Üye Girişi
Arama
Arama

HABERTÜRK SİNEMA PORTALI

Şaşırtmacalı dizi sevenlere

Mehmet Açar
macar@htgazete.com.tr
10 Mayıs 2021 Pazartesi

Bazı polisiyeler karakterleriyle öne çıkar. Entrika geri plandadır ve hikâye genellikle düzdür. Önemli olan, katilin kim olduğu sorusu kadar karakterler arası ilişkiler ve araştırma sürecinin kendisidir. Gerçekçi yaklaşımları ve karakterlerin psikolojik derinlikleriyle seyirciyi yakalayan bu tür polisiye dizilerin son dönemdeki en iyi örnekleri arasında ‘Fargo’ serisini, ‘Mindhunter’ ve ‘Unbelievable’ı sayabilirim.

Bazı polisiyeler ise tam tersine alengirli, oyunlu hikâyeleriyle yakalar bizi. Entrika her şeyin önündedir. Hikâye peş peşe gelen sürprizlerle ilerler. Bazı sorular finale kadar yanıtlanmaz ve merak öğesi sürekli ayakta tutulur. Yanıt aradığımız sorular ve entrikaların çözümü her şeyin önüne geçer. İspanyol yapımı ‘Şantaj’ (El inocento) işte tam da böyle bir dizi…

Mateo Vidal (Mario Casas), hukuk öğrencisi olduğu yıllarda karıştığı kavgada bir gencin ölümüne neden olur. Cezaevinde yatıp çıktıktan sonra abisinin yardımıyla kendisine yeni bir hayat kurar ve evlenir. Müşterilere ‘samimiyet’ vadeden hukuk bürosundaki işleri iyidir. Eşinin hamile olduğunu öğrenmesiyle daha büyük bir eve taşınma planları yapar. Hayatındaki trajik ve acılı yılların sona erip her şeyin yoluna girdiği bu süreç kısa sahnelerle hızla anlatılır. Asıl hikâye, Mateo’nun eşi Olivia’nın (Aura Garrido) Berlin’e gittiğini söyleyerek ortadan kaybolmasıyla rotasına oturur. Eşinin yalan söylediğini fark eden Mateo, gerçeği bulmak için harekete geçer. Hukuk bürosunda çalışan becerikli Zoe’nin (Anna Alarcon) yaptığı araştırmalar sürdükçe gizem daha da büyür ve olaylar içinden çıkılmaz hale gelir.

İkinci bölüm, ilk kez tanıdığımız yeni bir karakterin yaşam öyküsünü getirir karşımıza. Polis dedektifi Lorena’nın (Alexandra Jiménez) travmatik çocukluk anısıyla açılan epizot, Emma (Juana Acosta) adlı esrarengiz rahibenin ölümüyle yeni bir polisiye hikâyeye odaklanır. Lorena, olayın intihar mı cinayet mi olduğunu bulmaya çalışırken hiç beklemediği sürpriz gelişmelerle karşılaşır. Soruşturmasını derinleştirip rahibenin geçmişini araştırırken karşısına Özel Suç Birimi çıkar ve olaydan el çekmesi istenir. Ne var ki, Lorena, içgüdülerini takip eden hırslı bir polistir ve olayın peşini bırakmak istemez.

Üçüncü bölüm, başlangıçta bize tümüyle alakasız görünen bu iki hikâyeyi birleştirerek zihnimizdeki soruların sayısını artırır. Rahibe Emma’nın gizemli öyküsü, öylesine dallanıp budaklanır ki ana karakter olduğunu düşündüğümüz Mateo Vidal bir süreliğine ilgi alanımızdan çıkar. Giderek daha da karmaşıklaşan olaylar silsilesinde güvenebileceğimiz, tutunabileceğimiz yegâne kişi inatçı ve dürüst Lorena’dır artık…

Dizideki hikâye anlatma cambazlığı, dördüncü bölümün finalinde zirveye çıkar. İlk üç bölümde sadece yan karakter olduğunu düşündüğümüz Olivia’nın geçmiş öyküsünün devreye girmesiyle ‘Şantaj’ yeni hikâyelere, yeni karakterlere doğru uzanıp geçmişe doğru derinlik kazanır ve büyük bir yapboza dönüşür. ‘Twist’lerin, sürprizlerin, ters köşelerin peş peşe geldiği, ‘Şantaj’, son dört bölümünde yapbozun tüm parçalarını yavaş yavaş bir araya getirir.

Harlan Coben’in romanından uyarlanan ‘Şantaj’, benim sevdiğim tarzda karakter ağırlıklı, psikolojik derinlik vadeden, ağır tempolu suç filmlerinden değil. Seyirci ilgisini sürekli ayakta tutmak için bitmeyen şaşırtmacalarla hikâyenin adeta dans ettirildiği dizileri çok sevmem. Ama yine de ‘Şantaj’ı sonuna kadar seyrettim. Sadece olayların nereye bağlanacağını merak ettiğim için değil. İyilerle kötüleri kesin çizgilerle birbirinden ayırmayan, tam tersine kimin iyi kimin kötü olduğunu nerdeyse sonuna kadar sorgulamamıza neden olan yanına ilgi duydum.

Lorena dışında tam anlamıyla güvenebildiğimiz bir karakter olmamasının dizinin ruhunu şekillendirdiğini düşünüyorum. Özellikle Mateo konusunda son ana kadar kuşkularımız hiçbir zaman dinmiyor. Mateo konusunda çok uzun bir süre bizim de Lorena gibi içgüdülerimizden başka güvenebileceğimiz hiçbir şey yok aslında.

Öte yandan, her koşulda dizinin ana karakteri olsa da Mateo’nun bir süre sonra hikâyenin çıpası olmanın dışında arka plana düştüğü kesin. Emma ve Olivia, orta bölümlere doğru öykünün ‘gizli merkezi’ndeki kişilikler olarak diziye asıl ruhunu veriyorlar. Lorena, Emma ve Olivia diziyi dramatik olarak derinleştiren karakterler. Dizinin genelinde kadınlar, erkeklere oranla daha güçlüler.

Her bölüme değişik bir anlatıcıyla başlanması, belki yeni bir numara değil ama hikâyenin her seferinde yeni bir bakış açısıyla ele alınması, ‘Lost’ dizisinden sonra moda olan dizi trüklerinden biri. Gerçi anlatıcıları 8’e tamamlamanın çok gerekli olmadığını söyleyebilirim. Bazı karakterlerin bakış açısına ihtiyacımız olmadığı kesin.

Her şey bittiğinde iyilerle kötülerin ‘büyük oranda’ ayrışması, ‘Şantaj’ı demode kılan unsurlardan biri. Ama bütün hikâyeyi belirleyen ‘geçmişten kurtuluş’ teması, ‘Şantaj’ın artısı. Karakterlerden kimisi ruhunu, kimisi ismini, kimisi ise sadece canını kurtarmaya çalışıyor.

Baştan sona hedefi net; sürprizsiz ve düz bir karakter olduğu için söylemekte sakınca yok. Lorena da suçluları bulup adalete teslim ederek ruhunu kurtarmak istiyor. Çünkü çocukluğundaki olay nedeniyle suçluluk duygusunu üstünden atamıyor. Otoriteyle uyumsuzluğu, cesareti, kritik bir noktada ‘İtaat etmiyorum’ dediği sahnedeki inadı ve kararlılığı, Lorena’nın kalbimizi fethettiği yerler. Öte yandan, o da özel hayatında çelişkilerle dolu, öfkesiyle kendine zarar verebilecek biri. Ayağını yara bere yapan topuklu ayakkabıları unutmamak gerek. Lorena’nın cesaretinin altında yatan nedenlerin ortaya konması önemli… Sonuçta, başka türlü yaşayabilecek biri değil o. Dolayısıyla, dizinin cesareti idealize etmeyen bir yanı var. ‘Şantaj’ öyle bir dizi ki ruhumuzu bazen cesaretin bazen de kaçıp gitmenin kurtaracağının altını çiziyor.

Mateo, yönetmen Oriol Paulo’nun kesintisiz planlarla çektiği kavgaya hiç karışmasa, içinde yükselen testosteronu bastırsa, bütün hayatı kurtulacak belki. Ama o kavga, hayat boyu dinmeyecek bir vicdan azabına neden oluyor. Üstelik, Mateo, cezaevinde gerçek cesaretin ve kavganın ne olduğunu da anlamak zorunda kalıyor. Dizinin finalinde Mateo, ruhunu kimlerin yardımıyla kurtardığını seyirciye anlatırken ‘Şantaj’ dizisinin kalbindeki mesele netleşiyor. Bir yanda ‘cehennem’den çıkıp kurtulanlar var. Onlar melek gibi başkalarının hayatını da kurtarıyorlar. Diğer yanda ise içlerindeki kötülükle başkalarının hayatını cehenneme çevirenler…

Bir de geçmiş acıların altında ezilip intikam arzusuyla yanıp tutuşanlar var. Yapbozun bütün parçaları bir araya geldiğinde ‘intikamın toksik niteliği’, neredeyse ana motiflerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ama ‘Şantaj’ın çok işlenmiş bu temaya pek yenilik getiremediği; hatta intikamcı karakterlerin hikâyelerinin biraz abartılı olduğu söylenebilir.

Belki de bu nedenle yedinci ve sekizinci bölümleri ‘Hadi artık bitsin’ diye biraz zorlanarak seyrettim. Özellikle 8. Bölüm’deki inandırıcılıktan uzak ‘rehin alma’ gibi bazı gerilim sahnelerinin gereksiz yere uzatıldığını düşünüyorum. Son tahlilde, hayli oyalayıcı bir dizi olduğu kesin.

‘Şantaj’, İspanyol yapımı bir Netflix dizisi. Uyarlandığı romanın yazarı Harlan Coben ise Amerikalı… Netflix’le 2018 yılında 14 romanını kapsayan bir anlaşma yapan Coben’in romanlarının İspanya dışında Fransa, Polonya, İngiltere gibi ülkelerde film ve dizi haline getirildiğini belirtelim. ‘Şantaj’ı sevenler yine Harlan Coben’e ait 2018 tarihli ‘Safe’ dizisine bakabilir.

İspanya’nın yeni kuşak yönetmenlerinden Oriol Paulo, ‘Şantaj’ gibi sürprizli, şaşırtmacalı suç ve gerilim öykülerini seven bir yazar. 2016 tarihli ‘Night and Day’ (Nit i dia) adlı başka bir dizisi daha var. Kendi yazıp yönettiği ‘The Body’ (El cuerpo - 2012), ‘Görünmeyen Misafir’ (Contratiempo - 2017) gibi gizemli gerilim filmlerinin birçok ülkede yeniden çevrimlerinin yapıldığını hatırlatalım.

6.5/10

Siz
Yorumunu yaz
300
Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.