Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat Rakı:Yalnızlığın panzehiri

        KÜRŞAD OĞUZ/ HT CUMARTESİ- ÖZEL RÖPORTAJ

        Şair ve yazar Refik Durbaş, kendi hesabıyla "50 yıldır" rakı içiyor... Hatta bu iki kimliğini birleştirdi ve 2007 yılında "Rakı ile Edebiyat Muhabbeti" (Heyamola Yayınları) isimli bir kitap yayımladı. Refik Durbaş, edebiyatımızın önemli isimleriyle aynı masada rakı içmiş, onların renkli sohbetlerine tanıklık etmiş bir isim... Rakı - edebiyat ilişkisini ve rakıya ilişkin doğruları ona sormamak olmazdı...

        **Rakıyı yazmış isimlerden birisiniz. "Rakı ile Edebiyat Muhabbeti" nasıl tepkiler aldı?

        Kitap kısa sürede iki baskı yaptı. Şiir dışında en çok ilgi gören kitabım oldu. Dört bölümden oluşuyordu. Birincisinde 90'lı yıllarda bizzat benim de içtiğim İstanbul meyhanelerini anlatıyordu; ikinci bölümde içki, özellikle rakı üzerine izlenimlerimi; üçüncüde Ahmet Rasim'den günümüze (hatta Atatürk de dahil) yazar, çizer, şairlerin, roman ve öykücülerin rakı üzerine yaşanmış anekdotlarını konu ediniyordu. Son bölümde ise 70'li yıllarda bizzat arkadaş olduğum ve birlikte içtiğimiz kimi içki muhipleri üzerine yazdığım şiirlere yer vermiştim. Bu şiirlerde 50 kişi vardı; aslında "50 Türk Büyüğü" ismiyle kitap olacaktı ama tek başına kitap olarak yayınlanmadı.

        **Edebiyatla rakı arasında nasıl bir ilişki var?

        Valla kardeş kardeş geçiniyorlar, araları çok iyi, hiç kavga ettiklerini, birbirlerine küstüklerini görmedim.

        **Edebiyat tarihimizde hangi yazar-çizerin arası rakıyla iyidir?

        Ben hayatımda rakı ile demeyeyim ama, içki ile arası kötü bir yazar-çizer görmedim. Edip Cansever mesela rakı içmezse, cin içerdi. Turgut Uyar votka içerdi. Ressam Cihat Burak şarap da içerdi. 60 yaşına kadar ağzına içki koymayan Kemal Özer, son yıllarında içki içmeye başlamıştı. Ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca hayatında ağzına hiç sigara koymadı, ama 80 küsur yaşına kadar rakısından vazgeçmedi. Ben 16 yaşında Güzel Marmara şarabıyla başladım, ama tam 50 yıl rakıdan vazgeçmedim. Örnekleri o kadar çok ki, yazılsa bir kitap olur...

        **Rakının efsanesi kimdir?

        Benim aklıma Ahmet Rasim geliyor. Şu kısa öykü bile onun nasıl bir efsane olduğunu anlatır.

        Öleceği gece Ahmet Rasim'e içki vermeyen oğlu, yandaki odada kadehleri yuvarlıyormuş... Üstat, bunu haber alınca,

        - Oğlum, demiş, mızıkçılık ediyorsun.

        Bu olaydan yarım saat kadar sonra üstat hayata elveda deyince, oğlu odaya girmiş ve babasının üzerine kapanarak,

        -Babacığım, demiş, asıl mızıkçılığı sen yaptın!

        "İÇKİNİN BİBERİ VE BAKLAVASI"

        **Rakıda aslolan nedir? İçmek mi, yemek mi, konuşmak mı?

        Rakının özü muhabbettir. Muhabbet kıvamında değilse istediğin kadar yesen, içsen ne olur. 50 yıllık deneyimlerime, daha doğrusu büyüklerimden gördüğüme göre iyi, yani "sıkı" içiciler yeme-içmeden önce muhabbete önem vermişlerdir. Çünkü muhabbet içki sofrasının, adabının hem biberidir hem de baklavası... Bir sofra ne kadar iyi yemeklerle, iyi içkilerle donatılmış olursa olsun, muhabbette arıza varsa o sofranın bir kıymeti harbiyesi yoktur.

        **Rakı insana neler yaptırır?

        Rakı insanı güzelleştirir. Güzelliğine güzellik, erdemine erdem, iyiliğine iyilik katar. İyi bir rakı sofrasında bulunmak bir akademide öğrenim görmek gibidir. En önemli, en güzel felsefe eğitimi bu sofralarda alınır. Hayat deneyimleriniz artar, görgünüz bilginiz artar, dünyaya bakışınız değişir. Daha ne olsun...

        **Rakı neyle içilir?

        Dediğim gibi rakının baş mezesi muhabbettir, gerisi teferruattır. Dağlarca mesela tek başına içmeyi severdi, üstelik bir küçük peynirle, söğüş domatesle... Ben onu hiç donatılmış bir masada görmedim. Bizde şöyle bir alışkanlık var. Meyhaneye gitmeden önce masalar hazırlanır, mezelerden ayrı bir tabak koyacak yer yoktur masalarda. Sonra ara sıcaklar gelir, ardından ortaya et ya da balık söylenir. Ama mezelerle mideler öyle doldurulmuştur ki, et ya da balıklar ucundan birer çatal alındıktan sonra çöpe atılır. Oysa içki de mezeleri de dengeli olmalıdır.

        **Yanında ne yemek gerekir?

        Rakı ile yemek yenmez. Yemek isteyen lokantaya buyursun. Rakı meyhanede içilir. Bu konuda Yunanlılar'a bayılıyorum. Midilli'ye, Selanik'e gittim. Bir kere rakıya buz atmıyorlar. Mezeler çay tabağı misali küçük tabaklarda geliyor, neredeyse birer çatal... Garson ikide bir başınıza dikilmiyor, ara sıcaklardan ne vereyim diye... Eski zamanda Galata Köprüsü altındaki Eşref Şefik'in meyhanesi de böyleydi.

        **Rakıda ölçü nedir? Kaç duble makbuldür? Kaç dublede ne olur?

        Adam gibi, usulüne, adabına göre içtikten sonra kaç duble içtiğinizin bir önemi yok. Selahattin Hilav'ın elinden 24 saat rakı kadehi düşmezdi. Ben de ömrü hayatımda kaç duble içtiğimi hiç saymadım. Rakı insanın ruh hali ile ilgilidir. Kimi gün bir kadeh içmek istersiniz, iştahınız kesilir, kimi gün bir büyüğü devirirsiniz. Ha, "fondip"çiler bunun dışındadır tabii. Mesela Can Yücel, sonuna kadar içmek isterdi. Rakı ile başlar, şarapla bitirebilirdi geceyi... Onlar istisna tabii...

        **Rakı edeple nasıl içilir?

        Bir konuşup beş dinleyerek...

        "FAZLA MÜZİK SULU RAKIDIR"

        **Rakı insanı kalabalıklaştırır mı, yalnızlaştırır mı?

        Şöyle söyleyeyim, rakı yalnızlığın panzehiridir. Ben mesela meyhaneye gitmek kadar evde yalnız başıma içmeyi de severim. Ve evde çoğu zaman da yalnız içerim. O zaman kendimle konuşurum, geçmişimin ve geleceğimin muhasebesini yaparım, düşünürüm.

        Rakının sahte bir mutluluk verdiğini söyleyenler var...

        Mutluluğu sahte kimselerin uydurması olsa gerektir.

        **Rakının çılgın müzikli, birbirini duymadığın ortamlarda içilmesi doğru mudur?

        Çalgılı, müzikli yerlerde içmek en sevmediğim şeydir. Oralara müzik dinlemek için gidilir, içki içmek değil. Gidilmez demiyorum, müzik de bir ruh ibadetidir çünkü, onun da ritüellerine dikkat etmek gerekir. Ama meyhanede muhabbet edilecekse, müziğin fazlası rakıya çok fazla su katmak gibidir.

        **Rakı masasında ne konuşulmaz? Ne rakıya meze yapılmaz?

        Benim aklıma dedikodu yapılmaz geliyor.

        **Susuz rakı içmek daha mı doğrudur?

        Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun bir şiiri vardır, ne sulu ne susuz diye... O şiirde bir hikâye anlatır.

        Karadeniz yöresinde çok yakışıklı bir çoban ile çok güzel bir karısı vardır. Çoban her akşam içmektedir, karısı ise buna üzülmektedir. Kadın gider, bir büyüğüne danışır, kocamı bu illetten nasıl kurtarayım diye... Bilge adam, kasaptan taze bir ciğer al der, üzerine rakıyı sulu ve susuz olarak dök... Sulu rakıyı gören ciğer şişer, güzelleşir; susuz rakıda ise ceviz büyüklüğünde kalır, pörsür. Kadın ondan sonra kocasına rakıyı sulu içirir. Eyüboğlu ise diyor ki, "Ulan rakı ulan namussuz, ne sulu ne de susuz..." Bilmem anlatabildim mi?

        **Tekel dönemine göre rakılar daha güzelleşti mi?

        Elbette, bir kere çeşitlendi. Rekabet geldi, ama fiyatlar da tavan yaptı o da ayrı bir konu...

        BİR RAKI HİKÂYESİ...

        "Rakı ile Edebiyat Muhabbeti"nden bir anekdot...

        Gençlik arkadaşı Fikret Adil, meyhaneye gitmek üzere, bir gün Necip Fazıl Kısakürek'e sorar:

        "Nereye çıkıyorsunuz?"

        "Tokatlı'nın arka salonuna..."

        Yanlarında Peyami Safa da vardır.

        "Ya bu akşam?"

        "Bu akşam para yok" der Fikret Adil, "sende var mı?"

        Necip Fazıl, bir an düşünür.

        "Durun" der, "şimdi 10 lira bulup geleceğim."

        Gider ve gerçekten de 10 dakika sonra gelir.

        "İşte" der, elindeki 10 lirayı gösterir ve ardından da ekler:

        "Hayat dergisine bir şiir sattım."

        Peyami Safa sorar:

        "Hangi şiiri sattın?"

        Peyami Safa, o sıralar Cumhuriyet gazetesinde yazmaktadır.

        Necip Fazıl'ın sustuğunu görünce üsteler:

        "Yoksa Cumhuriyet'in edebiyat sayfasına verdiğin şiiri mi sattın?"

        Gerçekten de Necip Fazıl, o gün Cumhuriyet'e verdiği şiiri Hayat dergisine de satmıştır.

        MODA MEYHANESİ

        Refik Durbaş'la yeni açılan Moda Meyhanesi'nde konuşma planımız, o gün bastıran şiddetli yağmura kurban gitti. Ama biz, bu çok konuşulan meyhaneyi gizlice test ettik. Türk, Rum, Ermeni mutfaklarının çeşitli mezelerinin sunulduğu mekânda ana yemek yok. Müzik kıvamında, tam bir meyhane ortamı... Ot kavurma, kuru patlıcan dolma, peynir köfte, muhammara ve dil söğüş önerilir... Aslında tam Durbaş'lıktı ama artık bir dahaki sefere...

        Moda Caddesi, 82/B Kadıköy

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ