. Tiyatro gerçekleri gösterendir ve insanlar zaman zaman gerçeklerden kaçarlar. Tiyatroyu sevmek için gerçeklerle yüzyüze gelebilmeyi sevebilmek gerekiyor. Tiyatronun içinde birçok sanat var. Dans, şiir, müzik…  Tiyatro sözün en çok olduğu sanattır ve sözde de her şey vardır.

"LAF OLSUN DİYE TİYATRO YAPILMAZ"

Sizin ilk tiyatro yaptığınız zamanlarda kadınların özgürlükleri daha sınırlıydı ve tiyatro oyunculuğu yapan kadın çok azdı. Buna rağmen sınıf atlayarak konservatuarı bitirmişsiniz. Bunun dezjavantajları oldu mu?

Ben şanslı bir insandım.  En büyük abim hariç ailemden karşıtlık görmedim.  Konservatuarın adı o zamanlar Musiki Muallim Mektebi’ydi ve kız erkek karışık okuyordu.  Abim de o zamanlar yetişkin yaşlarındaydı.  “Konservatuara gidip, kötü kadın mı olacaksın?”  diyordu;  ama sonrasında çok destek oldu. 

Kaç kardeştiniz?

Annemin ilk evliliğinden olan Jack abimle beraber altı kardeşiz. Nedim, Güner, Mahmut, Müşfik ve ben.  Sadece Müşfik ve ben tiyatroyla ilgilendik.

“TİYATROYU YAŞATAN, SEYİRCİNİN İLGİSİ VE SEVGİSİDİR”

Yıllara yayarsak Türk tiyatrosundaki değişimi, gelişimi nasıl değerlendirirsiniz?

Tökezlenir elbette; ama değişmek ve gelişmek karşı konulmaz bir ilerlemedir. Türk tiyatrosu da o mücadele içinde. Tiyatroyu yaşatan, seyircinin ilgisi ve sevgisidir. Tiyatro sinema gibi değildir.  Canlı, yaşayan, güncel bir şeydir tiyatro. Tazedir, dumanı üzerindedir. O yüzden hem zor hem de heyecan verici bir iştir.

Yaşamınız tiyatro ve sanatla geçti. Bunun sizin yaşamınızdaki yansımaları nelerdi?

Tiyatro birebir insanlarla karşı karşıya olduğunuz, onların birebir reaksiyonlarını hissettiğiniz ve kendinizi daha iyi değerlendirebildiğiniz bir sanat dalı. Bir daha dünyaya gelsem yine tiyatroyla uğraşırdım. Seyirci sizi yanlış yola da doğru yola da sevk edebilir. Sahnede o ritmi güzel tutturmak lazım.

Bugüne kadar oynadığınız hangi karakteri en çok benimsediniz?

Hiçbirinin etkisinde kalmadım. Hepsi benden çıkan duygulardı, hepsi bendim.  Yaşlısı, genci, kıskancı, seveceni…


Canlandırmayı sevdiğiniz özel bir karakter var mı?

Her rol… Çok açgözlüyüm o konuda.

Rollerinize nasıl çalışıyordunuz?

Deli gibi... Bütün vaktimi alır, birisiyle otururken bile rolüm aklımda hep olur. Oyun çıktıktan sonra da seyirciyle çekişme başlar. Neresini doğru bulurlar neresini yanlış bulurlar onu araştırırım. Her gelen seyirciyle ayrı bir imtihana girersiniz.

Şimdiki zamanda diziler tiyatrodan daha çok izleniyor. Bu biraz üzücü değil mi?

Tiyatro yapmak zordur, izlemek de zordur. Dizi izlerken ayaklarınızı toplayabilirsiniz ya da çorba ne vaziyettedir diye mutfağa gidebilirsiniz. Tiyatroda, yüksek sesle esneyemezsin, çekirdek yiyemezsin, sakız çiğneyemezsin... Seyirci için de oyuncu için de bir disiplin vardır. Herkes bu disiplin içine girmek istemez. İnsan tembel bir canlıdır.

1960’larda Ionesco’nun (Absürd oyun yazarı) Ders ve Sandalyeler adlı oyunlarını sergilemişsiniz. O tarihler için cesur bir oyun seçimi değil mi sizce de?

İnsanlar; görüşüyorlar, tanışıyorlar, kavga ediyorlar, sevişiyorlar… Bir de bunları sahnede yapmak zaten absürd bir durum. O zaman için de “Neden olmasın ki” dedik ve o oyunları seçtik.

Başka başka bölümler okuyan ve kurslarda tiyatro eğitimi alan kişilerle akademik eğitim alanlar arasındaki farkı nasıl değerlendirirsiniz?

Tiyatro yapan küçük ya da büyük hiçbir topluluğa olumsuz bakamam.  Tiyatro insanı insana anlatan, insanı insana sevdiren bir oluşumdur. Öğrencilerime de her zaman bunu söyledim.

Yıllarca tiyatro eğitmenliği de yaptınız. En çok oyuncu Yıldız Kenter’i mi seviyorsunuz yoksa Eğitmen Yıldız Kenter’i mi?

Ne öğrendiysem oynayarak öğrendim. O yüzden oyuncu diyebilirim.    

“HER ÖĞRENCİM ÇOK DEĞERLİ BİRER HOCAM OLMUŞTUR”

Nasıl bir eğitmendiniz, öğrencilerinizle ilişkileriniz nasıldı?

Sevecen bir eğitmendim.  Çocukları iyi anlardım. Neyi nasıl yapacaklarını iyi tahmin ederdim. Fena değildim yani… Her öğrencim çok değerli birer hocam olmuştur.

Tiyatroyu yaşamının bir parçası haline getirmek isteyen gençler için önerileriniz ne olur?

Aşkları varsa eğer, yollarını bulurlar. Gösteriş için, laf olsun diye bu işi yapmak istiyorlarsa yollarını bulamazlar.  Tiyatro; aşkla, sevgiyle, yüreğinden bedeninden, ruhundan aktarabildiklerinle olur. 

Gördüğüm en pozitif ve en sevecen insanlardan birisiniz. Ben, zaman zaman yaşadığım çağa ayak uydurmakta zorlanıyorum ve çaresiz hissettiğim oluyor. Siz çaresizliğe düştüğünüzde nasıl baş edersiniz?

İnsan doğduğu andan itibaren çaresizliklerle savaşır. Dünyaya geldiğim için çok mutluyum; çünkü dünya aslında görülesi bir yer, aynı zamanda da insanlar tarafından tüketilen de bir yer.  Hayata her zaman gülümseyerek bakılmalı.  Bu dünyada sanat diye bir şey var. Ben Allah’ın şanslı bir kuluyum ki, hayatım boyunca sanatın içindeydim.

1962’de Türkiye’de “Yılın Kadını” ve 1994’te de Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından en başarılı 100 kadından biri seçildiniz. Bir Türk kadını olarak nasıl bir sorumluluk hissettirdi, bu bir yük oldu mu hiç?

Her pozitif adım size bazı sorumluluklar yükler.  İyi bir aşçı, terzi ya da oyuncu olsanız o sorumluluğu hissedersiniz. Ben de en iyi ve en doğru şekilde değerlendirmeye çalıştım.

"DEVLET ADAMLARI KENDİ İŞLERİNE BAKSINLAR!"

Devlet adamlarının sanatı desteklememesi ve ilgili olmamaları hakkında ne düşüyorsunuz?

Devlet adamları kendi işlerine baksınlar ve işlerinde başarılı olsunlar. Tiyatronun ve diğer tüm sanatların da önünü açsınlar. Sanattan tat alıyorlarsa giderler, görürler, izlerler. Ben devlet adamlarından hiçbirinin tiyatroya, sinemaya, operaya, baleye, konsere ilgi gösterdiğine tanık olamıyorum. Bu çok üzüntü verici bir durum...

İlgi göstermemelerinden ziyade destek de olmuyorlar sanki…

Köstek olmasınlar da ben ilgi göstermemelerine razıyım.  

81 YAŞINDA, SAHNEDE AMUDA KALKTI.

Ben sizi en son 2009 yılındaki Kraliçe Lear (Eugene Stickland) oyununda izlemiştim ve siz sahnede amuda kalkmıştınız. Bu enerji, bu aşk nasıl oluyor da bu kadar korunuyor?

Aşk ölmez. Çocukluk aşklarımız vardır, tebessümle anarız. Tiyatro da benim çocukluk aşkım ve ışığı içimde hiçbir zaman sönmedi. Enerjisini hep korudum.   

“TEMBEL OLMAKLA BİRLİKTE ÇOK KABİLİYETLİ BİR MİLLETİZ”

Singin'in the Rain ve The Phantom of the Opera’yı izleme fırsatı bulmuştum ve her ikisinin dekorunda kostümünde müthiş bir teknik vardı. Türkiye’deki oyunlarda bunun gelişememesinin sebebi sizce nedir?  

Tembel olmakla birlikte çok kabiliyetli bir milletiz. Teknik olarak ve oyunculuk olarak onlardan gerideyiz. Onların 800 yıllık Shakespeare’leri var, bizde öyle birisi yok. Biz ekonomik koşullardan dolayı çok kalabalık ve dekorlu oyunlar sergileyemiyoruz. Bir piyes önerisi geldiği zaman önce “Kaç kişilik” diye soruyoruz.

Sizi en çok hangi yazar heyecanlandırıyor?

Başta Shakespeare diyeceğim; ama modern yazarlar da hiç yabana atılır gibi değil. Arthur Miller, Tennessee Williams… Bizim yazarlarımızdan Haldun Taner, Necati Cumalı… Bizde de çok fazla tiyatro yazarı yetişti.

Sizin de yazdığınız bir oyun var.

Evet. “Hep Aşk Vardı” adında bir üçleme yazdım.     

Dünyada en çok gitmek istediğiniz yer neresi?

Madagaskar. Kızım Leyla Afrika’da çalıştı. Madagaskar’a gitmiş, o kadar güzel anlattı ki orayı… Bir de Madagaskar’ı Prosper Merimee’nin bir piyesinden bilirim. Orada da Madagaskar’a gitmek isteyen bir genç vardır. Ben o gencin hep oraya gitmesini istedim.