Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Oy oranı düşse de 600 vekilli Meclis'te vekil sayısını 12 artıran ve "İttifak yarapak AK Parti'yi 300'ün altında bırakma" hedefini tutturan CHP'de liderlik tartışması var. Olağansütü kurultay ve istifa sesleri yükseliyor. Kılıçdaroğlu, istifa sorusuna, "Partide ne olacağına partililer karar verir. Kaybeden, oyu 7 puan inen AK Parti. İnce'nin CHP'den çok oy alması doğal. Kendisinin de ifade ettiği gibi beklenenin altında kaldı" dedi. 

Gazete Habertürk yazarları Fatih Altaylı, Muharrem Sarıkaya, Nagehan Alçı ve Sevilay Yılman'ın yazılarının ilgili bölümleri şöyle:

FATİH ALTAYLI: BIRAKMA İHTİMALİNİ SEVMİŞTİK

Belki hatırlayanlar olacaktır.

Deniz Bey, kendisine kurulan bir tuzak sonucunda istifa etmek zorunda kaldığı zaman bu köşede, “Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa aday olmalı” diye yazdım birkaç kez.

Çünkü çok başarılı bir İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı süreci yaşamış, ciddi bir rüzgâr yakalamış ancak seçilememişti.

Partinin aradığı taze kan gibi duruyordu, köhne hizipçi yapıyı kırmayı başarabilecek gibi bir hali vardı.

Sonrasında aday oldu ve genel başkanlığa seçildi.

İlk konuşmamızı dün gibi hatırlarım. “Başarısız olursam o gün bırakırım” demişti. Üzerine basa basa.

Genel başkan olmasının üzerinden birkaç ay geçmişti ki bir seçime girmek zorunda kaldı.

Başarılı olamadı.

Yeniydi, “Bu sayılmaz” dedik.

Sonrasında peş peşe seçimler ve peş peşe mağlubiyetler.

“Başarısız olursam bırakırım” diyen ve bu haliyle “Helal olsun” dedirten adam bırakmayı aklından bile geçirmedi.

Yanlış saymadıysam 9 veya 10 kez kaybetti.

Ve pazar günü bir kez daha duble kayıp.

Göreve soyunduğu gün “Başarısız olursam bırakırım” diyen adamdan eser yok şimdi.

Tam aksine başarısızlıklarını “başarı diye yutturmaya çalışan” tipik bir lider var. Hele hele dünkü basın toplantısında karşımda sanki

“Aziz Yıldırım” vardı. Oysa biz Kemal Bey’in efendiliğini, düzgünlüğünü ve hepsinden daha çok “başarısız olursa bırakma ihtimalini” sevmiştik.

Kemal Bey, bırakınız.

Partiniz, seçmenin de en azından şu an için istediği bir lider adayını bulmuşken, kendinizi, ailenizi, partinizi ve hepsinden önemlisi Türkiye’yi rezil etmeden bırakınız.

Bırakınız ki, biz de sizi beyefendiliğinizle hatırlayalım.

Koltuk hırsınızla değil.

MUHARREM SARIKAYA: MECLİS FRENLEYEMEZ

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, sandık değerlendirmesini AK Parti’nin milletvekili sayısındaki düşüşe odaklı yorumladı.

Kendi skoru yerine, öteki üzerinden sandık okuması yaptı.

Bundan sonraki süreçte, “her milletvekilinin, il ve ilçe başkanlarıyla gönül bağı içinde hareket edeceğini ve Cumhurbaşkanı’nın çıkardığı kararnameleri sonuna kadar irdeleyip zarar getirecek bir düzenleme varsa mücadele vereceğini” bildirdi.

Hatta Meclis’in yetkilerinin elinden alındığını bildiğini belirterek bunları söyledi.

Meclis’in yetkilerinin içtüzük düzenlemesiyle yeniden verilmesi için çaba göstereceğini vurguladı.

MUHALEFETİN SAYISI

Bütün bunlar bir iyi niyet olarak ortaya konulabilir.

Ancak bunların yapılabilmesi için de parlamentoda bir güce erişmiş olmak gerekir.

Bunun için de salt çoğunluğa, yani en azından 301 milletvekiline sahip olmak şart.

Ayrıca ittifak içinde yola çıktıklarınızın parlamentoda da aynı yolun yolcusu olması yetmiyor...

Çünkü Anayasa 104’e göre Cumhurbaşkanı, temel hak ve özgürlüklerin dışında, Meclis’e ihtiyaç duymaksızın yürütme yetkisine ilişkin her konuda Cumhurbaşkanı kararnamesi çıkarabilir.

Bunu durdurmanın tek yolu Meclis’te aynı konuda kanun çıkarılmasıdır.

Bu durumda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir...

Ancak bunun için de AK Parti’den daha fazla milletvekiline ihtiyaç var.

Tamam, görüşmelere başlaması için 200, karar yeter için de 150 milletvekilinin genel kurul salonunda olması yeterlidir.

Ancak bir konuda iktidarın direnmesi halinde 301’e ihtiyaç duyulur.

Meclis’te bu muhalefetin böyle bir sayıya ulaşması, deveye hendek atlatmaktan çok daha zordur. Çünkü Meclis’te AK Parti’nin 295, CHP’nin 146, HDP’nin 67, MHP’nin 49, İYİ Parti’nin de 43 milletvekili var.

AK Parti’nin çoğunluğunu aşabilmesi için CHP ile bir partinin birlikteliği yetmediği gibi, 2 partiyi daha eklemesi gerekiyor. Yani CHP, MHP, İYİ ve HDP’nin bir araya gelmesi durumunda ancak AK Parti’nin sayısı geçiliyor.

Bırakın kanun çıkarmayı, kuliste dahi aynı tarafta oturmaktan imtina eden MHP ile HDP nasıl bir araya gelip de karşı kanun hazırlayabilir?

Ya da İYİ Parti ile MHP veya HDP nasıl buluşup kanun üzerinde çalışabilir?

MUHALEFETİ TAŞIR

Tamam, AK Parti’nin milletvekili sayısı da oranı da düştü; yeni 50 milletvekilinden alması gereken 22 yeni vekil gelmediği gibi, eldeki 316 da eksildi; toplamda 38 kaybı oldu.

Ama Meclis’teki gücünü yitirdiği anlamına gelmiyor; tam tersi daha da arttı.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı kararnamesini yayınlayacak, onu ortadan kaldırmak için ötekilerin toptan bir araya gelmesi gerekecek.

MHP’nin AK Parti ile birlikte davrandığı dikkate alınırsa Cumhurbaşkanlığı kararnamesini ortadan kaldıracak muhalefet gücü Meclis’te yok...

İktidar açısından bir avantaj gibi görülebilir, hatta ilk aşamada kolayına da gelir; ama orta vadede muhalefetin sokağa taşınmasına yol açar.

Meclis’te engel olamayacağını gören muhalefetini dışarı taşır.

Meclis’te olması gereken denge ve denetimin sokakta aranması ise yeni sorunları getirir.

NAGEHAN ALÇI: OLMADI KEMAL BEY YAKIŞMADI

CHP’nin aldığı oy oranı nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu’na ilk günden vurulmasına karşı çıkmış, onun partisinin ilerisinde bir siyasetçi olduğunu sık sık ifade etmiş, son dönemdeki çabalarını değerli bulmuş bir gazeteci olarak çok gür ve net bir şekilde haykırıyorum: Olmadı Sayın Kılıçdaroğlu! Seçimden iki gün sonra yaptığınız açıklamanın hiçbir tarafı doğru olmadı! Öfkenize yenildiniz! Nefsinize yenildiniz! Kendinizle çeliştiniz!

Her şeyden önce konuşmanızda Muharrem İnce’nin adını dahi anmamanız onunla bir iktidar kavgasına gireceğiniz tezini kuvvetlendirdi. Soru-cevap olmasa ismi geçmeyecekti İnce’nin. Basın toplantısında onunla ilgili gelen birkaç soruyu başka cevaplarla geçiştirdiniz, en sonunda tekrarlanan bir soruyla, “Muharrem Bey’in CHP’den fazla oy almasını hep savunduk zaten. O yüzden rozetini çıkardı. Ama oyu beklentinin altında kaldı” diyerek başarının, hem de kendi adayınızın başarısının üzerini örtmeye çalıştınız.

“İstifa edecek misiniz?” sorusuna büyük bir öfkeyle “Partide ne olacağına partililer karar verir” cevabını verdiniz ve böylelikle seçmene kendini değersiz hissettirdiniz.

Sandıktan galip çıkan Tayyip Erdoğan’ın da başarısını inkâr ettiniz. İlk turda onca adaya karşı alınan yüzde 52.6’yı sadece “devletin imkânları sonucu” gibi lanse ettiniz. Sevin sevmeyin, tasvip edin etmeyin, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanını tebrik etmeyeceğinizi söylediniz. Hatta “Bir diktatörün nesini tebrik edeyim?” dediniz.

İşte bu dil geçen haftaki yazılarımda bahsettiğim LAST fanatizminin dilidir. Türkiye’yi ve CHP’yi kilitleyen yüzde 7’nin militan dilidir. Bu dil yıllarca muhalefete çok kaybettirdi. Muharrem İnce bundan sıyrıldığı için böyle bir rüzgâr yakalayabildi. Maalesef siz bir yandan “Koltuk sevdası olanların bu partide yeri yok” derken diğer yandan mesajlarınız ve ruh halinizle koltuk sevdasındaymışsınız izlenimi uyandırdınız. Olmadı Kemal Bey! Seçim süresince sürdürdüğünüz mutedil ve nefsine hâkim bir siyasetçi çizginize bu tavır yakışmadı!

SEVİLAY YILMAN: TEBRİK ETMEMEK MARİFET Mİ?

HANİ atalarımızın bir sözü vardır, “Yorgan gitti, kavga bitti” derler. Neden bilmiyorum ama bu sözün tam tersinin yaşandığı yer genellikle CHP oluyor. Yorgan gidiyor ve kavga ondan sonra başlıyor. Tıpkı şu anda olduğu gibi... Hiç mi şaşmaz bu rutin bir partide? En azından bir kereliğine olsun insanlara “Vay be!” dedirtecek bir hamle yapılamaz mı?

Aslında ben seçimden önce biliyordum bunun böyle olacağını, hatta birkaç kez de açık açık yazdım. Muharrem İnce’nin büyük olasılıkla 24 Haziran’da partisinden daha fazla oy alacağını, CHP’ye fark atacağını, kaybetse bile doğal genel başkan sıfatını alacağı için CHP’nin başına geçeceğini söyledim. O yüzden de dünkü gelişmeler beni şaşırtmıyor. Şaşırdığım şey Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir öyle, bir böyle halleri. Aslında biliyordum oturduğu koltuğu kendi isteğiyle falan terk etmeyeceğini ama işte birileri öyle inanmış ki bu duruma böyle bir haber kulaktan kulağa yayıldı.

Olay şu efendim: Pazartesi sabah saatlerinde 24 Haziran’da aldığı oy düşük çıkan CHP’nin kendini yenilemesi konusunda bir çağrı başlatıldı. Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un parti yöneticilerinin istifasına yönelik yaptığı bu çağrı, Muharrem İnce’nin basın toplantısında yaptığı açıklamalar sonucu büyüdü ve bambaşka bir hal aldı. Konuşmasında, “Bana buradan ‘Önümüzden yürü’ derlerse ben yürümeye hazırım” ifadeleri, “CHP’nin genel başkanlığı teklif edilirse elbette kabul ederim” şeklinde algılandığından binlerce insan İnce’ye, “Yürü önümüzden” diyerek destek vermeye başladı.

Ve söylentilere göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun kamuoyundaki bu çağrılara kulak tıkamadığını, bilakis ertesi gün yapılacak MYK’da kurultay çağrısı yapıp partiyi 15 gün içerisinde değişime götüreceği iddia edildi. Bunu iddia edenler de sıradan insanlar değildi. Pazartesi gününü evinde dinlenerek geçiren Kemal Bey’i gerek bizzat ziyaret ederek gerekse telefonla arayarak, “İnce müthiş bir rüzgâr yakaladı. Buna kayıtsız kalmayın lütfen! Kendi rızanızla koltuğu ona devredin!” diyenler arasında kimler yok ki! Partinin eski genel başkanlarından tutun da ağır topları olarak tabir edilen akil isimlerin bu çağrıyı bizzat Kılıçdaroğlu’na ilettikleri biliniyor. Ve onun da buna kayıtsız kalmayacağı düşünülüyordu.

Ancak öyle olmadığı dün CHP Genel Merkezi’nde yapılan MYK sonrası açıklamalardan anlaşıldı. Herhalde koltuğuyla buluştuktan sonra bir şeyler depreşti bilemiyorum. Aralarında birçok CHP’li vekil olmak üzere insanlar Kemal Kılıçdaroğlu’ndan kurultayı toplama yönünde bir açıklama beklerken tam tersi açıklamalarla karşı karşıya kaldı. Ve kaybetmiş değil, kazanmış, zaferle çıkmış bir genel başkan tavrıyla akıllara durgunluk veren açıklamalar yaptı.

Peki ne oldu da bir gün önce kendisine “akil adamlar, eski topraklar” tarafından yapılan çağrılara olumlu baktığını söyleyen Kılıçdaroğlu ertesi günü böyle bir dönüş yaptı?

Söyleyeyim... Kılıçdaroğlu’nun koltuğu İnce’ye devretme durumunda kendilerinin de partideki hegemonyasının biteceğini bilen başta Erdoğan Toprak, Tekin Bingöl, Bülent Tezcan ve Tuncay Özkan olmak üzere tüm MYK üyeleri engelledi bu girişimi. Tabii şimdilik engellediler ama onlar da Kemal Bey de biliyor ki artık bu değişim isteyen rüzgârın önünde durabilmeleri mümkün değil. Bu değişim öyle ya da böyle olacak.

**********

KAZANANI TEBRİK ETMEMEK MARİFET MİDİR?

DÜN Kemal Kılıçdaroğlu’nun MYK sonrası yaptığı açıklamaların tamamı, bugüne kadar yaptığı açıklamaların en kötüsüydü. Hangi birini söylesem bilemiyorum. Kendi partisinin oy kaybını görmeyip AK Parti’nin 7 puanlık kaybıyla teselli bularak “Bu bir başarıdır” demesinden mi, kendi koltuk hastalığının farkında olmayıp İnce’yi kastederek koltuk hastalığı olduğunu ifade etmesinden mi, yoksa yüzde 52.5 ile Cumhurbaşkanı seçilmiş ve en yakın rakibine 11 milyon oy fark atmış Erdoğan’ı tebrik etmeye gerek olmadığını söylemesinden mi?

Hepsi birbirinden komik, birbirinden kompleksli bu açıklamaları yapan Sayın Kılıçdaroğlu freni patlamış kamyon gibi aşağı doğru gidiyor. Kendi seçmeni dahil hiç kimsenin ciddiye almadığı açıklamaları hangi saikle yaptı, kim ya da kimler ona bu açıklamaları yapması yönünde gaz verdi bilmiyorum ama bence dün miadını tamamladı. Özellikle de 26 milyon seçmenin “Benim Cumhurbaşkanım” dediği Erdoğan’ı aramayacağını, tebrik etmeyeceğini söyleyip devlet nezaketini de hiçe saydığını ortaya koyarak CHP’nin tarihine yazılacak kötü bir anıya yol açmıştır. Yazık!

 

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri