Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Son yılların en iyi bilimkurgu dizilerinden biri

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
04 Temmuz 2020 Cumartesi

(UYARI: Yazıda ‘Dark’ dizisindeki sürpriz gelişmelerden söz edilmese de bazı yorumlar, hikâye örgüsüne dair ipuçları barındırır.)

*

‘Dark’ın ikinci sezonundan söz ederken ‘Umarım yazarların, üçüncü sezon ya da final için sağlam fikirleri vardır’ diye yazmıştım. Çünkü ‘Dark’ gibi hikâye ağırlıklı dizilerin kötü finalleri asla kaldıramayacağı kesin… Sezonlar boyunca tutkuyla izlenen ‘Lost’un, salt finali nedeniyle bugün pek de iyi anılmadığını unutmamak gerek. Buna karşılık, finalini seyrettikten sonra ‘Dark’a ayırdığım zamanın tek bir dakikası için bile pişman olmadığımı söyleyebilirim…

‘Dark’ı beğenmeyene sözüm olmaz. Sonuçta zaman yolculuğu konusunda tahammül ve fantezi sınırlarını zorlayan bir dizi… Aranıza duygusal bir mesafe koyarsanız, komedi niyetine seyretmeniz dahi mümkün. İpin ucunu kaçırırsanız, olup bitenlerin çoğunu anlamanız ya da yorumlamanız imkânsız hale geliyor. Kaldı ki, her şeyi ayrıntılarıyla açıklamıyor, boşlukları sizin doldurmanızı istiyorlar. Ama sonuçta, kim ne derse desin ‘Dark’ın hikâye örgüsüne veya hikâye kurgusuna dil uzatmak bana haksızlık gibi geliyor. Çünkü her şeyiyle iyi hesaplanmış, ince ince örülmüş bir hikâye var karşımızda…

Ayrıca final sezonunun iyi yazıldığını düşünüyorum. İkinci sezonda ortaya çıkan o muazzam kargaşanın, üçüncü sezonun 5. epizoduyla birlikte büyük oranda çözülmesi, yerinde bir fikir... Final sezonunun ‘matristeki hata’ başlığıyla özetleyebileceğim hikâyesi tıkır tıkır işliyor ve sezona özgü yeni dramatik çatışmalar kuruluyor.

‘1890 ile 2050’ler arasındaki köprü’yü kurduğunuz andan itibaren geriye sadece ‘aile ağaçları’ndaki bazı bilinmeyenler kalıyor. Bu arada, kimin kim olduğunu hatırlamakta zorlananlara internette dolaşan ‘Dark aile ağacı’ tablolarını önerebilirim. Üçüncü sezonun sürprizlerini ele veren ‘nihai tablo’dan kaçınmanız gerekiyor ama sizi öyle bir hikâye bekliyor ki, ‘aile ağaçlarındaki büyük sürprizleri’ bilmek dahi keyfinizi çok kaçırmıyor…

‘Dark’ta elbette yanıt bulamadığımız bazı sorular, yazarların belirsiz bıraktığı yerler var. Bir noktadan sonra, zaman yolculuğu trafiğinin tahminlerimizin çok ötesinde yoğunlaştığını anlıyoruz. Farklı zamanlar ve paralel dünyalardan çıkıp gelen karakterlerin serüvenlerini ayrı ayrı takip etmek imkânsızlaşıyor. Özellikle, Jonas’ların ve Martha’ların sayısının artmasıyla işler çok karışıyor. Ama son bölümlerde kadrajı ikiye böldükleri sahnelerde yapbozun tüm parçaları yerine oturuyor.

‘Dark’ın zaman yolculuğuyla karışan insan ilişkileri konusunda daha önce hiç keşfedilmemiş topraklara girdiği söylenemez. Temalar, motifler tanıdık ama bir grup insanın kuşaklara yayılan bağlarını, ilişkilerini ele alma konusunda orijinal bir hikâyeye sahip olduğu öne sürülebilir.

Özellikle döngüsellik fikri iyi işleniyor. Zamanın bir anında yapılan kötülük, işlenen günah, ailenin bütün kuşaklarını etkiliyor. Bütün kötülüklerin kendi kanındaki insanları korumak adına yapılması, herkesin sadece kendi amacına odaklanması ve başkalarını kullanmak istemesi, dikkat çekici ayrıntılar… Olayların kontrolden çıkmasında, Adam ve Eva başta olmak üzere tüm karakterlerin kendi çözüm önerilerine aşırı derecede inanmış olması yatıyor.

Sonuçta, kötülüğün kökeninde ‘ilk kuşaklar’ın ihtirasları var. Herkesin sevdiklerini bulmak uğruna zamanın içindeki labirentlerde kaybolup gitmesi, sık sık şiddete başvurmak zorunda kalması ve ‘tohum’u yok etmeden hiçbir şeye çözüm bulunamaması, ‘Dark’ın senaryosunda öne çıkan diğer unsurlar… Kurtuluşun anahtarları ise yine evlat sevgisi ve özveri…

Bütün bilimkurgu ve fantezi hikâyelerini standart bir ‘iyi–kötü mücadelesi’ne bağlayan Hollywood zihniyetinden sıkılanlar için ‘Dark’ın, ferah bir nefes alma alanı olduğunu düşünüyorum… Gerçi üçüncü sezonun ortalarına doğru her şey oraya bağlanacak gibi görünüyor ama hikâyenin bildiğimiz türde bir iyi–kötü mücadelesiyle ilgisi olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü ‘Dark’, karakterlerin öncelikle kendi içlerinde verdikleri mücadeleler üzerine kurulu…

‘Dark’ alt metni itibarıyla ‘Bir aile veya toplum içinde kötülük başladı mı, önünü almak çok zorlaşır; sorunu çözmek için en derine inmeniz gerekir’ diyen bir dizi… Nazilerden söz etmeyen bir Alman dizisi olarak kötülük döngüsünü Soğuk Savaş sonrasındaki nükleer enerji döneminde başlatması tesadüf değil. Her şeyin kontrolden çıkmasının asıl nedeni zaten nükleer enerji kullanımı… Zaman makinesi, nükleer enerji ve kıyametin aynı paketten çıktığını unutmamak gerek.

Dizi boyunca defalarca tekrar edilen, ‘başlangıç sondur’ önermesinden, zamanın döngüselliği fikrinden, kader–özgür irade karşılaştırmalarından, kuantum fiziği göndermelerinden çok etkilendiğimi söyleyemem. Bana göre ‘Dark’ın güzelliği felsefesinden değil, hikâyesinden geliyor…

Sözgelimi, ilk sezonda zaman yolculuğu üzerinden kuşaklar arasındaki ilişkilere bakışı, akran zorbalığına yaklaşımı ve karakterlerin psikolojilerini ele alışı açısından beğenmiştim ‘Dark’ı… İkinci ve üçüncü sezonda ise karakterlerin psikolojik derinliğinin geliştirildiğini söylemem zor. Tam aksine, Jonas ve Martha gibi karakterlerin farklı döngüler içinde yaptıkları farklı tercihlerin nedenleri giderek daha da yüzeyselleşiyor. Bu arada, gerilim artsın diye bir sürü gereksiz cinayet işleniyor. En önemlisi, karakterler yaşlandıkça giderek sığlaşıyor ve Amerikan gişe filmlerindeki abartılı şablon tiplere dönüşüyorlar. Ayrıca bazı karakterlerin ilk iki sezonu daha gizemli ve karanlık hale getirmekten öte bir işlevi olmadığı da anlaşılıyor.

Ama ‘Dark’ finalde öyle güzel bağlanıyor ki bütün hikâye aniden bir derinlik kazanıyor. Finalin en sevdiğim yanı, mutlu sonla mutsuz son arasındaki sınırı belirsiz hale getirmesinde… Öyle ki, kimin için sevinip, kimin için üzüleceğimizi kestiremiyoruz. Zamanlar ve paralel dünyalar arasındaki minik metafizik bağlar ise çok ölçülü ve hoş kuruluyor.

Dizinin en talihsiz ve mutsuz karakterlerinden Hannah’nın sofrada yaptığı konuşma ise açıkçası unutulacak gibi değil. Hannah gördüğü rüyayla yaşadığı deja vu duygusunu ifade etmeye çalışırken son derece insani bir bakış açısıyla ölümün getirdiği ‘karanlık’ fikrine öylesine içten ve naif bir yorum getiriyor ki bütün dizinin bu fikir etrafında kurulduğunu düşünüyoruz.

‘Dark’ 1890’lardan 2050’lere uzanan süreçte, zaman yolculuğu yaptıkça her şeyi daha da içinden çıkılmaz hale getiren bir grup huzursuz, mutsuz insanı anlatan bir dizi... Çözüm getirme ısrarının, çaresizliği büyütmesi ve kısır döngüyü sürdürmesi, bir yerden sonra neredeyse kara komediye dönüşecek aşamaya geliyor. Ama yazarlar, komedi ile trajedinin arasındaki ince çizginin farkında olarak mizahın her türlüsünden özenle uzak duruyor, trajediye odaklanıyorlar.

‘Dark’ta bizi duygusal olarak yakalayan da galiba bu trajediler... Bütün diziyi şekillendiren hikâyenin temelinde, sevdiklerini kaybetmenin acısıyla zaman makinesi yapmaya karar veren bir bilim insanının yalnızlığı, çaresizliği var. Dizinin belki en göz yaşartıcı anı, Tannhaus’un oğluna sarılması… Sonuçta, dizideki bütün karakterlerin ortak hedefi, sevdiklerini korumak ve onlara kavuşmak… Bu uğurda yanlışlar yapmaktan, ahlaki ikilemlere düşmekten kurtulamıyorlar. Yani, bizden çok farklı değiller…

Özetle ‘Dark’ı sevdim. Bilimkurgu türünün son yıllardaki en iyi örneklerinden biri… Alman sinema ve dizi endüstrisinin gurur duyacağı bir dizi. Darısı bizim başımıza.

Netflix, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi keşke Türkiye’de de hafif popüler gençlik dizilerinin yanı sıra her yaş grubuna seslenen, ‘Dark’ gibi nitelikli bilimkurgu ya da polisiyelere yönelse…

7.5/10

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.