Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Şu günlerde Türkiye yayın ve düşünce hayatının nabzı Londra'da atıyor. Kitap ve kelam dünyasından 150'ye yakın isim burada toplanmış durumda. Yazarlar, şairler, akademisyenler, çevirmenler... Seçilen slogan anlamlı, memleketin yoğun gündemine de denk düşüyor: "Bütün renkleriyle Türkiye."
Pazar akşamı Büyükelçimiz Ahmet Ünal Çeviköz'ün ev sahipliğinde verilen resepsiyona doğru yola çıkıyorum. Şehrin sokaklarında edebiyatımızın her daim beyefendi ve alçakgönüllü kalemi Sevgili Doğan Hızlan'ı görmek ne güzel sürpriz. Ardından, her adımda tanıdık bir simaya rastlaya rastlaya varıyorum verilen adrese. Açılışa ilgi o kadar fazla olmuş ki salonda adım atacak yer yok.
Bir grup edebiyat eleştirmeni, gazeteci kaldırımda sigara içiyor. Murathan Mungan, Müge İplikçi, Mario Levi ile sohbet ediyoruz aralarda. Osmanlı tarihçisi Philip Mansel, gazeteci Andrew Finkel, bambaşka kulvarlardan ne çok isim bir arada. Türkiye'de kolay kolay görmediğimiz sahneler yaşanıyor. Yazarların eleştirmenlere şaka yollu takıldığı, yayıncıların gazetecilere hal hatır sorduğu dostane, biraz da sürreel bir ortam.

*

Pazartesi sabahı resmi açılış var. Kültür Bakanı Ömer Çelik konuşmasında edebiyat tarihimizin mihenk taşı olagelmiş isimleri zikrediyor. İçinde Mehmet Akif, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Ali Şir Nevai olan uzunca bir liste bu. Farklı ideolojik kesimlerden edebiyatçıları ayrım yapmadan kucaklama arzusunu ben kendi adıma olumlu buluyorum.
Lakin gönlüm isterdi ki Halide Edip Adıvar'ın da adı geçsin. O niye anılmadı kendi dönemdaşları anılırken, aklımı kurcalamadı değil. Öte yandan çok sayıda kadın yazar, şair, çevirmen ve yayıncıyla katıldı bu sene Türkiye fuara. Bunu görmek umut verici.
Törenin hemen arkasından sanatçı Fazıl Say'a verilen ceza haberi ulaşıyor haber ajanslarına. Bomba gibi düşüyor haber; ağızdan ağıza yayılıyor. Herkeste bir şaşkınlık, inanmazlık, moral bozukluğu. Kimsenin beklemediği bir karar bu. Hem Türk hem İngiliz gazeteciler bizlere gün boyu bu konuyu soruyor: "Türkiye'de ifade özgürlüğü var mı?" Kelimeler havada asılı kalıyor.
Twitter'da sayısız kızgın mesaj dolaşıyor. Bir şeyi gözlemliyorum. Uzaktan kolay geliyor nice insana. Gidip savcıya ifade vermek, mahkemeye çıkmak, savunma yapmak... Bunların bir birey üzerinde, bilhassa bir sanatçı üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğini düşünmüyoruz. Fikren katılmam gerekmiyor. Fikrine katılmadıklarım da dahil hiçbir sanatçının, yazarın, şairin kelimelerinden dolayı mahkeme kapılarına gelmesini gönlüm kabullenmiyor.

*

"İfade özgürlüğünün hudutları var mı? Varsa nerede çizilmeli?" sorusu sadece Türkiye'de değil tüm dünyada tartışılıyor. Ama bizlerin bu konuda yol almamız için evvela konuyu sükûnetle tartışabilmemiz lazım. Kimseyi damgalamadan, kendi içimizde "düşmanlar" yaratmadan...
Salı ve çarşamba, paneller, imzalar, etkinlikler tam gaz devam ediyor. Türkiye'den her yazarın başına gelen şey benim de başıma geliyor tabii ki. Edebiyat panellerinde roman yazma sanatından veya ilham perilerinden ziyade iç ve dış siyaset, kadim memleket meseleleri soruluyor.
Sadece İngiliz seyirciler değil, Türk seyirciler de sanatçılardan bu konulardaki fikirlerini paylaşmalarını talep ediyor. Yaralarımız çok. İncinmişliklerimiz, incitmişliklerimiz de öyle. Hep söylediğim bir şey var. Türkiye'de yazar olup da, bilhassa romancı olup da apolitik kalmak gibi bir lüksümüz yok.
Bugün Türk edebiyatına gösterilen ilgi şüphesiz uluslararası arenada Türkiye'ye duyulan merak ve ilgiden bağımsız değil. Görünen o ki Türkiye kültürüyle, sanatıyla, edebiyatıyla, insanlarıyla daha çok konuşulacak. Ama nasıl konuşulacağı bizlerin, hepimizin elinde. Acilen, önemle, yeni, yepyeni, özgürlükçü, çoğulcu ve çok daha demokratik bir Anayasa'ya ihtiyacımız var.

BAKMADAN GEÇME