Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yıl 1985, Londra’da tedavi oluyorum. Sesim şimdiki gibi berbat, konuşamıyorum. Haftada üç gün terapi, kalan zamanlarda da boş boş Londra sokaklarını arşınlıyorum. İlgimi çeken birçok konu var fakat benim için öncelik Covent Garden Royal Opera... Tesadüfe bakın ki büyük sanat mabedinin müdürü bir Türk: Aydın Hasırcı. Bilet almak ve oyunları izlemek çok zor. Gazeteci kimliğiyle gidiyoruz ama ancak bir iki temsil. Sonra sökül paraları. Aydın Hasırcı ile tanışıyoruz.


Güngör Denizaşan

Dünya güzeli bir dost çıkıyor karşıma. Hemen hemen her gün Royal Opera’nın kapısını aşındırmaya başlıyorum. Bu arada Aydın’dan gözümüzü aydınlatacak bir haber alıyorum. Royal Opera repertuvarına ünlü İtalyan bestekâr Giuseppe Verdi’nin ‘Il trovatore’ operasını almış, başrolde de Jose Carreras. Eteklerim zil çalıyor. Nasıl çalmasın, bu büyük sanatçıyla tanışacağım. Fotoğraflarını çekeceğim ve İstanbul’daki operasever okuyucularıma haberleri yollayacağım. Ne büyük sükse. Bu arada basın ve halkla ilişkiler müdürü olan zarif bir İngiliz leydisi Katharine Wilkinson’la tanışınca işler tamam. O da bu fotoğraf çekme işine sıcak bakıp yardımcı oluyor. Dolayısıyla ilk gece büyük sanatçı Carreras’ın odasına girmek ve bu fotoğrafları çekmek mutluluğunu yakalıyorum. Bu arada şunu da ifade etmek isterim: Covent Garden Royal Opera’nın kulisine girmek ve bu büyük sanatçının fotoğrafını çekmek kraliçenin yatak odasına girmekten zor bir olay.