Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takip edebildiğim kadarıyla İtalya ve İspanya da biraz bizim gibi. İngiltere’de daha az. Ama benim açımdan ciddi sorun, sanki ben de dahil tüm spor basınımızı kemiren ve ‘Y Kuşağı- Dünyaya açık genç jenerasyon’ tarafından bir türlü anlaşılmayan büyük bir kusurumuz var: Bizler yerli teknik direktörlere karşı serçe gibi davranırken, yabancı hocalara şahin oluyoruz. Terim’in karşısında ceket ilikleyemeden konuşamayacakların, Tudor’u bir dövmedikleri kaldı. Şenol Hoca’ya soru sormadan önce yarım saat güzelleme girizgahı yapmadan soruya başlayamayanların Schuster ve Tigana’ya küfür kafir ettikleri bilinmiyor mu? Ya da Topal-Souza tercihi yapıyor diye Vitor ve Dick Advocaat için eleştiriler yapılırken, “Burası F.Bahçe, çalıştığı kulübün büyüklüğünü biliyor mu?” soruları sorulurken Aykut Kocaman’ın Topal-Souza tercihi için “Onun da tarzı bu ne yapalım” yorumları yapmak; kaçtığı basın toplantısından ya da palavra istifa numarasından sonra hiç soru soramamak başka neyle açıklanabilir? 

SERDAR ALİ ÇELİKLER: "Hayatında birçok takımda başarısız olmuş isimler yabancı hocaya ‘gavur’ diyebiliyor. Herhangi bir yerli meslektaşına söyleyemeyeceği cümleleri yabancıya rahatlıkla sarf edebiliyor."

 

Biz beraber oturabildiğimiz, sohbet edebildiğimiz, bir şeyler paylaştığımız insanlar için duygusal hisler besleyip; tercümansız konuşamadığımız, bizimle yemeğe çıkmayan; buraya temelde ekmek parası kazanmaya gelmiş bir yabancıya ‘gazetecilik’ yapıyoruz. Bu ayrımcılığımız artık daha fazla belli oluyor. Hayatında birçok takımda başarısız olmuş isimler yabancı hocaya ‘gavur’ diyebiliyor. Herhangi bir yerli meslektaşına söyleyemeyeceği cümleleri yabancıya rahatlıkla sarf edebiliyor.

Bu iki yüzlü değilse de iki taraflı davranış biçimimiz ‘Y kuşağı ve dışarıya dönük genç kitle’ tarafından fark ediliyor ve hiç hoş karşılanmıyor. Artık objektif kriterlere göre yapacağımız eleştirilerde sevdiğimiz, tanıdığımız insanlarla tanımadığımız yabancılar arasında bu kadar farklı davranış sergilememeliyiz. Mesleğimizi yıpratıyoruz çünkü. Umarım bu satırların yazarından başlayarak bu ayrımcılığı azaltarak bitirebiliriz.

*************

İŞARETLER BENZER AMA ‘BİR ALEX’ YOK

Fenerliler bilir “Bir Alex değil” tamlamasını. Şimdi bana soruyor Fenerli taraftarlar, “Abi ne olur sene sonu halimiz?” diye.. Ümitlerini diri tutuyorlar. Kocaman’dan ziyade başkanın müdahaleleri ile takımın toplandığı görüşündeler. Rakiplerin sendelemeleri de onları ümide iten sebepler. Üstelik meşhur 2010-11 sezonunda da Sivas ve Antalya maçlarındaki galibiyetler sonucu yükseliş başlamıştı. İşaretler benzer. O zaman da başkan takımı toparlamış ve Lugano’nun söylemi üzerine prim dağıtma kararı almıştı. Kocaman ve taifesinin, yandaş medyasının da desteğiyle bitirmeye çalıştığı Alex krizine el koymuş ve Alex’in tartışılmasını sonlandırmıştı. Sadece Kocaman’a değil yandaş medyasına da ayar vererek üstelik. Bu sene de benzer işaretler var ama ‘Fener’de bir Alex’ yok. Aslında dünyada Alex kadar skorer santrfor arkası yok-kalmadı ama Giuliano-Janssen-Valbuena-Soldado 4’lüsünden 3’ü skor üretebilir. Marifet devre arasında bir skorer sağ kanat oyuncusu bulmakta. Böylece Valbuena- Giuliano-Transfer ve önlerinde Janssen ya da Soldado’lu 4’lü yeterince skor üretebilir. Sol bek tamam ama 8 numara ile falan uğraşmayıp mutlak skora katkı verecek becerikli bir kanat forveti arayışına yönlenmek gerek.