Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Hem suçlu hem güçlü

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
12 Ağustos 2020 Çarşamba

‘Dünyanın En Çok Aranan Suçluları’ (World’s Most Wanted), son dönemde Netflix’in ilgi gören belgesel dizilerinden biri… Farklı yönetmenlerin imzasını taşıyan dizi, 5 bölümden oluşuyor. Her bölüm, yıllar boyunca aranan ayrı bir kişiye odaklanıyor.

Her bölümün sonunda, söz konusu kişilerin mahkemeye çıkarılıp yargılanmadıkları için suçlu sayılamayacaklarına dair bir uyarı yazısı geliyor ekrana.

Yasal zorunluluk nedeniyle mi böyle bir uyarı yazısına gerek duyuldu, bilmiyorum. Tek bildiğim, yakalanmamaları kadar, yasalar nezdinde henüz masum sayılmalarının da sinir bozucu olduğu… İşte bu yüzden, her bölümün sonunda suçluların adalet önüne çıkarılıp ceza almalarının aslında ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz.

Dünya belki çok adaletli bir yer değil ama içten içe öyle olmasını hayal ediyoruz. Sonuçta, adaletin her zerresi mutlu kılıyor bizi. Peşine düşülmüş katillerin, suçluların özgür olması ise rahatsız ediyor.

Bütün bölümler, gerilim öğeleri içeren hareketli sahnelerle başlıyor. Genellikle gerçek baskın görüntüleriyle… Hiçbirinde ‘asıl hedef’e ulaşılamıyor. Sonra o kişilerin neden hedef olduklarını ve yıllar boyunca neden bir türlü yakalanamadıklarını öğreniyoruz.

Belgesele konu olan 5 kişinin ortak özelliği, hepsinin elinde birçok masum insanın kanının olması ve öldürmeyi alışkanlık haline getirmeleri... İkinci ortak özellikleri ise kendilerini devletlerin, yasaların ve yargının üstünde hissetmeleri… Özellikle uyuşturucu karteli ve mafya liderlerinin hiç yargılanmayacak, hiç ceza almayacakmış gibi pervasızca suç işlemeye devam etmeleri hayli çarpıcı…

Aslına bakarsanız, işledikleri suçlarının cezasız kalacağına olan güvenleri, işledikleri cinayetlerden çok daha korkutucu… Günümüz dünyasına dair çok huzursuz edici bir gerçeklik bu… Organize suç örgütü liderlerinin sınır tanımayan güçleri, bu dünyada yürümeyen çok şey olduğunun apaçık bir kanıtı…

Belgeseli seyrederken, Soğuk Savaş sonrasının çok kutuplu dünyasında organize suç örgütlerinin çok daha tehlikeli olabildiğini düşünüyorsunuz. Başta uyuşturucu olmak üzere yasa dışı ticari faaliyetlerden gelen kara para, bu tür örgütlere öylesine bir etki alanı veriyor ki kendilerini devletlerin bile üstünde görüyorlar. Özellikle Rus mafyası lideri Semion Mogilevich’in sahip olduğu güç, gerçekten korkutucu ve bugünün dünyasına dair çok şey söylüyor.

‘Dünyanın En Çok Aranan Suçluları’, daha çok bu düşündürdükleri nedeniyle seyredilmeyi hak ediyor.

Öte yandan, Batılı ve Kuzeyli zengin ülkelerin bakış açısıyla çekilmiş bir belgesel olduğu belli… Başta FBI olmak üzere, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin güvenlik örgütleri ‘kurtarıcı’ olarak konumlanıyorlar. Bazı ülkelerin terör, uyuşturucu kartelleri ve mafyayla yeterince iyi savaşamadığı; suçlulara diş geçiremediğinin altı defalarca çiziliyor. Ama çağımızdaki güvenlik sorunlarının kökenlerine indiğimizde Batılı, Kuzeyli zengin ‘kurtarıcı’ların çok da masum olmadığını hepimiz biliyoruz.

Bakış açısındaki bu ikiyüzlü ‘kurtarıcı’ sorununu bir yana koyarsak belgeselin, uyuşturucu ticareti, soykırım, terör ve iki mafya öyküsü üzerinden suçun günümüz dünyasındaki yansımalarına dair zihin açıcı olduğunu söyleyebilirim.

Uyuşturucu karteli lideri El Mayo’nun, koruması altındaki biri göz altına alındı diye Meksika’yı iç savaşın eşiğine getirmesi… Ruanda’daki soykırımın en büyük destekçisi Felicien Kabuga’nın bazı devletlerin katkısıyla yıllarca özgürce dolaşması… Terörizmi nerdeyse bir ‘şöhret olma fırsatı’ olarak gören Beyaz Dul Samantha Lewthwaite’in yasa dışı örgütlerin hükmettiği yerlerde görünmez olmayı başarması… Semion Mogilevich’in ‘un ve buğday satan özgür bir işadamı’ olarak Moskova’daki bir villada hayatını sürdürmesi… Tüm bunlar, organize suçun, terörizmin kolay kolay bu dünyadan silinip gitmeyeceğinin açık kanıtları…

Dizideki belki en rahatlatıcı başarı öyküsü, iki İtalyan yargıcı öldürecek kadar ileri gitmekte sakınca görmeyen İtalyan mafyası Cosa Nostra’nın çöküşü belki de… Ama son patron Matteo Messina Denaro’nun hâlâ yakalanamamış olması, kuşkusuz o başarıyı gölgeliyor; hatta söylendiği gibi Cosa Nostra’nın hâlâ direndiğini simgeliyor…

‘Dünyanın En Çok Aranan Suçları’ sinema estetiği olarak daha çok araştırmacı gazeteciliğe dayalı belgesellerin bildik, tanıdık görsel havasını taşıyor. Arşiv görüntüleri, fotoğraflar, ses kayıtları ve röportaj çekimlerinin yanı sıra olayların geçtiği yerlerde yapılan çekimler de var… Her bölüm farlı bir yönetmen tarafından çekilmiş bile olsa röportajlardaki benzer kamera açıları ve konuşan kişilerin çekimleri, ‘tek yönetmenden’ çıkmış bir belgesel izlenimi veriyor. Bir de başta jenerik olmak üzere bütün diziye damgasını vuran drone çekimleri var.

Olayların geçtiği mekânları, şehirleri tam yukardan 180 derecelik açıyla görüntüleyen bu drone çekimlerinin belgesele kendine özgü bir görsellik kattığını düşünüyorum. Bu hava çekimleri, uydular dahil olmak üzere sürekli her şeyin gözlendiği bir dünyada yaşadığımızı akla getiriyor. Öte yandan, ileri güvenlik teknolojilerinin bile baş edemediği suçluların dünyanın büyüklüğü içinde kaybolup gidebileceklerini hissettiriyor.

‘Dünyanın En Çok Aranan Suçluları’ suçluların peşine düşen kanun adamları, konunun uzmanı araştırmacı gazeteciler ve itirafçıların konuştuğu bir belgesel… Sadece olayların nasıl yaşandığını anlatmıyor, kendi kişisel deneyimleri ve yorumlarıyla da karşımıza geliyorlar.

Akıcı kurgusu ve hiç düşmeyen tansiyonuyla sizi alıp götürebilir... Kuşkusuz düşündürücü yanları var ama konulu bir film gibi duygularınıza hitap eden, sürükleyiciliği her şeyin üstüne koyan bir yaklaşımı var. 45 dakikalık bölümler konuyu hiç uzatmadan doyurucu şekilde ele alabiliyor. Ama Félicien Kabuga’yı konu alan ikinci bölüm Ruanda’da yaşanan soykırımı, öncesi ve sonrasıyla bence pek iyi anlatamıyor. Kabuga’nın soykırımdaki rolüne ve kaçışına odaklanması nedeniyle tarihsel çerçeveyi çizemiyor. Olayları yeniden hatırlamak ve yerli yerine oturtmak için kişisel araştırma yapmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa diğerlerinde böyle bir sorun yok. Bu arada, Rus hükümetinin Semion Mogilevich bölümünü hiç sevmeyeceği kesin…

‘Dünyanın En Çok Aranan Suçluları’nı haber ağırlıklı, tempolu ve sürükleyici belgeselleri sevenlere önerebilirim…

6/10

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.