Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

EURO 2016 maceramızdan sonra tartışmalar tavan yaparken yine arada kalan spor medyası oldu. Çek Cumhuriyeti maçından sonra mikrofona koşan futbolcular ve sorumlular, ya doğrudan ya gizliden ya da isim vermeden Türk spor medyasına ince ve ağır mesajlar göndermeyi ihmal etmediler.

Şimdi şöyle bir durum var. Türkiye’de kulüp yöneticileri, kulüp başkanları, futbolcular ve teknik adamlar her türlü ‘haltı’ yiyebilirler ama sonunda ve daima o yenen ‘haltları’ yazan spor yazarları suçlu olurlar. İsterler ki yedikleri her ‘haltı’ spor medyası temizlesin ya da görmesin. “Bizdeki medya” lafı ile dünya spor medyasına özlem duyduklarını belirtirler.

Çok detaya girmeyeceğim. Türk spor medyasından sürekli bir hesap sormaya hazır halde bulunanlar ve spor medyasını sürekli bir hedef haline sokmaya çalışanlara birkaç örnek vermek istiyorum. Okuyun ki anlayın.

Arjantin, 2002 Dünya Kupası’ndan erken veda edince Ole gazetesinin bir manşeti var. Ortega, Zanetti, Batistuta, Veron ve Simeone’nin yer aldığı bir baraj fotoğrafında her birinin eline kadın çantası verip “Kızlar eve dönüyor” diye manşet atmıştı. Farz edin ki biz böyle bir şey yaptık. Olabilecekleri ve yaşanacakları lütfen hayal edin.

İngiltere, Dünya Kupası’nda Arjantin’e penaltılarla elenir. Beckham, kırmızı kart görmüş ve oyun dışı kalmıştır. The Mirror birinci sayfasında “10 kahraman ve 1 aptal” diye manşet atar. Biz kötü oynadık diye yazdığımız zaman bile günlerce hedeften düşmeyiz.

Real Madrid, Şampiyonlar Ligi’nde Lyon’a elenip saf dışı kalır. Marca “Fuera” diye başlık atar. Bu kelimenin anlamı dışarı demek. Ancak genelde İspanyollar evin içindeki köpeğini dışarı atmak için bu kelimeyi kullanırlar. Şimdi biz böyle bir sözü Şampiyonlar Ligi’nden elenen bir kulüp takımımız için kullansak ne olur? Düşünmek bile istemiyorum. Ama şu var; spor medyasının terbiye sınırlarını istediğiniz kadar zorlayın yine böyle bir manşet çıkmaz.

Yine The Mirror ve The Sun gazetesi Manchester United’lı futbolcularla kapışan Alman oyuncu Schweinsteiger için “Seni pis domuz” başlığını attı.

2014 Dünya Kupası’nda İngiltere, Almanya’ya elenince The Sun “Hiçsiniz” sözünü sekiz sütuna manşet yaptı.

Marcos Rojo, Sporting’den ayrılmak isteyince Ojogo gazetesi “Seperojo filho” dedi. Kelime anlamı “Ayrıl oğlum” anlamına gelir. Ama argodaki anlamını buraya yazmam mümkün değil.

Daha yüzlerce örnek yazabilirim. Hem de bu yazdıklarımın çok daha ağırlarını. İngiliz basınının milli takım hocası Steve McClaren için yaptıklarını internetten siz de bulabilirsiniz. “Aptal” ya da “gerizekalı” anlamını taşıyan sözcükleri de ben hatırlatayım. Tabii bir de EURO 2016’da Pogba’nın ilk maçtaki kötü oyunundan sonra palyaçoya benzetilmesini ve Fransız oyuncunun da bunu son derece olgunlukla karşılayarak “Bilseydim palyaço kıyafeti giyerdim” demesini de bunların arasına ekleyelim.

Peki, Türk spor basını ne yaptı? En basitinden İspanya maçında tarihinin en rezil futbolunu oynayan Milli Takımımız için atılan manşetleri hatırlatayım aradaki farkı anlarsınız.

Habertürk: Elde var hüsran, Hürriyet: Biz bitti demeden bitiyor, Milliyet: Pes etmek bize yakışmaz, Akşam: Bitmez derken başlamadan bittik, Posta: Milli felaket, Vatan: Boğazımız düğümlendi, Star: Işıklar altında hezimet.

Başlıklardan bazıları bunlar. Şu özet çıkıyor. Hakaret yok, hatta hala umut var. Kimse kimseye gider yapmıyor ve ölçülü. Hatta efendi. Herkes milli formanın ve Ay-Yıldız’ın değerinin farkında.

Elbette eleştiri yapılıyor. Elbette kötü oynayan ya da kötü yönetenler için yazılar yazılıyor. Yaşanan olaylar için hesap da soruluyor. Arada dozu da kaçtığı oluyor ama ana fikir efendilik etrafında dönüyor. Ama tabii ki aynı efendiliği biz görebiliyor muyuz? Tabii ki hayır. Tehditler, göze parmak sallamaklar, tribünlere el kol hareketleri yapmak ve küfürlerin bini bir para...

Spor medyasında tabii ki istisnalar var. Bu istisnaların spor medyası içinde zaten yer alması mümkün değil. Onlar, kendileri de farkında zaten böyle bir iddiaları da yok.

Aslında bazen de biraz dikkati ve değer vermeyi çok abarttığımızı düşünüyorum. Bir milli takım kampında futbolcular, ile yöneticiler para ve prim için birbirine girmiş. Teknik direktöre yapılan tavırlar, teknik direktörün futbolculara yaptığı tavırlar, garip ve şaşırtıcı basın toplantıları, topa hiç girmeyen federasyon, kampta hiç tanımadığımız akredite kartları ile dolaşan insanlar, menajerler, akılları fikirleri transferde olan futbolcular, sosyal medyadan ona buna laf yetiştirenler, ihale kalmasın diye fısıltı gazetesini yayına koyanlar, birbirleri ile konuşmayan futbolcular, uçaklar tutup ayrı ayrı ülkeye dönenler, birbirlerinin arkasından konuşanlar, algı operasyonu yapanlar. Hepsi bir aradaydı. Onlar Ay-Yıldız’a zerre kadar saygı göstermediler. Acaba böyle bir milli takım kampı yaşasalar İngiliz ya da İtalyan spor medyaları neler yazardı?

Evet, bu kadar berbat olayın yaşandığı rezil bir milli takım kampı yaşadı bu ülke. 23 yaşımdan beri milli takım kamplarını takip ettim. Ama böylesini ilk kez gördüm. Acaba bu kadar olay yaşanırken biz biraz alttan mı aldık? Bunu yaşatanlara hakkını vermedik mi? Tamam haberleri verdik ama eleştiri dozu yeterli miydi? Acaba diğer ülke spor medyaları gibi acımasız, gaddar bir spor medyası olsaydık, bu kadar üstlerine titremeseydik tüm bunlar yaşanır mıydı? Acaba futbolumuza bir yararı olacaksa tarz mı değiştirsek, diye düşünmüyor değilim.

Son olarak da şunu belirtmek istiyorum. Bu kadar olay, halının altına süpürülmemeli ve birileri bu kadar yaşanan olayın bedelini ve faturasını ödemeli. Kimse hiçbir şey olmamış ve yaşanmamış gibi davranmamalı. Çünkü orada bir şeyler oldu ve büyük rezaletler yaşandı.

BAKMADAN GEÇME