22 Aralık 2011 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından,  Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine getirilen Türköne, Balçiçek İlter'in sorularını yanıtladı.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atandınız. Kıyamet koptu... 

Niye kıyamet koptu anlayabilmiş değilim ama...




 

Söz Sende'de bugün siyaset bilimci Prof. Dr. Mümtazer Türköne ile beraberdik. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanan Türköne'yle çok tartışılan bu yeni görevini konuştuk.

 

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atandınız. Kıyamet koptu... 

Niye kıyamet koptu anlayabilmiş değilim ama...

Anlayamadınız mı hakikaten?

Bu kadar rahatsızlık yaratacağını düşünmemiştim. Türkiye'de bazı şeylerin artık normalleştiğini, doğallaştığını düşünüyordum. Demek ki yeteri kadar normalleşmemiş. Türkiye bir resmi ideoloji ekseninde dönüp duran bir dünyaya sahip olmamalı. Bu insan aklına, çağın gereklerine aykırı bir şey. Tepkiler hala bu konuda ısrar eden bir kesimin olduğunu gösteriyor... 

Beni en çok şaşırtan sizin bu görevi kabul etmeniz oldu... Çünkü siz devletin tarih ideolojisi olmasına, devletin dil öğretmesine karşısınız, bu yönde söylemleriniz var. Bu konum sizin pek tercih etmeyeceğiniz bir konum gibi geldi bana...

Bu düşüncelerimi o kurulun bir üyesi sıfatıyla söylememin bir sakıncası var mı?

Yok tabii ki...

Ben bir bilim adamıyım. Akıl ve bilim Atatürk'ün bize bıraktığı en büyük miras... Bilim adamına düşen en önemli şey eleştiridir. İlerleme ve gelişme ancak böyle sağlanır. Benim de bu konuda çok fazla eleştirim var. Ve yaptığım eleştirilerin menzilini arttıran bir pozisyon olarak algıladım bu görevi. Bir de reddetmek yakışık almazdı. 

Şöyle yorumlar da yapıldı; "Başbakan vekil yapmadı, Cumhurbaşkanı onu bu konuma atadı" gibi... Teklif öyle bir yerden gelince "hayır" demek de mi zor?

Cumhurbaşkanı böyle bir görev önererek sizi onore ediyor. Sizin böyle bir görevi reddetmeniz yakışık almaz. Bu benim devlet terbiyeme aykırı bir şey olurdu. 

Siz atanmadan önce bu kurumun ne yaptığına, ilkelerine, kurallarına hiç baktınız mı?

Doğrusu kanununu atanma haberini aldıktan sonra okudum. Ama tabi şunu biliyorum; birincisi bu kuruluş anayasada yer alan anayasal bir kuruluştur. İkincisi Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi çok önemli, kritik kurumların bu kurula bağlı olduğunu biliyorum. 

Bazı ilkeler var, ilgimi çeken mesela bir tanesi; "Millî mücadele ruhu ve bilinci içerisinde; Atatürkçü düşünceye, Atatürk ilke ve inkılâplarına, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar var olma şuuruna, kişilerin ve milletin refahına, toplumun mutluluğu inancına, millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma azim ve kararlılığına bağlı kalmak ve sahip olmak" Bir başka ilke de şu; "Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, ortak ve bölünmez bir bütün halinde, millî kültür ve ülküler etrafında toplanmasını güçlendirecek doğrultuda hareket etmek" Bunları biliyor muydunuz?

Bunları okudum.

Gülümsediniz. Ama hakikaten bunlar gülümseten şeyler. Çünkü sizin söyledikleriniz bunun tamamen tersi herhalde, değil mi?

İşte bu ifadeleri eleştiren, eleştirel yaklaşan benim gibi biri böyle bir kurum için kazançtır. Zaten gelişme ve ilerleme de bu eleştirilerle mümkün olur. 

Kıyamet belki de şu yüzden kopt; bunları değiştiren kişiyi atamadan önce acaba bunların mı değişmesi lazımdı?

Demek ki bunların değişmesi için de böyle bir kurul üyesine ihtiyaçları vardı, niye öyle bakmıyorsunuz? Böyle bir diyalektik sürecin yaşanması lazım, birinin eleştirmesi lazım... Kısaca şöyle ifade edebilirim... Biz ulus devleti çok abartmışız. Asker gelip darbe yaptığı zaman da topluma bir ideolojiyi adeta üniforma gibi giydirmek gerektiğini düşünmüş. Burada Atatürk tercihinin de zorunlu bir tercih olduğunu düşünmüyorum. En elverişli onu bulmuşlar. Ve onun etrafında bir ideoloji oluşturulmuş. Ve bu ideoloji de 27 Mayıs'tan sonra oluştu. Atatürk zamanında, İnönü zamanında yoktu. Demokrat Parti zamanında biraz yeşerdi... Atatürk adını 1937'den sonra almış, bunu kimse hatırlamıyor. Demek ki Atatürk adıyla ifade edilen bir ideolojiyi 1937 öncesi söylemek zaten imkansızmış. Kemalizm diye bir ideoloji var. Mesela tek parti iktidarının faşist ismi Recep Peker'dir. Türkiye'de resmen CHP'nin genel sekreteri sıfatıyla faşizmin denendiği bir dönemdir bu. Recep Peker, İtalya'yı geziyor, Atatürk'ün huzuruna çıkıyor. Benzerini yapalım diyor. Atatürk, "Donar kalırız, Kemalizm diye bir şey icad edelim." diyor. Recep Peker, faşist partilerin tüzüklerini savunuyor, Atatürk reddediyor. Atatürk'ün kendisi çok saygıdeğer bir şey söylüyor bize, diyor ki; "Ben size bir dogma bırakmadım. Benim size tavsiyem akıl ve bilimdir." Bilim zaten eleştiriyle ilerliyor. Bilimin durması imkansız bir şey, sürekli değişen bir şey. Siz bütün bunların yanında bir skolastik bir anlayışla 1938'de vefat eden bir dehanın sözlerini yeniden yeniden yorumlayarak, gerçek bu sözlerin yorumlarındadır dediğiniz zaman bu ülkenin gelişmesini, bilim yolunda ilerlemesini engellemiş olursunuz. 

 

"ATATÜRK'Ü ATATÜRKÇÜLERDEN KORUMALIYIZ"

"Atatürk'ü severim ama Atatürkçülük konusunda endişeleri olan bir entelektüelim." diyorsunuz. Peki, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu diye bir kurum var, siz bunun üyesisiniz ve orada Atatükk'ü değil, Atatürkçülüğü kollamak gibi bir durum var. Nedir o Atatürkçülük? Ya da sizin anladığınız Atatürkçülük ne o zaman?

"Atatürk şunları söylemiştir, bundan da şu düşünce çıkar" bu değildir. Akıl ve bilimdir. Atatürk'ün söylediklerine değil çağdaş bilimin rehberliğinde dünyada olup bitenleri takip etmektir. 1938 öncesiyle sınırlı kalmak bir dogmaya saplanıp kalmaktır. Benim ayırdettiğim şey şu; Atatürk ve Atatürkçülük birbirinden tamamen farklı. Ben Atatürkçülüğün askeri vesayet düzeninin kendini topluma benimsetmek için ortaya koyduğu ve abarttığı, totaliter bir resmi ideoloji yaratma gayretlerinin bir ürünü olduğunu düşünüyorum. Nitekim bu skolastik anlayışla siz metinleri yorumlayarak bir ideoloji üreteceğiniz zaman tonlarca üretirsiniz. Tek bir yorum çıkmaz. 

Tabi herkesin Atatürkçülüğü de kendine, burda 10 Kasım'da Erol Mütercimler'i ağırlamıştım. Onu hedef alan Atatürkçülerden dert yanmıştı. O da bir taraftan tutucu Atatürkçülerden bahsediyor. Peki doğrusu nedir bu işin?

Totaliter bir ideoloji yarattığınız zaman otomatik olarak bunun farklı yorumları çıkar. Çünkü ihtiyaçlar farklıdır. Türkiye'de de yüzlerce çeşit Atatürkçülük var. Sol Atatürkçülük var, sağ Atatürkçülük var, Marksist-Leninist prensiplerle Atatürk'ü telif edenlerden tutun da bunun faşist versiyonuna kadar tonlarca Atatürkçülük var. Ve bence bunların hiçbirinin Atatürk'le uzaktan yakından alakası yok. İnsanlar daha çok Atatürk'ün sahip olduğu prestijin, bu milletteki itibarının arkasına sığınarak adeta onu bir maske, bir zırh gibi kullanarak kendi çıkarlarının peşindeler. Ve bu durum bu ülkeye zarar veriyor. 

Peki siz kendinizi Atatürkçü olarak tanımlıyor musunuz?

Hayır. Ben bunu hakaret olarak algılarım. 

İşte bu yüzden bu kuruma atandığınız için kıyamet kopuyor. Bunu da anlamanız lazım... Az önce gülmem de bu yüzdendi...

Atatürk'e ve onun mirasına sahip çıkan, onun itibarını saygınlığını savunan biriyim... Ben şunu söylüyorum; Atatürk bu ülkenin milli değeri, ona sahip çıkmamız ve korumamız lazım. Ben bunu yapacağım. Atatürk'ün öncelikle Atatürkçülerden korunması gerekiyor. 

"ATATÜRK ŞİİRLERİ REZALET DURUMDA"

Bunu biraz açalım. Niye peki?

Bana bu kurumun üyesi olarak ne yapacaksınız diye sorarsanız size şu cevabı verirdim, aynı zamanda bu sorunun da cevabını veriyor bu... İçinde Atatürk'ün geçtiği tonlarca çocuk şiiri var. Çoğu rezalet. İçinde Atatürk geçiyor diye çocuklara bunu zorla ezberletiyorlar. Bu bizim estetik anlayışımızı, şiir anlayışımızı öldüren bir şey. Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsuna çıktı ve biz 19 Mayıs'ı Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutluyoruz. Peki nasıl kutluyoruz? 1932 yılında İnönü İtalya'ya gidiyor, o dönemin bütün aydınları da yanında. İtalya'da faşist kutlamaları görüyorlar. Tam anlamıyla dini ritüel gibi. O faşist kitle ruhunu yansıtan törenler. O törenleri 19 Mayıs törenleri diye Türkiye'de kutlamaya başlıyorlar. 

Nedir o görüntüler mesela?

Sadece kitle ruhu veriyor. Yani siz birey değilsiniz, kitlesiniz anlayışını çocuklara zorla benimseten basit hareketler var. 

Spor hareketleri değil mi?

Spor değil, bedeni gelişmeyi sağlayan bir şey değil. Siz orada jimnastik yapmıyorsunuz. Mesela 500 kişi stadyumda aynı hareketleri yapıyor. Orduda askerlere yaptırılan hareketlerin aynıları. 

Daha militer bir ruhu mu yansıtıyor?

Militer olmanın yanında bireyi yok sayan, bir kitlenin parçası olduğunuzu benimsetmeyi hedef alan ve model olarak da tam anlamıyla 1930'ların faşist İtalya'sını andıran gösteriler.

Nasıl olmalı sizce 19 Mayıs kutlamaları?

Belirli bir standardı olmamalı. Tamamıyla çocukların kendilerini ifade edeceği, eğleneceği, gösteriler olmalı. Çok yaratıcı şeyler yapabilirler... Üniversitelerdeki gibi bir bahar şenliğine dönüştürülebilir. Biz bu haliyle bütün Mayıs ayını eğitimden kopartıyoruz. Beden öğretmenleri alikıran başkesen. Bütün komuta onlara geçiyor ve Mayıs ayında eğitim bitiyor. Çocuklar 19 Mayıs törenlerine hazırlanıyorlar. 

Çocukların hoşuna gidiyordur bu durum...

Bir kısmı öyle oluyordur belki. Ama çoğu değil. Beden eğitimi öğretmenleri çocukların ruhunu uygun davranmıyorlar. 

Sizin de öyle acı bir anınız var galiba? Mesela ne hatırlıyorsunuz o hazırlık dönemleriyle ilgili?

Dayak yerdik. Hazırlanırken kaynatırdık, yaramazlık yapardık. Hoca da ya hakaret ederdi, ya da şiddet kullanırdı. Yani Atatürkçülük denen şey, 1930'ların İtalya'sının faşsit gösterilerinin taklidi midir? Bu uygulamalar o günden bugüne hala devam ediyor.

Peki şiirlerden bahsediyordunuz...

Şiirlerde ciddi sorunlar var. Çocukların ezberlediği Atatürk şiirlerini açın bakın. Çoğu rezalet. Ne şiir zevki bırakıyor, ne edebi zevk bırakıyor insanda. Oturup bunları bir elemek lazım.

Atatürk için yazılmış güzel şiirleri okutmuyorlar, buna katılıyorum. Çok güzel şiirler var ama okutmuyorlar...

Genellikle tekerleme gibi ezberlenecek şeyleri okutuyorlar. Öğretmenler de kolayına gidiyor. Bir de içinde Atatürk geçince akan sular duruyor... Şimdi Atatürk büstleriyle ilgili de problemler var, çocuklar korkuyorlar mesela. Bazı büstler inanılmaz, bunun bir standardı yok. 

Peki kurul üyesi olunca şiirlere el atmayı düşünüyor musunuz?

Tabi düşünüyorum.

Peki bunun kıstası nedir? Yani başka tür şiirler mi okunacak? Törenler ne yapılacak? Siz bu konularda ne önereceksiniz?

Hilmi Yavuz gibi bir edebiyat adamının başında olacağı bir komisyon marifetiyle bu şiirlerin elenmesi lazım. Mutlaka sanat değeri olan şiirler olmalı. 

Şimdi de Atatürk'ü şiirlerden de çıkarıyorlar diye kıyamet kopacak.. Törenlerimize de el attılar diyecekler...

Çocukluğuma dair 23 Nisan törenlerini hatırlıyorum... Bazı yerlerde hava çok soğuk oluyor, çocuklar donuyorlar. Ve işkence görüyorlar. Öğretmenler, müdürler uzun uzun konuşuyor. Çocuklar bekliyor. Bu işin çocuklara ne katkısı var? Halbuki pedagoglara bıraksak, çok farklı yöntemler olabilir...

 

"ATATÜRKÇÜLÜK BİR DARBE İDEOLOJİSİDİR"

Peki kurul üyesi olarak başka ne önerileriniz olacak?

Atatürkçülük, 27 Mayıs darbesini yapan subayların yaptıkları işe meşruiyet kazandırdıkları için uydurdukları bir ideoloji. Bunun Atatürk'le, Atatürk'üN düşünceleriyle uzaktan yakından alakası yok. Atatürkçülük bir darbe ideolojisidir. 

O ideolojinin de bir kurumu var ve siz o kurumun üyesisiniz şu anda. O kurumu değiştirmek adına atılan bir adım olduğunu söylemiştiniz zaten...


Evet doğrudan doğruya Atatürk'ün mirasını kullanan bir kurum. Maddi olarak da Atatürk'ün mirasını kullanıyor. Ve benim bir entelektüel olarak görevlerimden biri Atatürk'ün mirasına sahip çıkmak.

Siz bunları söylediğinizde "Bizimle dalga geçiyor galiba bu Mümtazer Türköne" diyen var... Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz gerçekten?

Ben bu konuda ciddiyim. Atatürk'ü bu Atatürk tacirlerinin elinden kurtarmak böyle bir kurulda görev yapmak için önemli bir etken. 

Bir ilke daha var; "Millî dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılâplarını, kültür, dil ve tarih değerlerini, birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak; bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak" Herhalde bu madde şimdiye kadar sizin yazdığınız yazıları yabancı ve bölücü bir akım olarak değerlendiriyor... Şimdi siz bu maddeyi korumakla mı görevlisiniz?

Şimdi yorum çıkacak. Ben olsam bunu bir zenginlik olarak görürüm. Bu yorumların, bu görevlerin eleştirilmesi lazım. Bu eleştirilere dayanacak kadar sağlam ve güçlüyse yoluna devam eder zaten, benden bir zarar görmez. Bunlar ideolojik konular, kanun maddesi olacak şeyler değil. Bunlar insanların inançlarıyla, felsefi düşünceleriyle, siyasi düşünceleriyle alakalı konular. Siz kanun maddesi olarak insanlara emrederseniz, o ülke katılaşmış, kimsenin özgürce bir şey yaratamadığı geri, ilkel bir ülke haline gelir. 

Siz anayasada ideoloji olmaması gerektiğini de savunuyorsunuz. Bu anayasada Atatürk milliyetçiliği olmasın anlamına da gelir, değil mi?

Evet. Anayasada geçen Atatürk milliyetçiliğinin kaldırılması lazım. Atatürk milliyetçiliğinin ne olduğunu bilen bir adama ben rastlamadım. Oturup bir kavram ortaya atıyorsunuz ve canınız istediği zaman kullanıyorsunuz. Silahın gücüyle iktidara el koyduğunuz zaman bunu gerekçe olarak gösteriyorsunuz. Atatürk milliyetçiliği kavramının içeriğini dolduracak donanımda biri de çıkmadı bugüne kadar. Anayasanın başlangıç kısmında da Atatürkçülükle ilgili ibareler var, bunların çıkması lazım. Devletin vatandaşına herhangi bir ideoloji dayatmaması lazım. Çünkü bir ideolojiyi dayattığınız zaman bunun farklı yorumları ortalığı kaplar, kavga konusu haline gelir. İnsanları özgür akıllarıyla baş başa bırakmak lazım. Bilim herhangi bir ilerleme kaydettiği zaman, herkesin medeni dünyada rekabet halinde olan görüşlere açık olması lazım. Siz bunu anayasada yer verip, hükmettiğiniz zaman da tüm özgür düşünceleri engellemiş oluyorsunuz. 

O zaman bu kurumun da anayada yer almaması lazım anladığım kadarıyla...

Yeni bir anayasa yapıldığı zaman bu kurulun o anayasada yer alacağını sanmıyorum. Anayasal kurum olmaktan çıkarılması lazım. Ama Atatürk'ün bir mirası bu sonuçta. Ben 19. yüzyıl tarihçisiyim, Türk Tarih kurumunun araştırmalarından çok yararlandım. Türk Tarih kurumu kongreleriyle, yayınladığı kitaplarla önemli katkılarda bulundu. Türk Dil Kurumu'nun da önemli katkıları var. Dilin de homojenleşmesi lazım. İtalyanlar Dante'nin ilahi komedyasını referans alarak İtalyanca'yı bir milli dil haline getirdiler. Türk Dil Kurumu da zaman zaman amacını aşmakla beraber faydalı projeler yürütüyor.

Tabi siz bunları böyle anlatıyorsunuz ama Ataürkçülük için canını feda etmeye hazır bir sürü de insan var bu memlekette. Atatürkçülük kavramını mı oturtmak lazım acaba? Ne olduğunu mu tanımlamak lazım? Akıl ve bilim yeterli olur mu bu tanım için sizce?

Atatürkçülüğü reddetmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü böyle bir ideoloji ekseninde bütün bir ülkeyi kenetleyemezsiniz. Bunun farklı yorumları çıkar. Adı üzerinde "ideoloji". İdeolojiler gerçeğin çarpıtılmış biçimleridir. Gerçeğin gerçek biçimini ancak bilimle tarif edebilirsiniz. O da zamanla değiştiği için hiçbir zaman sabit bir tanım olmaz. 

Peki Atatürkçülüğün içindeki hangi ilkeler sizi rahatsız ediyor?

Nedir Atatürkçülüğü ifade eden ilkeler diye sorduğunuz zaman herkes farklı şeyler söylüyor. Kimisi için bağımsızlık çok önemli, kimisi içinse laiklik... 

Asıl korkular da laiklikte başlıyor. Çünkü Atatürkçülük kavramı hayatımızdan çıkarsa laiklik gidecek diye düşünen çok insan var...

Burda da şu problem var... Laikliğe ihtiyacımız var evet. Ama siz bu prensibi dünyanın her yerinde uygulanan genel anlamından uzaklaştırıp bir ideolojinin içine yerleştirdiğiniz zaman otomatik olarak arıza çıkıyor. Halbuki bu bir anayasal prensip, bir ideoloji değil. Siz Atatürkçülüğün içine yerleştirdiğiniz zaman bunu tartışma konusu haline getiriyorsunuz. Laiklik tartışılmamalı. Laiklik bir anayasal prensip olarak devletin dinler karşısındaki tarafsızlığını sağlayan ve inanç konusunda özgürlük tanıyan bir ilke.

Tartışma haline getiriliyor diyorsunuz ama yakın zaman kadar tartışmak bile mümkün değildi...

Evet Türkiye şöyle bir şey de yaşadı. 2006 yılında Bülent Arınç, "şu laikliği tarif edelim" dedi. Herkes ayağa kalktı. Bizim ihtiyaç duyduğumuz şey şu; özgür akıl, eleştirel akıl. Toplumların ilerlemesi bununla mümkün. Özgür aklın önüne hangi engeli getirseniz, o toplumu geri bırakırsınız. Şimdi siz, oturup toplumu bir ideolojiyle şekillendirmeye, tek tip hale getirmeye kalktığınızda o ideolojiyi yorumlayacak beyinlere hapsedersiniz. Mesela aker yorumladı Atatürkçülüğü, askerin yorumladığı Atatürkçülük'ten ne olur? Asker ne bilir? 

 

Katılıyorum söylediklerinize ama aslında anayasayı da yorumlar yapmıyor mu? Mesela sivil anayasa konusunda hangi yorum daha doğru diye tartışmalar yapmıyor muyuz?

İnsanı, insan haklarını evrensel bir değer olarak kabul ettiğiniz zaman anayasada tartışacağınız bir şey kalmıyor. Ama yorum dediğimiz şey ideolojiden çıkıyor. Yani siz kavramlara ideolojik bir değer atfetiğiniz zaman içinden çıkamıyorsunuz. Bütün dünyada kabul edilen, evrensel insan hakları beyannamesinde geçen temel haklar var. Bu konuya hangi ilkeyle hangi ideolojiyle karşı çıkarsınız.
Yalnız bazı ilkelerde dünya standartlarında çok oynama var. Mesela Laiklik ilkesi 

Bizim anayasamızın 10. maddesi kanun önünde eşitlik prensibini düzenliyor. Kanun önünde eşitlik prensibi aslında felsefi inançlar konusunda da devletin tarafsız olmasını öngörüyor. Yani vatandaşına eşit olması için devletin herhangi bir ideolojiyi, herhangi bir inancı tercih etmemesi lazım. Atatürkçülük gibi yüzlerce versiyonuyla canınızın istediği gibi doldurduğunuz bir inancı devlet katında tercih ederseniz vatandaşların eşitliğini de engellersiniz. Atatürkçü ideolojinin falanca versiyonuna katılan ve ya katılmayan bir sürü insan var. O kadar zengin bir literatür var ki 5 bin civarında kitap var bu konuda. 

Olsun, daha fazla olsun. Ne farkeder ki? 

Memlekete ne faydası var diye sorun. Düşüncenin gelişmesine, Türkiye'de toplumla ilgili anlayışın değişmesine ne faydası oldu? diye sorsanız... Hiçbir faydası olmadı. Bütün Üniversitelerde Atatürk İlke ve İnkilapları Enstitüsü var. 
Onlar da mı hiç fayda getirmedi?

Hiçbir faydası yok. Bence tarih alanında tarih biliminin standardını düşüren enstitüler bunlar. Atatürk İlke ve İnkilapları tarihçisiyle normal tarihçileri biraraya getirin. Normal tarihçiler hakikaten tarihçidir. Bu mukayese bile çok değer ifade ediyor. 
Peki, sizin bu göreve getirilmenize en fazla tepki CHP'den geldi. Kılıçdaroğlu sizi hedef alan konuşmalar yaptı. Bu tepkiler için ne düşünüyorsunuz?
CHP'nin siyasi mücadelesinde kullandığı figürlerden biri Atatürk. CHP'yi kuran Atatürk. CHP'nin 'altı ok'u kemalizme ait. Doğal olarak bir siyasi üstünlük aracı olarak görüyorlar. Ve siyasi rekabette üstünlük sağladığını düşündükleri için de dört elle sarılıyorlar. Şimdi böyle olunca %20 civarında oy alan bir partinin tekeline vermiş oluyorsunuz Atatürk'ü. 
%20 az bir oran mı peki?

Az bir oran değil ama geriye kalan %80'i niye Atatürk'ten uzaklaştırıyorsunuz. Niye Atatürk'e tek başınıza sahip çıkıyorsunuz. Bırakın onlar da sevsinler. Onların sevmesine de izin vermiyorlar. Atatürk bize ait diyorlar. Böyle bir tavır bu. Ben bunu Atatürk'ün mirasına karşı da bir haksızlık olarak görüyorum. 
Peki çok teşekkür ediyorum geldiğiniz için. Sanıyorum bu önerilerinizi daha uzun süre tartışacağız...

BAKMADAN GEÇME