Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Barışa destek vermek için yola çıkan heyetin Akdeniz Grubu, hafta sonu Hatay ve İskenderun’da idi. 350 civarında kişiyle görüşüldü, endişeler ve öneriler alındı; bunlar çalışma sonunda rapor edilecek. Ben ise çalışmalara eşzamanlı olarak gözlemlerimi ve notlarımı aktarmaya devam edeceğim. Hatay son derece kozmopolit bir il. Şehir üç semavi dine ev sahipliği yapıyor, ayrıca yoğun bir Nusayri/Arap Alevisi nüfusa sahip. Kent “bereketli topraklar üzerinde” senaryosuna eşlik edecek denli velud bir coğrafyada, kadim kültürlerin kucağında. Çoğulcu dokusundan mütevellit, bu kentte görüşler de homojen değil. Görüştüğümüz STK temsilcilerinin hepsinin medyayı gayet iyi takip ettiği hemen anlaşılıyor. Çözüm sürecini güncel olaylar ve konjonktürel bağlam üzerinden okuyor ve sorunlarını dolaysız bir şekilde aktarıyorlar. Hatay’da “Kapalı kapılar ardında büyük tavizler veriliyorsa o barışa amin denmez” diyenler de vardı. “PKK ve KCK tutuklarına genel af” , “anadilde eğitim” talep edenler de. Arap Alevileri “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünden en az Kürtler kadar rencide olduklarını; kimliklerin tanınması konusunun sevindirici olduğunu ifade ediyorlar, ama “Nusayri” kelimesinin şeytanlaştırılmasından rahatsızlar; demokratikleşmenin kendilerine uğrayacağı konusunda ümitsizlik içindeler. En baskın endişe, “Türk ve Kürt Sünniler barıştığında sorunlarını Alevilerin üzerine ihraç ederler mi?” endişesi. En baskın talep de “Türk Sünni kültürünün egemen baskısının sona erdirilmesi” talebi. TC ibaresinin kaldırılması tartışması ise üzerinde en çok mutabık kalınan rahatsızlık. Yerim kısıtlı olduğu için bugün sadece süreçle ilgili endişeleri ve eleştirileri aktaracağım. Barışı küçük şerhlerle, küçük “ama”larla destekleyenlerin katkılarını nasipse cuma günü yazacağım.

BARIŞA DESTEK VE BÜYÜK ÖLÇEKLİ ‘AMA’LAR...

Görüşlerini büyük bir “ama” ile açıklayanların argümanları ise kısaca şöyle:  Vatanın ve milletin bölünmediği, bayrağın değişmediği, Anayasa’dan “Türk milleti” ifadesinin çıkarılmadığı bir barış istiyoruz. Ancak 30 yıllık savaşın barışını birkaç aya sığdırdıklarına bakarak, bu unsurların zarar görme riskinin yüksek olduğuna hükmediyoruz, endişeliyiz.  İktidar dün ak dediğine bugün kara diyebildiği gibi dün kara dediğine de bugün ak diyebiliyor. Barışa destek veriyoruz ama güven sorunu yaşıyoruz.  Bu coğrafya elinizi sallasanız kimliğe çarpan bir coğrafya, her birinin taleplerini karşılayabilir mi devlet? Bu işin sonu bölünmeye gitmesin?  Batı’daki Türkler, Güneydoğu’da mülk edinemiyor, bugün Türklerin mülk edinme özgürlüğü yok. Bu şartlar düzeltilmeden barış olmaz.  Hatay’ın barışını bozan, Güneydoğu’ya barış getiremez. Suriye’de rejimi çökertmeye çalışıp Türkiye’deki teröristle el sıkışmak barış fikrine uymaz. Atatürk “Yurtta barış cihanda barış” diyor, mihenk taşı bu olmalı. Komşumuz Suriye’deki ateşi körüklerken evdeki kanı durdurmaya çalışıyoruz, bu çelişkili bir tavır.  Ben Alevi’yim, hak taleplerim var ama elime silah almadığım için mi kabul ettiremiyorum diye düşünüyorum şimdi. PKK elinde silah olduğu için mi imtiyaz kazanıyor? Bu adil değil. Alevilerin taleplerine de karşılık verecek, bütüncül bir barış paketi söz konusu olmalı. Bu süreç sadece Kürtlere imtiyaz tanındığı algısını yaratarak ilerlememeli.  Şeffaflık istiyoruz, hükümetin yol haritasını daha açık bir biçimde paylaşmasını istiyoruz, sürecin arkasında genel af var mıdır, bu iş federasyona kadar gidecek midir, başkanlık sistemi barış sürecinin bir parçası ya da önkoşulu mudur? Bu konularda daha açık davranılsın, biz de kararımızı ona göre verelim.  1.5 milyonluk Hatay’da 630 bin Arap Alevi, 30 bin Türk Alevi’si yaşıyor. Ama bu ilde tek bir Alevi il müdürü yok. Tek bir emniyet müdürü, tek bir il sağlık müdürü, tek bir bayındırlık il müdürü yok. Geçmiştekiler hiç değilse hamamın namusunu kurtarmak için bir-iki tane atama yapardı, AK Parti hiç yapmadı. Şimdi Kürtlerin etnik kimliği tanınıyor, bu işte bir haksızlık yok mu? 

Cuma günü devam edeceğim. Her zaman dediğim gibi, “nasipse”...

BAKMADAN GEÇME