BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Oslo’da ilk kar yağışıyla birlikte işinden dönen Birte Becker, oğlunun eşiyle yaptığı kardan adamı görmek için sabırsızlansa da ilginç bir şekilde kardan adam ortadan yok olur. Kısa bir süre sonra pencereden kendilerine bakan kardan adamı gördüklerinde hayli şaşırırlar. O sırada yaşanan cinayetler ve kardan adam imzalı mektuplar ilginç olayların başladığını haber verir. Jo Nesbó’nun ‘Kardan Adam’ romanından beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmenliğini Tomas Alfredson üstleniyor. Filmde Katrine Bratt rolünde çaylak bir dedektifi canlandıran güzel oyuncu Rebecca Ferguson ile filmin setine, erkek egemen set ortamında nasıl hissettiğine uzanan keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. HT Cumartesi'nden Deniz Egeli'nin röportajı...

Filmin ilginç bir konusu var...

Evet, Norveç’te bir seri katil dolaşıyor. Kar yağdığında seri katil harekete geçiyor. Bu olaya atanmış dedektif Harry Hole ve benim karakterim Katrine Bratt da ekibe katılıyor. Filmin ilerleyen bölümlerinde bu genç, naif ve mutlu dedektifin daha karanlık bir hikâyesi olduğunu görüyoruz.

Kitabını okumuş muydunuz?

Jo Nesbø okumuştum ve hikâyelerini severim. Ama ‘Kardan Adam’ı okumamıştım.

Kitaplarında en çok ne hoşunuza gidiyordu?

Sanırım tasvirleriyle ilgili bir şey var. Çevresinden bağımsız olarak karakter yaratma konusunda çok iyi. Yeniliğini, umutsuzluğunu ve biraz da cinsellik olmasını seviyorum. Olaylar basit değil, her şey oldukça karmaşık. Dolayısıyla tek bir duygunuz olmuyor.

Yönetmenle daha önceden tanışıyor muydunuz?

Hayır, tanışmıyorduk. Ancak Tomas’la çalışmayı çok istiyordum. “Let The Right One In”deki çekim tarzına âşık olmuştum. Yeni, canlı ve o kadar iyiydi ki, “Benimle neler yapabilecek görelim bakalım, nasıl zorlayacak?” diye düşündüm.

Gerçekten zorladı mı?

Evet. Kâğıt üzerinde çok sıkıcı görünen bir sahneden müthiş bir şey çıkarabiliyor. Her şeyin ardında çok fazla zekâ olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca müzikalite ve renk var.

Bu projede sizi ikna eden şey Tomas mı oldu yoksa kitaplar mı?

Jo Nesbø’nun çok iyi bir yazar olduğunu düşünüyordum. Tomas’ınsa muhteşem bir görsel dehası var ve bunu sözlere dökebiliyor. Dehşet veren sahnelerin ayrı bir sessizliği var.

‘YANLIŞ YAPMA İZNİM VARDI’

Oslo’nun dondurucu kışında çekim yapmak sizi zorladı mı?

Oslo’ya daha önce bir reklam filmi çekimi için gitmiştim ama etrafını hiç görmemiştim. Bu film beni Rjukan’a, Bergen’e ve Oslo’ya götürdü. Nefes kesici bir güzelliği var. Bence Tomas’ın bu manzarayı alıp başlı başına bir karaktere dönüştürmesi inanılmaz. Bu Scandi Noir türü filmlerin ve dizilerin ortak özelliğidir. Ortamı ayrı bir karakter yaparız. Büyük bir tehdit oluşturan boşluk manzaraları yalnızlık duygusu veriyor. Ağlayan ya da çığlık atan birisi oluyor ve yankısı devam ediyor. Çok tehditkâr.

Karakteriniz erkek egemen bir meslekte zeki, genç bir kadın. Kendi işinizde de benzer zorluklar yaşıyor musunuz?

Bu zor bir soru. Geçen gün bir arkadaşımla bu konuyu konuşurken bana önemli bir şeyden bahsetti. “Günümüzde kadının kurban edilmesinden konuşuyoruz ve feminist erkeklere bakmayı unutuyoruz” dedi. Bunu ilginç buldum. Çünkü etrafımdaki erkekler erkeksi ama feminenler. Nazik ve samimiler. Kendimi eşit hissediyorum. Etrafımdaki bütün erkeklerle eşit hissediyorum. Ama yüzde 75’i erkek olan bir setteyken kendimi bir kurban gibi görmüyorum. Çok güçlü ve bağımsız biriyim ama ben bir insanım.

Yeni feminist toplumda erkek kim?

Amaç erkeklerin geri adım atması değil, erkeklerin kadınlarla yan yana yürümesi.

Role girip çıkmak sizin için nasıl bir deneyim?

Hiç zorlanmıyorum. O anlamda çok fazla karakter oyuncusu oldu- ğumu düşünmüyorum. Keşke olsaydım. Ama benim için role girip çıkmak ve yün çoraplarımı giyip Hudson Nehri boyunca yürümek sorun olmuyor.

‘Kardan Adam’ın setinden eve protez bir parmak götürdünüz mü?

Hayır. Özgür bırakmak istiyordum ama yapmadığım için çok sinirliyim. Genelde her setten bir şey çalarım.

Gün sonu dinlenme ritüeliniz nasıldır?

Her zaman mutfağı olan bir dairede kalıyorum. Pazardan organik gıdalar alıyorum. Ben Amerika’da, oğlum İsveç’te bile olsa Skype sayesinde ona uykudan önce kitap okuyorum. Rutin alışkanlıklarım var ve akıl sağlığım için çok önemliler.

‘4 haftadan sonra özlemezsiniz’

İsveç’te yaşamayı seviyor musunuz?

Evet. Oğlum orada okula gidiyor. Kopenhag ya da Oslo’ya gitmem sadece bir saat sürüyor. Gürültülü şehirleri sevmem. Yalnız kaldığımda ormanda yürüyüp mantar topluyorum.

Anne olup oyunculuk yapmayı nasıl başarıyorsunuz?

İnanılmaz zor. Önemli olan programlamak. Her iş için, en iyi arkadaşım olan çocuğumun babasıyla oturuyoruz ve sormaya başlıyoruz: “Lokasyon nerede, nasıl halledebilirim, Isaac’in tatilleri ne zaman?” Onu her ayın ikinci veya üçüncü haftasında en az bir hafta görmeye çalışıyorum. Rutin işlerim oluyor. Birinden dört haftadan fazla uzak kalırsanız onları özlememeye başlıyorsunuz. Sanırım Meryl Streep ya da başka biri bana “Asla üç haftadan uzun süre ayrı kalma” demişti.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300