AA

Beyin Damar Hastalıkları Hasta Derneği (BEYİNDER) Başkanı Prof. Dr. Derya Uludüz, "Çin kaynaklı çalışmalarda, koronavirüs öyküsü olan kişilerin yüzde 36'sında nörolojik yakınmaların gözlendiği bildirildi ve Kovid-19 tanısı alan olguların yüzde 6'sında inme kliniği ile prezentasyon gözlendi." dedi.

Prof. Dr. Uludüz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bulaşıcılığı nedeniyle ürkütücü olan koronavirüse karşı yaşlıların daha çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Her 40 saniyede bir kişinin felç geçirdiğini ve felç geçirenler arasında da her üç dakikada bir kişinin yaşamını yitirdiğini anlatan Uludüz, nörolojik hastalığı olanlar açısından Kovid-19'u değerlendirdi.

Uludüz, "Belirtmek gerekir ki nörolojik hastalığı olup, bağışıklık sistemini etkileyecek ve kendi öz bakımını ihmal etme olasılığı olan kişiler riskli gruptadır." dedi. Koronavirüs riskinin alzaymır, parkinson ve ağır inme hastalarında oluşan riskin, normal kişilerden daha fazla olduğunun altını çizen Uludüz, şunları kaydetti:

"Alzaymır, parkinson ve ağır inme hastaları, öz bakımları zayıf hastalardır. Hareket kısıtlılığı ve sakatlık nedeniyle bağışıklık sistemleri daha zayıftır. Dolayısıyla enfeksiyona daha yatkın haldedirler. Diğer epilepsi, multiple skleroz (MS) gibi hastalıkları olanlar da böyle bir risk artışı yok, toplumla aynı riski taşıyorlar. Ancak Kovid-19'a yakalanan nörolojik hastalarında nörolojik yakınmaların kötüleşebileceğini akılda tutmak gerekiyor. Nörolojik hastalar, Kovid-19 pozitif tanısı aldıklarında bu olgularda epileptik nöbetler ve ayrıca MS hastalarında tablo kötüleşebilir. Bunun nedeni ise bağışıklık sisteminin bozulması ve enfeksiyon olmasıyla vücutta bir stres reaksiyonu yaratarak nörolojik tabloyu kötüleştirir."

Ölüm sıralamasında inmenin çok yüksek sıralarda yer aldığını ifade eden Uludüz, "Ancak burada risk faktörleri dediğimiz tetikleyici hastalıkların varlığında inme sıklığı artıyor ve tablo daha şiddetli olabiliyor. Risk faktörleri ne kadar çok ise inmede ölüm ve sakatlık oranı da o denli yüksek olabiliyor. Koronavirüs tablosunda da birtakım riskli hasta grupları var ki aslında aynı risk grupları inmedeki tetikleyici hastalıklardır. Bunlar, diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, atriyal fibrilasyon gibi kalp ritim bozuklukları hem inme hem koronavirüs için risk oluşturuyor. Öte yandan Çin kaynaklı çalışmalarda, koronavirüs öyküsü olan kişilerin yüzde 36'sında nörolojik yakınmaların gözlendiği bildirildi ve Kovid-19 tanısı alan olguların yüzde 6'sında inme kliniği ile prezentasyon gözlendi." değerlendirmesinde bulundu.

- "65 yaş üstü bireyler riski en aza indirerek evde ve stresten uzak bir dönem geçirmeli"

Prof. Dr. Uludüz, inmenin en çok 55 yaş üstünde görüldüğünü belirterek, "İnme olguları için yüzde 30 olguda sebep bulunamaz ve hiç tetikleyen risk faktörü yoktur. Hastanın eğer başka risk faktörleri yoksa ve inme 3 aydan eski ise Kovid-19'a yakalanma riski normal bireylerle benzer. Ancak yakın dönemde inme geçiren kişilerde vücut yaşanılan tabloya bağlı streste olacağından (her tür şiddetli hastalık vücut için bir stres kaynağıdır) kortizol düzeyleri yüksektir ve bu da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyeceğinden virüse yakalanma riski artacaktır." dedi.

65 yaş üstü bireylerin, riski en aza indirerek, evde ve stresten uzak bir dönem geçirmesinin önemli olduğunu dile getiren Uludüz, şöyle devam etti:

"Hipertansiyon, kalp hastalığı, ritim bozukluğu, diyabet gibi risk faktörleri beraber olduğundan ve bu tabloların kendileri de koronavirüs enfeksiyonu için risk taşıdığından, inme olguları da aynı risk oranını taşımaktadır. Öte yandan 3 aydan eski dönemde inme geçiren bir kısım olguda sakatlık oranı yüksek olması nedeniyle yürüyemediklerinde veya yatağa bağımlı olduklarında kendi öz bakımları da yeterli olmayacağı için bağışıklık sistemi zayıf olacaktır ve bu durum özellikle 55 yaş üstü olgularda daha belirgindir. Yaşlılarımızın, evde geçirilen zamanlarında beyinlerini rahatlatmaları ve daha mutlu hissetmesi için mutlaka yapacak bir şeylerimiz vardır. Özellikle kriz dönemlerinde başkalarına yardım etmek için kendimizi daha güçlü hissederiz ve dayanışma bilincimiz daha fazladır."

- "Evde geçen zamanlarımızda, öncelikle vücudumuza ve ruhumuza iyi bakacağız"

Prof. Dr. Uludüz, toplumsal izolasyon sürecine de değinerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Evde geçen zamanlarımızda, öncelikle vücudumuza ve ruhumuza iyi bakacağız, evde olsak da sağlığımızı tehlikeye atmayacağız. Düzenli şekilde ellerimizi yıkayacağız, ev halkıyla temas mesafemizi bir metreden uzak tutacağız. Yeterli uyuyacağız, normal saatinde kalkacağız, sağlıklı besinler tüketeceğiz ve hareket etmeye devam edeceğiz. Alanımız dar olsa da pes etmeyeceğiz. Yoga veya egzersiz aletlerini kullanarak hareketler yapılabilir. Oturduğunuz yerden kalkıp gün boyu sık sık olmakla beraber veya tercihen iki saatte bir 10 dakika evin içinde dolaşılabilir. Ayrıca mutlu olmak için etraftan sürekli gelen bilgilere karşı dikkatli olmak gerekiyor. Şu anda basında en doğru kaynak, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan bilgilendirmelerdir. Telefon ve televizyon karşısında geçirilen zamanı azaltmaya gayret edin. Beyninizi çok fazla ve gereksiz bilgi ile doldurmak hem aşırı yormanıza hem de endişe ve korkuya kapılmanıza neden olacaktır."

Uludüz, evin düzeni ve temizliği konusunda zaman harcamanın da rahatlatıcı bir aktivite olduğunu belirterek, "Koronavirüse karşı ilk yardım kiti hazırlayın, bu endişe ve korkularınızı azaltacaktır. Arkadaşlarınızla ve ailenizle bağlantıya geçin ve büyüklerinizi arayın hatta görüntülü konuşun, komik videolar paylaşın. Aile büyüklerimizle uzaktan da olsa ilgilenmek hem bizleri hem de onları mutlu edecektir. Hiçbirimiz bu anları yaşamak istemeyiz ama bu günlerin mutlaka bizlere öğretecekleri var. Bol bol kitap okuyun, film izleyin. Çocuklarınıza yatmadan önce masal okuyun. Bu aktiviteler sizi, hem de inme riski olan yaşlılarımızı aktif tutacak, endişe ve korkudan uzaklaştıracaktır. Uzun vadede bu aktiviteler beyne mola vermesi açısından son derece sağlıklıdır." dedi.

Nörolojik hastalık alanlarında koronavirüse ilişkin yapılan araştırmaları anlatan Uludüz, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Birkaç hafta önce ilk çıkan yayınlarda koronavirüs olgularının yüzde 36'sında nörolojik belirtiler gözlenmişti. Ön planda baş ağrısı, şuurda bulanıklık, inme kliniği gibi yakınmalar görüldü. Hatta aniden solunum güçlüğü ile yere düşüp nefessiz kalarak ölen olgular için de yeni tartışmalar gündeme geldi ve bu vakalara otopsi yapılmadı. Ancak araştırmacılar, olguların akciğerlerde solunum yetmezliğinden ziyade bu kadar ani düşüp nefes alamadıkları için ani ölmelerini beyinde omurilik bölgesinde solunum merkezinin ani çalışmasının durmasına bağlı olabileceğini savundu. Henüz netlik kazanmamakla birlikte bu olasılık güçlü gibi görünüyor. 3-4 gündür ise yapılan çalışmalardan gelen sonuçlara göre koronavirüs tutulumunda klasik yakınmaların yanında daha erken dönemde koku ve tat alma güçlüğü, koku alamama gibi yakınmalarının bir kısım olguda görüldüğü belirtiliyordu. Bu çalışmalara göre 'tat ve koku alma güçlüğü, Kovid-19 için yeni ve önemli bir yakınma olabilir.' tartışmalarını gündeme taşıyacak."