Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

En iyi 20 soygun filmi

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
16 Temmuz 2019 Salı

“Amerikan Soygunu”nun (American Animals) gösterime girdiği hafta sinema tarihinin unutulmaz soygun filmlerini yeniden hatırladım... Soygun, hiç kuşkusuz suç filmlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri. İçinden soygun geçen tüm filmleri  dikkate almak yerine seçkiyi bir ya da birkaç soyguna odaklanan filmlerle sınırlamak istedim. “Bonnie ve Clyde” ya da “Take the Money and Run” gibi soygundan ziyade soyguncuların hayatını konu alan filmleri, western türündeki soygun öykülerini başka bir seçkiye bırakarak eledim. Soygundan ziyade aksiyon ve çatışmayı öne çıkaran filmlerden de uzak durmaya çalıştım. İşte 1950'lerden günümüze sinema tarihinin en sevdiğim 20 soygun filmi...

 

Elmas Hırsızları 1950
(The Asphalt Jungle) Yönetmen: John Huston
Birçok sinema tarihçisine göre “modern soygun filmlerinin öncüsü” olarak kabul edilir... Hapisten yeni çıkmış tecrübeli bir soyguncu, içeride geçirdiği günlerde mükemmel bir soygun planı yapmıştır ama bir miktar “sermaye” ve ekibe ihtiyacı vardır... Başlangıçta her şey yolunda gider ama soygun sırasında çıkan bir terslik nedeniyle olaylar farklı şekilde gelişir. Stüdyo patronu Louis B. Mayer, ortaya çıkan sonucu hiç beğenmemiş “Bir sürü çirkin ve tiksindirici adam, çirkin ve tiksindirici işler yapıyor” diye filmi aşağılamıştı. Film tam da bu nedenle, bir klasik haline geldi; çünkü John Huston, o yıllarda sıkça rastlanan klişelerle dolu ahlaki bir suç hikâyesi anlatmak istemiyordu. Suç dünyasının içinden gelen sahici karakterlerin olduğu karanlık ve gerçekçi bir suç filmiydi onun istediği... Hedefine ulaştı, “The Asphalt Jungle” soygun filmleri için bir model haline geldi.

Rififi 1955
(Du rififi chez les hommes) Yönetmen: Jules Dassin
En iyi soygun filmi listelerinin vageçilmezlerinden biri... Türün öncülerinden olduğu kesin... Amerika doğumlu yönetmen Jules Dassin'in Fransa'da çektiği bu filmi yeniden seyrettiğimizde, türün yıllar içinde geçirdiği değişimi görmeniz mümkün. Soygun filmleri bir zamanlar daha sakin ve telaşsız sahneler içerirdi. Özellikle bu filmdeki yaklaşık 30 dakikalık diyalogsuz ve müziksiz soygun sahnesi nerdedeyse ikonik bir nitelik taşır. Yönetmen Jules Dassin, hırsızların niye bu kadar sessiz çalıştıkları sorulduğunda “Bu adamlar, sessizlik içinde çalışan profesyoneller. Gürültü onların düşmanı” diye konuşmuştu. Filmdeki hırsızlar işlerini gerçekten de büyük bir özen, ciddiyet ve soğukkanlılıkla yapıyorlar. Auguste Le Breton’un romanından filme uyarlanan “Rififi”, sadece bu sahnesi itibarıyla değil, arızalı karakterleri itibarıyla da klasik bir soygun filmi. Başrollerinde Jean Servais ve Carl Möhner oynuyor.

Kadın Katilleri 1955
(The Ladykillers) Yönetmen: Alexander McKendrick
Sık sık karakola gidip mahalledeki şüpheli olayları ihbar etmeyi kendine görev edinmiş yaşlı bir kadın, beş azılı soyguncu ve klasik müzik... Tüm bunlar nasıl bir araya gelir demeyin? Soyguncular, stratejik önemi nedeniyle yaşlı kadının evindeki bir odayı kiralıyor. Ev sahibine güven vermek için bir klasik müzik grubu olduklarını söylüyor ve yalanlarını sürdürebilmek için enstrümanlarıyla her gün birlikte düzenli “prova” yapıyorlar. Oysa tek amaçlarının bankayı soymak olduğunu biliyoruz... İngiliz sinema endüstrisi içinde başlı başına bir ekol olarak kabul edilen Ealing Stüdyoları'nın imzasını taşıyan klasik bir kara komedi...  Alec Guinness, Cecil Parker, Herbert Lom, Peter Sellers, Danny Green, Jack Warner ve Katie Johnson'ın oynadığı filmin 2004'te Coen kardeşler tarafından bir yeniden çevrimi yapılmış ama orijinal filmin çok gerisinde kalmıştı.

Son Darbe 1956
(The Killing) Yönetmen: Stanley Kubrick
Suç dünyasının kıdemli isimlerinden Johnny Clay (Sterling Hayden), emekli olup evlenmeden önce yaklaşık 2 milyon dolarlık son bir soygun yapmayı planlar... Niyeti at yarışları sırasında paranın toplandığı gişeyi soymaktır ve elinde gerçekten iyi bir plan vardır. Önce ekibini oluşturur ve harekete geçer ama ekipten birinin boşboğazlığı nedeniyle bir noktadan sonra her şey ters gitmeye başlar... “The Killing”, “The Asphalt Jungle” ile birlikte soygun janrının modelini oluşturan klasik filmlerden biri. Gösterime girdiğinde eleştirmenlerin dikkatini çekmiş ama modern anlatı yapısı nedeniyle seyirciyi cezbedememişti. Bugün kamera çalışması, senaryosu, karakterlerinin işlenmesi ve kurgusuyla bir soygun filmi klasiği olarak kabul ediliyor. Tarantino “Rezervuar Köpekleri”ni yazarken “The Killing”den esinlendiğini söylemişti.

Pembe Panter 1963
(The Pink Panther) Yönetmen: Blake Edwards
Prenses Dala (Claudia Cardinale) dünyanın en büyük elması Pembe Panter'le birlikte Alp Dağları'ndaki  kayak merkezine gelir... İngiliz hovarda  Sir Charles Lytten (David Niven), Prenses'i baştan çıkarmak için ilk hamlelerini yaparken, Fransız polis müfettişi Clouseau (Peter Sellers) elmasın peşindeki “Phantom” adlı gizemli hırsızı yakalamak için “sahne”ye girer... Sahi, “Phantom” kimdir? Hikâyenin genelinde yan karakter olan Fransız müfettişin Peter Sellers'ın yorumuyla yıldızlaştığı film, öylesine eğlenceliydi ki bir seriye dönüştü. Serinin yıldızı elbette Peter Sellers oldu... Sonraki yıllarda peş peşe çekilecek birçok soygun komedisine esin kaynağı olan “Pembe Panter”in özellikle kostümlü balo sahnesi mükemmeldir. Seyretmekten bıkmadığımız filmlerden biri...

Topkapı 1964
Yönetmen: Jules Dassin
İstanbul'da çekilen ve Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan değerli bir hançeri çalmaya çalışan bir çetenin hikâyesi.. Eric Ambler'in 1962 tarihli “The Light of Day” adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde, Melina Mercouri, Peter Ustinov, Maximilian Schell, Robert Morley ve Akim Tamiroff gibi uluslararası oyuncu kadrosunun yanı sıra Ege Ernart, Senih Orkan ve Danyal Topatan gibi Türkiye'den oyuncular da görev almıştı. Elmasın tavandan özel bir düzenekle aşağı sallandırılan bir hırsız tarafından çalınması fikri, daha sonra “Mission Impossible” (1996) başta olmak üzere birçok filmde farklı şekillerde karşımıza çıkmıştı. 

Kibar Soyguncu 1968
(The Thomas Crown Affair) Yönetmen: Norman Jewison
Thomas Crown (Steve McQueen) paraya ihtiyacı olmayan varlıklı bir iş adamıdır. Sırf zevk için bir bankadan 2.6 milyon dolar para çalar. Onun için önemli olan planın mükemmelliğidir... Sözgelimi, soygun için kurduğu ekipte onunla yüz yüze gelen kimse yoktur. Soygunu araştırmakla görevli sigorta müfettişi Vicki Anderson (Faye Dunaway) her şeyin arkasında onun olduğunu hisseder ama bunu kanıtlaması kolay değildir. Üstelik birbirlerini görür görmez aralarında karşı konulması güç bir çekim oluşur... Vicki Anderson araştırmalarını derinleştirirken aralarındaki duygusal yakınlaşmaya  engel olamaz.  Thomas Crown ise yeni bir soygun planı yapmaya başlar... Michel Legrand'ın bestelediği unutulmaz “The Windmills of Your Mind” şarkısıyla da akıllarda kalan, 1960'lar popüler sinemasının unutulmaz filmlerinden biri. 1999'da yeniden çekilmişti...

İtalyan Usulü Soygun 1969
(The Italian Job) Yönetmen: Peter Collinson
Cezaevinden yeni çıkan Charlie Croker (Michael Caine), artık hayatta olmayan eski bir arkadaşının yaptığı soygun planını gerçekleştirmek üzere harekete geçer... Torino kentinde gerçekleşecek 4 milyon dolarlık bir altın soygunudur bu... Croker'ın ayrıntılı bir plan yapması ve başkalarını da ikna etmesi gerekir... İngilizlerin sadece kendi sinemalarını kapsayan soruşturmaların çoğunda ilk 100'e girmeyi başaran filmlerden biri. Bazı unutulmaz replikleri, seyirciyi ikilemde bırakan o unutulmaz finali ve Mini Cooper marka otomobillerin yer aldığı aksiyon sahnesiyle klasikleşmiş bir soygun filmi. 2003'te yeni nesiller için bir yeniden çevrimi de yapılmıştı.

Ateş Çemberi 1970
(Le cercle rouge) Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Usta Fransız yönetmen Jean-Pierre Melville, suç filmlerine kendi tarzını ve dokunuşunu getiren bir sinemacı... Biri hapisten yeni çıkmış, diğeri ise polis nezaretinden kaçmayı başarmış iki tecrübeli suçlu, tesadüf eseri karşılaşır ve bir mücevherciyi soymak için işbirliği yaparlar. Alkolik bir eski polisten de yardım alarak soygun için harekete geçerler ama polis ve mafya peşlerindedir... Jean-Pierre Melville’in Jules Dassin’in 1955 yapımı “Rififi” filmine selam gönderdiği uzun ve sessiz soygun sahnesi, filmin zirvesi... Başrollerinde Alain Delon, Yves Montand, Bourvil ve Gian Maria Volonte’nin oynadığı “Ateş Çemberi”, Melville'in en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilir.  

Belalılar 1973
(The Sting) Yönetmen: George Roy Hill
Senaryosunu David S. Ward'un yazdığı, başrollerinde Paul Newman ve Robert Redford'un oynadığı “Sting”, büyük bir dolandırıcılık hikâyesi anlatır. Ahlaki anlamda baştan sona onayladığımız ve yanında olduğumuz bir dolandırıcılıktır bu... Hedef, açgözlü, acımasız ve kötü kalpli bir gangster olan Doyle Lonnegan'dır (Robert Shaw). Ortağını öldüren Lonnegan'dan intikam almak isteyen üçkâğıtçı başka bir üçkâğıtçının yardımıyla kumar tutkunu Lonnegan'a bir tuzak kurar... “Tezgâh içinde tezgâhın döndüğü”, sürpriz sonlu filmlerin henüz moda olmadığı bir dönemde çekilen “The Sting” gösterime girdiği yıl en iyi film dahil 7 Oscar kazanmış ve daha sonraki yıllarda benzer birçok başka filme esin kaynağı olmuştu.

Köpeklerin Günü 1975
(Dog Day Afternoon) Yönetmen: Sidney Lumet
Film, 22 Ağustos 1972'de Brooklyn'de yaşanmış başarısız bir banka soygunu teşebbüsünden  yola çıkar... Acemi suçlular Sonny (Al Pacino) ve Sal (John Cazale) için soygun, kötü başlar. Çok sıcak bir yaz günüdür ve arkadaşları son dakikada kaçarak onları yalnız bırakır. İçeri girdiklerinde kasada çok az para olduğunu anlarlar. Üstelik polis kısa sürede bankanın etrafını sarmıştır... Yine de teslim olmaz ve içeridekileri rehin alırlar. Rehinelere çok iyi davranır, hasta olanları hemen serbest bırakırlar. Sonny'nin soyguna kalkışma nedeni sevgilisinin cinsiyet değiştirme ameliyatı için gereken parayı bulmaktır... Sonny herkesin sempatisini kazanır ama sonuçta polis ve FBI için acilen yakalanması, etkisiz hale getirilmesi gereken bir soyguncudur. Al Pacino'nun mükemmel oyunculuğu ve karanlık, umutsuz finaliyle hafızalara kazınan gerçekçi bir soygun filmi...

Wanda Adında Bir Balık 1988
(A Fish Called Wanda) Yönetmen: Charles Crichton, John Cleese
İki Amerikalı iki İngiliz'den oluşan çete, Londra'daki bir mücevher mağazasını soyar.  Ters giden hiçbir şey yoktur ama Wanda (Jamie Lee Curtis), sevgilisi olan çete liderini ihbar ederek yakalanmasını sağlar... Daha sonra avukatı Archie Leach'i (John Cleese) baştan çıkararak 20 milyon dolarlık elmasların nerede olduğunu öğrenmeye çalışır... Çetenin diğer Amerikalı üyesi Otto (Kevin Kline), Wanda'nın başının belasıdır. Diğeri (Michael Palin) ise son derece nazik bir balık severdir... En az iki üç kez hiç bıkmadan seyredilebilecek bir suç komedisi. Senaryoyu yazan, başrolde oynayan John Cleese'in jenerikte adı geçmese de filmin yönetmenlerinden biri olarak kabul edildiğini belirtelim.

Rezervuar Köpekleri 1992
(Reservoir Dogs) Yönetmen: Quentin Tarantino
Hikâye bir mücevher mağazasını soymak isteyen bir grup soyguncu ve onların arasına sızan bir polisle ilgili... Asıl mesele ise kötü giden soygunun ardından kimliğini gizlemeye çalışan polisle diğer suçlular arasındaki ilişkilerde gizli... Filmin 1990'lar sineması üzerinde derin etki bırakan hikâye kurgusu, soygunun hemen öncesi ve sonrasını gösterdikten sonra ekibin kurulma dönemine kadar uzanıyor... Hikâye kurgusunun yanı sıra iyi yazılmış karakterleri ve aralarındaki psikolojik gerilimle gelmiş geçmiş en iyi soygun filmlerinden biri...  

Aşk ve Para 1998
(Out of Sight) Yönetmen: Steven Soderbergh
Elmore Leonard'ın romanından sinemaya uyarlanan film, hapisten kaçan banka soyguncusu Jack Foley (George Clooney) ile onu yakalamaya çalışan federal görevli Karen Sisco (Jennifer Lopez) arasındaki romantik ilişki üzerinden ilerler... Film, renkli yan karakterlerin varlığı, etkili diyalogları ve hikâye kurgusuyla da öne çıkar. Foley ile Sisco arasındaki hırsız – polis ilişkisi, Foley ve arkadaşlarının yaptığı bir soyguna kadar uzanır... Bu arada, “Out of Sight”ın tüm zamanların en sakin, telaşsız banka soygunlarından biriyle başladığını belirtelim. Soderbergh'in suç ve soygun filmi çekme konusundaki ustalığının kanıtlarından biri...

Ocean's Eleven 2001
Yönetmen: Steven Soderbergh
1960 yapımı “Ocean's 11”in yeniden çevrimi... Ted Griffin'in mükemmel senaryosu ve Soderbergh'in şahane yönetmenliğiyle orijinalini geride bırakmayı başaran nadir yeniden çevrimlerden biri... Hapisten yeni çıkmış olan Danny Ocean (George Clooney), filmin kötü adamı Terry Benedict'in (Andy Garcia) Las Vegas'taki gazinolarını soymak için ayrıntılı ve karışık bir plan yapar. Ekipte kendisi dışında 10 kişi daha vardır... Ekibin toplanması, planların yapılması, ortaya çıkan terslikler ve finalde ortaya çıkan sürprizleriyle klasikleşmiş bir soygun filmi...

İçerideki Adam 2006
(Inside Man) Yönetmen: Spike Lee
Senaryosunu Russell Gewirtz’in yazdığı film, New York’ta Wall Street’teki bir bankada yaşanan 24 saatlik bir soygun sürecini anlatıyor. Denzel Washington rehine pazarlığını yürüten Detektif Keith Frazier’i, Clive Owen ise her şeyin inceden inceye planlayan soyguncuların lideri Dalton Russell’ı oynuyor.  Oyuncu kadrosunda Jodie Foster, Chiwetel Ejiofor ve Christopher Plummer gibi isimler de var. Spike Lee’in anlatım ustalığını konuşturduğu ve türün en iyi örneklerinden birini verdiği film, hikâye kurgusuyla da öne çıkıyor. Sonuna kadar ilgi ve merakla izlediğimiz filmde “büyük resim” ancak finalde ortaya çıkıyor. Görüntü yönetimi ve Terence Blanchard’ın müziğiyle de öne çıkan film Spike Lee’nin en çok iş yapan filmlerinden biri.

Başlangıç 2010
(Inception) Yönetmen: Christopher Nolan
ABD ordusunun icat etmiş olduğu bir rüya makinesi var filmde. Kablolarla bağlananlar aynı rüyanın içine girebiliyor. Asıl önemlisi, insanlar rüyanızda gezinirken siz fark etmiyorsunuz. Bu da makinenin bilgi hırsızlığı amacıyla kullanılmasını sağlıyor. Dom Cobb (Leo DiCaprio) rüyalarınıza girip bilgi çalma konusunda tam bir usta... Müşterisi Saito (Ken Wataneabe) bu kez ondan bilgi çalmasını değil, bilgi tohumu ekmesini istiyor ve insan zihninde geçen, gerçeküstücü resimlerden esinlenen bir aksiyon başlıyor... “Inception”, düşlerde gezen bir adamın trajedisiyle sıra dışı bir soygun öyküsünü birleştiren çarpıcı bir film.

 

Ant-Man 2015
Yönetmen: Peyton Reed
“Ant-Man” ilk bakışta klasik bir “dünyayı kurtaran adam” öyküsü gibi görünse de bir soygun filminin özelliklerini taşıyor: Ekip toplanıyor, plan yapılıyor, operasyon başlıyor ve terslikler, sürprizler eşliğinde ilerliyoruz. Filmde, önce  Ant-Man teknolojisini geliştiren Hank Pym'i (Michael Douglas), sonra hapishaneden yeni çıkan Scott Lang'i (Paul Rudd) tanıyoruz. Scott, halka kazık atan bir şirketi soyduğu için hüküm giymiş eğitimli biri. Pym, zekâsına ve soygun konusundaki maharetlerine hayran olduğu Scott'u Ant-Man olarak işe alıyor... Ant-Man içine herkesin girebileceği mühendislik harikası bir kostümün adı aslında. Giyen kişi, böcek boyutlarına kadar ufalıyor ve zihin gücüyle karıncaları yönetebiliyor. Tek düğmeye dokunarak aniden küçülüyor, büyüyor. Tüm bu özellikler, kuşkusuz onu ideal bir soyguncu haline getiriyor... Ama Hank Pym'in derdi zengin olmak değil kuşkusuz.
 

Şanslı Logan 2017
(Logan Lucky) Yönetmen: Steven Soderbergh
Otomobil yarışlarında gişelere akan nakit parayı çalmaya çalışan kardeşlerin öyküsü... Ocean's serisinde, ince planlar yapan profesyonel suçlular dünyasını konu alan Steven Soderbergh, bu kez geçim derdi, kronik başarısızlık, terk edilmişlik, şanssızlık gibi sorunlarla boğuşan ve alt sınıftan gelen karakterler üzerine bir film çekmiş. Ama suç dünyasıyla ilgisi olmayan Jimmy Logan'ın (Channing Tatum) hazırladığı soygun planı, yabana atılacak gibi değil. Hatta öyle girift bir plan ki, içinde tecrübeli bir kasa hırsızını hapisaneden kaçırıp, geri getirmek dahi var. Asıl önemlisi, birçok soygun filminde olduğu gibi, planın bütününü, ayrıntı ve inceliklerini finale doğru ancak kavrayabiliyor olmamız...  Soygun planı kadar karakterler ve onların geçmiş öykülerinin de iyi yazıldığı kesin.

 

Dul Kadınlar 2018
(Widows) Yönetmen: Steve McQueen
Kötü giden bir soygun sırasında eşlerini kaybeden üç kadın yeni bir soygun için bir araya gelir. Soygun onlar için bir fırsattan ziyade tek kurtuluş yoludur...  Linda (Michelle Rodriguez) kaybettiği mağazasını geri isterken, Alice (Elizabeth Debicki) maddi açıdan kimseye muhtaç olmayacağı bir gelecek hayal eder. Eşi Harry'nin soyduğu çete patronu tarafından ölümle tehdit edilen Veronica'nın (Viola Davis) ise önünde fazla seçenek yoktur. Soygun üçü için de kendi kaderlerini tayin etmek ve hayatlarına sahip çıkmak anlamına gelir. Feminist bir alt metinden söz edilebilir ama politik alt metinler, feminizmden biraz daha baskın...  Yönetmen McQueen açılıştaki soygun, çatışma ve takip sahnesi başta olmak üzere anlatım olarak türün hakkını vermiş. Aksiyon sahnelerinde gösterişli şık koreografileri bir yana bırakıp sahneyi en inandırıcı şekilde nasıl çekeceğine odaklanmış...  “Dul Kadınlar” kara filmlere özgü sakin bir gerçekçiliği, politik yozlaşma filmlerinin öfkesiyle birleştiren bir suç filmi.

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.