Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun, Esquire Dergisi'ne verdiği söyleşide "toplumun bu medyayı reddetmesi çok yakındır" dedi. İşte o söyleşi:
 

Size yazmayı tamamen bıraktıracak bir şey var mıdır?

Vardır. Bu son günlerde bunu ciddi olarak düşünüyorum. Türkiye'de bizim artık yazı yazmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Bizim derken..?

Benim kuşağımın, şu an medyayı yöneten irili ufaklı editörlerin, genel yayın yönetmenlerinin, yazarlarının, tümümüzün aslında bir kenara çekilip gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Türk toplumuna çok büyük kötülük ettik, yanılttık Türk toplumunu. Yıllardır yaptığımız hata yüzünden Türkiye bugün bu durumdadır. Bunda medyanın kabahati büyüktür. Payı yüzde ellinin üzerindedir. Herkes siyasetçileri suçlu gibi görür ama büyük oranda suçlu medyadır. Çünkü siyasetin bu hale gelmesinin nedenidir Türk medyası. Türkiye'nin bu hale gelmesinin nedenidir. Biz kendi toplumumuza ihanet ettik. Yıllarca Tansu Çiller'i başımıza taç ettik. Sonra Mesut Yılmaz'ı... Nasıl unutursunuz bunları... Bir zamanlar vazgeçilmez olan Turgut Özal için sonradan tam tersini yazan da biziz... O açıdan söylüyorum. Bugünlerde çok sıkıntısını çekiyorum ve üzülüyorum. Aklıma geliyor bazen, in aşağı merdivenlere otur orada bir basın toplantısı yap, diyorum. Niye bıraktığını anlat ve çek git.

Ama çizginizden ve yazılarınızdan bildiğimiz kadarıyla siz bu suça iştirak etmediniz?

Hayır, tam tersine. Ben kendimi asla ayırt etmem. Ben bu medyanın parçasıyım. Türkiye'nin en büyük gazetesinde yazıyorum. Çarkın dişlilerinden biriyim. Ben kalayım, siz gidin demem gerekirdi yoksa. Onun için ben gideyim diyorum. Kendimi suçlu gibi görmesem siz gidin ben oturmaya devam edeyim derdim.

Gazetenizin bağlı oldu grubun iktidardaki parti lehine bir yayıncılık tavrı geliştirdiğine dair bir inanç var kamuoyunda...

Bu görüşe kısmen katılıyorum. Ama aynı zamanda haksızlık yapıldığını da düşünüyorum. Biz Hürriyet'te yazıyoruz işte. Ben, Emin Çölaşan, Tufan Türenç, Oktay Ekşi var. Türk medyasındaki en sert, en eleştiri dozu yüksek, hatta zaman zaman suç sınırına varacak yazıları yazanlar bizleriz. Bunlar da bu gazetede yayınlanıyor. Bazı şeyleri görmek lazım. Hürriyet okurlarından bazıları gazeteyi bıraktılar, ya da bıraktıklarını beyan ettiler. Görebildiğim kadar çok da yürekleri el vermedi. Üstelik şu sorunun da yanıtı yok. Peki ben nerede yazabilirim?

Gazeteniz sizi bir pazarlama taktiği olarak mı kullanıyor? Gazetenize tepkili olan okurlarınızın hala bu gazeteyi almasının nedenlerinden birisiniz çünkü siz...

Gazetedeki her şey aslında pazarlama taktiğidir. Bu patronla, o işe parayı yatıranla, sermayeyle ilgili bir konudur. O para kazanmak istemektedir ve bu çok doğaldır. Bu acıdır ama doğaldır. Ama kural şudur: editoryal bölümlerin bağımsızlığı ve yazı işlerinin dokunulmazlığı. Bu ilke var mı yok mu mühim olan budur. Türkiye'de çok işlemez ama mutlaka olması gereken budur. Açık açık söyleyim, son zamanları kastederek söyleyeyim, hiç müdahale görmedim. İstediğim gibi yazılar yazıyorum. "Hürriyet genel politikasını kamufle etmek için beni kullanıyor" diye düşünüp yazmayı bırakayım mı, gidip evde mi oturayım, bu da düşünülebilir. Ama bu doğru bir şey değil. Çünkü biz yazarların en çok güvendiği bir şey vardır. Okuyucumuzun zekası. Ben okuyucunun donanımına, kültürüne güveniyorum. O hangi haberin güdümlü, hangisinin olmadığını, hangi yazının samimi olup olmadığını ayırt eder. Yani gazetenin editör masasındaki filtre sakatsa, oradaki okuyucu filtresine müthiş güvenirim ben.

Otokontrol oluyor mu ama?

Oluyor, tabi.

Sizi sevenlerin neden sevdiklerini biliyoruz. Sizi kimler sevmiyor?

Aptal dinciler. Akıllı olanları seviyor, en azından nötrler. Bakın dindarlar demiyorum, dinciler diyorum. Bu fark çok önemli. Dindar, Allah'a inanan, ibadetini yerine getiren ve bu yüce duyguyu çarşıya, pazara, siyasete bulaştırmayan, o duygunun mutluluğunu yaşayan insandır. Dinci işte o duyguyu, kendisi bundan yoksundur aslında ama, başkasındaki duyguyu siyaset, dolandırıcılık, sahtekarlık için kullanandır.

Üstüme ve üstümüze vazife değil ama sormak zorunda hissediyorum kendimi, peki siz dindar mısınız?

Madem çok içten, samimi sordun; buna ilk defa cevap vereceğim. Ben dinin gerçekten yüce bir duygu olduğunu düşünüyorum ve bu duygunun ortada kullanılmasına son derece karşıyım. Diyelim ki ben o anda içimden geldi, Allah'a yalvaracağım; birileri varsa onu gizli yapmaya çalışırım. Ortalıkta gözükmesin diye. Bunun da bilincindeyim. Ben iki yerde yazsam, dini ve o duyguyu kullanarak; okuyucunun çok artacağına inanırım ama bunu asla yapmam. Yapanlara kızdığım için de yapmam. Şimdiye kadar köşemde bir kez bile "Ben inançlıyım, ben Allah'a inanırım" demedim, asla bunlardan söz etmedim. Ama samimi sorduğunuz için, evet inançlı bir insanım. Dualarım vardır, yalvarışım vardır, yakarışım vardır ve sığınırım.

 

ESQUIRE

BAKMADAN GEÇME