Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Film değil komedi şovu

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
04 Ocak 2021 Pazartesi


Yeni yılın ilk günlerine yeni bir film ya da diziyle başlamak isteyenlere ne yazık ki gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir şey yok. Hem biraz gülüp eğlenmek hem 2020’nin en önemli başlıklarını hatırlamak isteyenler ise ‘2020 Bit Artık’ı (Death to 2020) seyredebilir. Ama beklentiyi çok yukarda tutmamak kaydıyla… Kaldı ki, Netflix de beklenti oluşturmamak için ‘2020 Bit Artık’ı ‘Özel’ kategorisinin içine alıyor. Çünkü film ya da belgesel diye başınıza oturursanız hayal kırıklığına uğramanız mümkün. Öte yandan, öyle çok hafif ve içi boş bir eğlencelik olduğu söylenemez. Tam aksine, günümüz dünyasına dair keskin bir politik sosyal taşlama bekliyor sizi.

‘Black Mirror’ dizisini tasarlayan Charlie Brooker ve Annabel Jones imzasını taşıyan ‘2020 Bit Artık’, ilk bakışta 2020 yılından kalma arşiv görüntüleri ile röportaj çekimlerinin kurgulanmasından oluşan sıradan bir haber belgeselini andırıyor. Ama ‘röportaj çekimleri’nin tümü sahte olunca işin rengi birden değişiyor… ‘2020 Bit Artık’ o noktada sahte belgesel (mockumentary) türünden faydalanan 70 dakikalık bir komedi şovuna dönüşüyor.

Oyuncuların canlandırdığı hayali karakterlerle yapılan senaryolu çekimler bunlar… Samuel L. Jackson, New Yorkerly News diye bir medya kuruluşunda çalışan aksi ve sinik gazeteci Dash Bracket’ı canlandırıyor. Hugh Grant, popüler kültür tarihine geçmiş kurmaca eserlerle gerçek tarihi sürekli karıştıran hafiften bunamaya başlamış bir tarihçi olarak geliyor karşımıza… Filmin en çok güldüren karakterlerinden biri olan ve yalandan, inkârdan, gerçekleri saptırmaktan asla vazgeçmeyen ‘gayri resmi’ sağ kanat basın sözcüsü rolünde Lisa Kudrow’u seyrediyoruz. Psikolog Dr. Maggie Gravel rolünde ise Leslie Jones var… Bu dörtlünün yanı sıra filmde röportaj yapılan 6 karakter daha var. İngiltere kraliçesi II. Elizabeth (Tracey Ullman) dışında hepsi hayali karakterler ama aynı zamanda ‘fazlasıyla gerçek’ler. Tümü de sosyal medya ya da medyadan tanıdığımız, milenyum sonrası dünyada sıkça karşılaştığımız karakterler…

Ne var ki, ‘şov’un asıl yıldızı yine Trump… Hatta, ‘uyduruk röportajlar’ dışında kalan bölümlerin başrolünde olduğunu söylemek dahi mümkün. Laurence Fishburne’ün anlatıcı olduğu ‘2020 Bit Artık’, İngiliz yapımı olmasına ve Başbakan Boris Johnson’a sıkça yer vermesine rağmen daha çok ABD’ye odaklanıyor. Özellikle de Trump’ın yıl içindeki başkanlık performansına… Pandemiyle birlikte herkesin süratle unuttuğu ama tam bir yıl önce bugünlerde dünya gündemine damga vuran İran krizi mesela… Trump’ın salgın sürecindeki kendine özgü halleri atlanmıyor; ABD’deki siyasi gerilimi yükselten tavırları ihmal edilmiyor. Her olayda suçu liberal, ‘solcu’ medyaya atması ve daha neler neler… Yıl içinde gündemi iyi takip edenlerin hemen hatırlayacağı olaylar bunlar ama bir araya geldiğinde anlamlı ve hoş bir ‘Trump almanağı’na dönüyor.

ABD Başkanlık seçimlerinin öncesi ve sonrasıyla sıradan İngiliz vatandaşı Gemma Nerrick’in (Diane Morgan) gözünden televizyon dizisi tadında anlatılması, ‘2020 Bit Artık’ın belki de en ironik anlarına vesile oluyor. Özellikle Avrupalıların anlamakta çok zorlandığı ‘ABD seçim sistemi’ bölümü eğlenceli…

Cristin Milioti’nin canlandırdığı, ırkçı olduğunu kabul etmeyen beyaz üstünlükçü Amerikalıları yansıtan Kathy Flowers’ın ikiyüzlülükleri de eğlenceli sayılır. Ama filmde sadece sağ kanat Amerikalılara, Trump taraftarlarına gülmüyoruz. Silikon Vadisi CEO’larından Bark Multiverse’in (Kumail Nanjiani) küresel ısınmaya verdiği tepkiye; birçok işte kadrosuz olarak çalışan kendi kendinin patronu Youtuber Duke Goolies’in (Joe Keery) politik gündemden nemalanma çabalarına ve bir bilim insanı (Samson Kayo) aşıyı anlatırken ekrana gelen alakasız görüntülere de gülümsüyoruz… Taşlamalardan Biden da nasibini alıyor, Netflix de…

‘2020 Bit Artık’ı, hâlâ görmediyseniz ‘The Social Media’ belgeseliyle birlikte seyretmekte yarar var… Tüm dünyanın kendini kaptırdığı siyasi kutuplaşmanın keskinleşmesinde sosyal medyanın oynadığı rolün altı bir kez daha çiziliyor. 6 ay sosyal medyaya maruz alan bir insanın politik olarak aşırı uçlara savrulduğuna dair bir soruya Silikon Vadisi patronu Bark’ın ‘6 ayı daha kısa süreye çekmeyi hedeflediklerini’ söylemesi çok anlamlı… Sonuçta, sosyal medyayla ilgili alarmlar çalıyor ama bu alarmları asıl duyması gereken Bark gibiler kulaklarını kapatıyor. Herkes sosyal medyayı algoritmaların kendine açtığı sayfalarla değerlendiriyor. O yüzden hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün, ırkçılığın ve faşizmin yükselişindeki payını görebilenlerin sayısı çok değil…

‘2020 Bit Artık’ı izlerken güldüm, daha çok da gülümsedim ama üzerimde rahatlatıcı etkisi olduğunu söyleyemem. Tam aksine, dünyanın gittiği yer ürkütüyor insanı… Gayri insanî değerlerin alıp başını gittiği bir çağda yaşadığımızı bir kez daha hatırlıyoruz. Zaten finalde ‘Trump kaybetti’ diye sevinmenin çok anlamlı olmadığı özellikle vurgulanıyor. Trump’a oy veren milyonlarca Amerikalının sayısı hatırlatılarak ‘Yeni Trumpların’ çoktan yola koyulmuş olduğu ima ediliyor.

‘2020 Bit Artık’ı seyretmeye başlarken ‘şovun yıldızı’nın Covid-19 olacağını düşünüyordum ama ilk sahnelerden itibaren, pandemiden daha kalıcı sorunlarımız olduğunu hatırlamak zorunda kaldım. Salgın tümüyle bittiğinde dahi bizi öyle çok parlak bir dünyanın beklemediği aşikâr...

İngiltere dışında daha çok ‘Black Mirror’ ile tanınan Charlie Brooker, yıl içinde Covid-19 pandemisi için özel olarak yaptığı ‘Antiviral Wipe’ ile de ses getirmişti. Wipe serisinde kamera önünde yer alan Brooker’ın bu filmde sadece sesini duyuyoruz. Röportajlarda soruları o soruyor…

‘2020 Bit Artık’, bildik formatları birbirine karıştırıyor. Arşiv görüntülerinin düz gerçekliğiyle ‘senaryolu röportajlar’ın ironik kurmacasını yan yana getiren kendine özgü bir ‘sahte belgesel’ demek mümkün… Öte yandan, televizyon kanalları tarafından hazırlanan ‘geleneksel yıl sonu haber paketlerinin’ bir parodisi niteliğini de taşıyor.

İngiltere ve ABD’deki eleştirmenler, ‘2020 Bit Artık’ı yerden yere vurdular. Charlie Brooker’ın daha önce BBC’de yayınlanan ve Wipe serisi diye bilinen benzer komedi programlarındaki tadı, mizahı yakaladığı pek söylenemez. Ama ben yine de ‘bir komedi şovu’ olarak kötü bulmadım. Özellikle röportaj bölümlerinde tüm oyuncuların sergilediği karakter komedisi performanslarının eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Hafif, ironik ve kısa bir seyirlik arayanlara tavsiye edebilirim.

6/10

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.