Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Elma kokusu

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
09 Ocak 2021 Cumartesi


Bazı filmler duyusal, duygusal deneyimler olarak yer edinirler hafızamızda… ‘Pieces of a Woman’ da benim için onlardan biri olacak… Sadece kesintisiz tek plan olarak çekilen 22 dakikalık o olağanüstü doğum sahnesinin üstümdeki etkisinden söz etmiyorum. Hatta filmin asıl o sahneden sonra duyusal, duygusal bir deneyime dönüştüğünü düşünüyorum.

Doğumu evlerinde gerçekleştirmeye karar veren ama doğum sırasında bebeklerini kaybeden Bostonlu bir çiftin hikâyesini anlatan ‘Pieces of a Woman’, bir mahkeme salonu gerilimi ya da ‘evde doğum yapma kararı’nın artılarını eksilerini tartışan bir dram olabilirdi. Ama film, tüm bunlar üzerine düşünmeyi, tartışmayı seyirciye bırakıp bebeğini kaybeden Martha’nın (Vanessa Kirby) acıyla baş etme ya da baş edememe sürecine odaklanıyor.

Martha’nın olaydan 22 gün sonra, mesai arkadaşlarının şaşkın bakışları altında işyerine döndüğü sahnede yönetmen Kornél Mundruczó, doğum sahnesinin yakın çekimleriyle kontrast oluşturacak ve onu başkalarının gözünden de görmemizi sağlayacak kamera açıları kullanıyor. Doğumdan birkaç dakika sonra yaşadığı travmaya anbean tanık olmamıza, içindeki o büyük acıyı bilmemize rağmen Martha’nın zihninden geçenleri ve hislerini anlamamız öyle çok kolay değil. Ama film bunun için çaba göstermemizi sağlıyor ve tam da bu nedenle özgün ve etkileyici bir deneyim haline geliyor.

Martha mağazada bir kız çocuğuna sevgiyle bakarken, duygusal olarak ona yaklaştığımızı düşünsek de markette elmayı koklarken aklından geçenleri tahmin edemiyoruz. Martha, sakin, kayıtsız ve en önemlisi dış dünyaya karşı aşırı ilgisiz davranıyor. Bir süre kendi içinde yaşamak istediği çok belli. Özellikle hissettikleri üzerinde spekülasyon yapıldığında ve ne yapması gerektiği söylendiğinde çok rahatsız olduğunu belli ediyor.

Partneri Sean (Shia LaBeouf) ise öfkesini duygularını söze dökerek baş etmeye çalışıyor acısıyla… Martha ile aralarındaki o eski sıcaklığı, sevgi ve uyumu özlüyor. Martha’nın ise bütün o süreçte elma koklamak, elma yemek ve elma çekirdeklerini saklamak dışında hiçbir şeye çok fazla ilgi duymadığı o kadar açık ki... Sean’ın önerdiği gibi, her şeyi geride bırakıp Seattle’da yeni hayata başlama fikri onu hiç ilgilendirmiyor. Çevresindeki dünyaya katlanamadığı, kimseyle olay üzerine konuşmak istemediği bir dönemden geçiyor ve belli ki ruhunu dinlemek istiyor…

Martha’nın baskın karakterli annesi Elizabeth (Ellen Burstyn), çok daha müdahaleci bir yaklaşım benimsiyor. Onun derdi, bebeğin ölümünden sorumlu tuttuğu ebe Eva’ya (Molly Parker) karşı açtığı dava... Martha’nın öfkesini Eva’ya yönlendirerek ve mahkemede onunla yüzleşerek iyileşeceğine inanıyor. O da Sean gibi her insanın acısını başkalarından farklı şekilde yaşayabileceğini çözemiyor bir türlü... Martha ise bütün bu süreçte annesi ve hayat arkadaşı Sean’dan ruhsal olarak daha da uzaklaşıyor.

Martha finale doğru mahkeme sahnesinde suskunluğunu bozup kendini ifade etmeye başladığında, her şey yerli yerine oturuyor. Sadece ebe Eva’ya karşı neler hissettiğini ve neden elmaları takıntı hale getirdiğini değil, tüm bu süreçte olaylara nereden ve nasıl baktığını, acısını tam olarak nasıl bir ruh hali içinde yaşadığını da söze döküyor. Bu sahnede, Martha’yla en başından beri ruh birliği içinde olduğumuzu ama onu ilk kez orada anladığımızı fark ediyoruz. Çünkü bazen hissetmekle anlamak çok farklıdır… Filmin başarısı, hem Martha hem de bizim açımızdan hissetmekle anlamak arasında gidip gelmesi... Elizabeth ve Sean, acı çekerken kendi özel dertleri ve geçmiş öyküleriyle yüzleşiyor; aslında kendileriyle kavga ediyorlar. Martha ise sadece kendini dinleyerek acısıyla yüzleşiyor.

Sadece travma ve acıyla baş etme süreci üzerine değil, aynı zamanda annelik duygusu üzerine bir film ‘Pieces of a Woman’… Hatta o yönünün daha güçlü olduğu söylenebilir. Senaryo yazarı Kata Wéber’in hamilelik döneminde bir bebek kaybettiğini, acısını Martha gibi içine kapanarak yaşadığını, hayat arkadaşı olan yönetmen Kornél Mundruczó’nun da bu süreci yakından gözlemlediğini belirtelim. Kata Wéber, sadece kendi deneyimleriyle yetinmemiş; doğumda bebeğini kaybeden annelerle yaptığı görüşmelerin ardından önce bir tiyatro oyunu olarak yazmış ‘Pieces of a Woman’ı. Yine Kornél Mundruczó’nun yönettiği ve 2018’de Varşova’da başarıyla sahnelenen oyunu sinemaya yine bizzat kendisi uyarlamış.

Yaşanmışlıklardan gelen sahici ve samimi bir yan var filmde… İşte bu yüzden sadece acılar üzerine kurulu bir melodram seyretmiyor, acıyı adeta içimizde hissediyoruz.

Bu yaşanmışlık ve Kata Wéber’in senaryosunun gücü kadar yönetmenlik ve anlatım da filmin başarısında önemli rol oymuyor… Kornél Mundruczó ve görüntü yönetmeni Benjamin Loeb, 22 dakikalık kesintisiz doğum sahnesinde seyircinin her şeye birebir tanıklık etmesi düşüncesiyle yola çıkmış ve hedefi tam 12’den vurmuşlar. 22 dakika boyunca olup bitenleri kurguya hiç başvurmadan, oyuncuları çok yakından takip eden ama hiç sallanmayan, sık sık açı değiştiren hareketli bir el kamerasıyla verme fikri, gerçekten mükemmel işliyor. Çekim tekniği açısından sahnenin zorluklarını düşündüğünüzde hayranlık duyulmayacak gibi değil. En zoru kamera kullanımı hiç kuşkusuz; ama sahne trafiği, aydınlatma ve oyunculuğun da hiç kolay olmadığı aşikâr.

Martha’nın annesi Elizabeth’in verdiği yemek daveti sahnesindeki kesintisiz uzun çekimi unutmayalım. Kameranın Martha’yı takip etmesiyle başlayan sahne, karakterin yalnızlığını, ortamdan kopukluğunu etkili şekilde yansıtıyor. Bu sahne, Martha’nın doğumdan sonra ilk kez duygularından söz etmesi itibarıyla filmin bütününde özel önem taşıyor ve çekim tekniğiyle direkt olarak doğum sahnesini aklımıza getiriyor.

Finalde de karşımıza çıkan elma, kuşkusuz filmin bütünü ve annelik duygusu açısından önemli, anlamlı bir metafor. Ama inşaat halindeki köprüyü unutmamak gerek. Hatta köprü elmaya oranla daha fazla anlam içeren bir metafor… İnşa halindeki köprü, mavi yakalı Sean’ın işine duyduğu saygıyı; kızına olan saf sevgisini; hem Sean hem Martha için açılarımıza kayıtsız kalarak dönmeye devam eden dünyayı; geçip giden zamanı; bittiğinde ise Martha’nın kayıp bebeğiyle kurduğu bağı temsil ediyor… Filmi takvimdeki günlere göre başlıklara ayıran Mundruczó’nun bölüm geçişlerinde ısrarla köprü inşaatının görüntüsünü kullandığını belirtelim.

Sean’ın bir sahnede sözünü ettiği ‘rezonans yüzünden çöken asma köprü’ (ABD Washington’daki eski Tacoma Narrows Köprüsü) ise Martha ile ikisinin ilişkilerindeki sorunları akla getiriyor. Aile kökenlerinden gelen kültürel, sınıfsal farklara rağmen Martha ile Sean’ın doğum öncesi ve doğum sırasında iyi anlaştıklarını, birbirlerini sevdiklerini gözlemliyoruz. Ama bebeğin kaybı, ilk bakışta sağlam gibi görünen ilişkideki bütün yapısal sorunları açığa çıkarmaya başlıyor ve ilişki, rezonansın köprü üzerindeki etkisine benzer şekilde ‘ilk kuvvetli rüzgâr’da sallanmaya başlıyor.

Shia LaBeouf, Ellen Burstyn ve ebe Eva’da Molly Parker gayet iyiler. Ama ‘Pieces of a Woman’ öncelikle Vanessa Kirby’nin filmi… ‘The Crown’ dizisini seyredenlerin oyunculuk potansiyelini yakından tanıdıkları Kirby’yi aksiyon severler ‘Mission Impossible–Fallout’ ve ‘Fast & Furious Presents: Hobbs & Shaw’dan hatırlayabilirler. Filmin dünya prömiyerini yaptığı Venedik’te en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Kirby, benim 2020 içinde gördüğüm en iyi oyunculuk performanslarından birini çıkarıyor. Doğum sahnesindeki son derece inandırıcı yorumu bir yana, filmin geri kalanında da doğal tarzından ödün vermeden ölçülü ve duyarlı bir iş çıkarıyor.

Macar yönetmen Kornél Mundruczó’yu Türkiye’de gösterilen ‘White God’ (Beyaz Tanrı-2014) ve ‘Jupiter’s Moon’ (Jüpiter’in Uydusu-2017) gibi Cannes’ın resmi seçkisinde de yer alan filmleriyle hatırlıyoruz. Mundruczó ve senaryo yazarı Kata Wéber dikkatle takip edilmesi gereken sinemacılar olduklarını bir kez daha gösteriyorlar. ‘Pieces of a Woman’ı Netflix’te izleyebilirsiniz.

7.5/10

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.