Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“Eleştiriye tahammülsüzlük Türkiye’de bir gelenek oldu. En tepeden en aşağıya kadar kimse eleştiri duymak istemiyor. Bizim Milli Takım’ın anlamadığı; kimse yenilmelerine, elenmelerine kızmıyor. Herkes yenilir, herkes elenir. Türkiye’nin kızdığı ve eleştirdiği kötü futbol, umursamaz tavırlar ve küstahlık”

- Euro 2016’da son 20 yılın en kötü kamp dönemi geçti. Kavgalar, prim krizleri, küskünlükler. Sizin yorumunuz nedir?
Yorumum canınızı sıkabilir. Çünkü ben Milli Takım’ın Türkiye’yi çok iyi yansıttığını düşünüyorum! Türkiye ne kadar Avrupalı ise Milli Takımı da o kadar Avrupalı. Türkiye, Avrupa ya da Batı değerlerini ne kadar benimsiyorsa, Türk Milli Takımı da Avrupa’nın futbol değerlerini o kadar benimsiyor. Biz Avrupa’nın ne kadar parçasıysak Milli Takımımız da o kadar parçası. Türkiye’nin genelindeki gerilim ve uyumsuzluk Milli Takım’da da aynen görünüyor.

Türkiye’de nasıl ki herkes kendi beceriksizliğinin, basiretsizliğinin, öngörüsüzlüğünün faturasını veya suçunu medyaya yüklüyorsa Milli Takım da aynen öyle yapıyor. Eleştiriye en küçük tahammül yok. Oysa gelişmenin temelinde eleştiri yatar. Batı medeniyeti, iki düşünürün kendi düşüncelerini eleştiriye açması ile başlamıştır. Türkiye’de ise herkes giderek eleştiriye kapalı hale geliyor. Türkiye ne kadar öfkeli ise Milli Takım da o kadar öfkeli. Türkiye’de artık nasıl ki din iman para olmuşsa Milli Takım’da da öyle olmuş.



"SANKİ KÖTÜLÜKLERİNİ İSTİYORUZ"
- Çek maçından sonra bazı oyuncular mikrofonlara saldırıp hesap soracağını ilan etti. Arda sonra geri adım attı...
Eleştiriye tahammülsüzlük Türkiye’de bir gelenek oldu. En tepeden en aşağıya kadar kimse eleştiri duymak istemiyor. Yahu eleştiri iyiyi bulmanın, iyiye ulaşmanın en temel başlangıç noktasıdır. Bizim Milli Takım’ın anlamadığı kimse yenilmelerine, elenmelerine kızmıyor. Herkes yenilir, elenir. Türkiye’nin kızdığı ve eleştirdiği kötü futbol, umursamaz tavırlar. Küstahlık.

Sanki biz onların kötülüğünü istiyoruz. Aç bak, son iki haftadaki yazılarıma, sözlerime. Bir tek kötü laf, hakaret var mı? Elimden geldiğince anlamaya çalışmışım ve akılcı eleştiriler yapmaya çalışmışım. Nitekim ben “Emre Mor ve İsmail oynamalı” dedim geçen salı, Terim de aynen öyle yapmış ve maçı kazanmışız. Demek ki, eleştiri kötü bir şey değil. Sonra da tek maç kazanınca kudurmuş bir ifadeyle herkese salla!.. Ne oluyor ya? Bu medya olmasa, bu taraftar olmasa kim takar ulan sizi!

SOSYAL MEDYA DENEN REZALET ARDA'YI SİNİR HASTASI ETTİ
- Arda’nın durumunu neye bağlıyorsunuz? Arda bildiğimiz Arda değil. Sevecen, dost canlısı, neşeli kimliğin yerine bambaşka bir kimlik geldi...
Arda şahane bir çocuktur ama buna dönüştü. Ben bunun geçici olduğunu zannediyorum. Özel hayatının çok gündeme gelmesi ve özellikle sosyal medya denilen rezalet Arda’yı sinir hastası etti. Benim Arda’ya tavsiyem sosyal medyayı çok da ciddiye almaması. Okusun, ders çıkaracağı yerler varsa çıkarsın ama ciddiye almasın. Çünkü sosyal medya böyle bir şey. Arda ile fotoğraf çektirmek için yarışacak adamlar, eline telefonu aldı mı ağzına geleni söylüyor. Bir sürü de ruh hastası var orada anonim şekilde herkese sallayan. Ama ne yazık ki genç çocuklar bunu çok önemsiyor. Twitter’da bir sürü hastalıklı ruha sahip kişi var. Onlarla yatıp kalkarsan onların ruh haline bürünürsün. Arda eski olgun karakterine geri dönsün. En iyi bildiği şeye odaklansın. Özel hayatını da gizli yaşasın. Twitter ve İnstagram’da sergilemesin.

"TERİM’İ İLK KEZ BU KADAR UMURSAMAZ GÖRDÜM"
- Fatih Terim çok formsuzdu görüşü de var. Bu kadar olay varken yaşananlara hakim olamaması inanılır gibi değil. Siz kendisini yıllardır tanırsınız. Ne düşünüyorsunuz?
Ben Fatih Terim’in durumunu formsuz olarak nitelemem. Daha çok “Umursamaz” olarak niteleyebilirim. Terim’i 70’lerden bu yana tanırım ve ilk kez Fatih Hoca’yı bu kadar umursamaz bir tavır içinde gördüm. Belli ki, bizim bilmediğimiz, bize anlatılmayan, duyurulmayan bir şeyler olmuş ve oluyor içeride. Fatih Terim’in unvanı ne? Türkiye Futbol Direktörü. Yani aslında Federasyon Başkanı’nın bile üzerinde bir konum. Ancak Fatih Terim tüm tartışmaların dışına kaçıyor ilk kez. Mesela prim meselesi. Terim belirlemiş de, o sadece oyuncu listesi vermiş de, primleri federasyon kafasına göre ayarlamış da, ortalıkta bir sürü tevatür. Terim’den tık yok. Normal şartlarda Terim çıkar “Benim haberim olmadan kim prim belirleyebilir. Ben Türkiye Futbol Direktörüyüm” falan der, bir efelenir değil mi? Ama tam aksine sesi soluğu çıkmıyor. Kampla ilgili türlü laflar, türlü iddialar. Bir tekine bile yanıt yok. Futbolculara yönelik suçlamalar. Terim birini bile korumuyor, lehine aleyhine tek laf etmiyor. Bu bildiğimiz Terim değil. Federasyon tarafında bir sorunlar var belli ki!

"BU YARA BENCE ZOR DİKİŞ TUTAR"
- İki ay sonra Milli Takım yeniden toplanacak ve Dünya Kupası grup eleme maçları başlayacak. Bu yara dikiş tutar mı bir daha?..
Yaralar genelde dikiş tutar eğer daha büyük bir hastalıktan kaynaklanmıyorsa. Yani düşüp bacağını yararsan dikiş tutar. Ama aynı anda şeker hastası isen, ne bileyim başka sorunların da var ise dikiş tutmaz. Yara açık kalır. Bence Türkiye’de sorun bu. Bizde başka hastalıklar var ve zaten yaraların açılma sebebi bir kez düşmekten değil. Yaralardan dolayı düşüyoruz. Osteoporoz hastası yaşlılar için “Düştü kalçasını kırdı” derler. Oysa kalçasını kırdığı için düşmüştür. Bizim Milli Takım da o hesap. Türkiye’nin içinde bulunduğu haleti ruhiyeden dolayı Milli Takım da bu halde. O yüzden bence zor. Bakın şu kadarını söyleyeyim. Türkiye’de siyasi nedenlerle Milli Takım’ın başarısız olmasını isteyenler vardı. O kadar açık. Eğer siz bir ülkede birliği, beraberliği, bütünlüğü zedelerseniz, milletin bir bölümünün diğer bölümüne düşmanlığından siyasi prim yaparsanız bu Milli Takım’a yansır. Öfke ve nefret üslup olursa Milli Takım’da da öfke ve nefret hakim olur. Siz bir ülkede tek geçerli ahlaki değer olarak parayı koyarsanız, Milli Takım’da da aynı şey geçerli olur.

"EN KÖTÜ YÖNETİLENLER EN BÜYÜK KULÜPLER"
- Şu anda üç büyüklere baktığınız zaman F.Bahçe ile G.Saray’ın sorunları çok fazla. Stadını yapan, şampiyon olan Beşiktaş’ta bile sorunlar var. Örneğin Gomez, Atiba belli değil. Kimse doğru dürüst transfer yapamıyor. Finansal Fair Play bu kadar mı kötü etkiler?
Kötü yönetirsen kötü etkiler. İyi yönetirsen tam aksine iyi etkiler, pozitif etkiler. Ne yazık ki, Türkiye’nin en büyük iki kulübü Türkiye’nin en kötü yönetilen iki kulübü. Fenerbahçe büyük taraftar kitlesi ve varlıklı camiası ile bu kötü yönetime 15 yıldır dayanıyor ve yıkılmıyor. Galatasaray da ise böyle bir taraftar ve varlık camia desteği olmadığı için bu yönetim tarzı ile çok kötüye gider. Zaten Türk futboluna baktığınız zaman da bunun sonuçlarını görüyorsunuz. Haftalar önce söyledim kulüpler böyle olursa Milli Takım da böyle olur diye. Terim kadar Riekerink, Pereira, Güneş; Aziz Yıldırım kadar Dursun Özbek ve Fikret Orman sorumlu diye. Gomez ve Atiba’nın durumunun ise bununla ilgisi yok. Onlar futbolcuların kendi kararsızlıkları ya da beklentileri nedeniyle bitirilemeyen sözleşmeler.

"ŞAMPİYONLUĞA 20 MİLYON EURO MU VERECEKTİK!"
- Primler için ne diyeceksiniz?
Çok yüksek primler ödenmiş ve ortada çok açık bir haksızlık var. Anladığım kadarıyla kavga prim kavgası değil. Haksızlık kavgası. Adını bile bilmediğim Hayrullah adında bir kaleci, Burak’tan fazla prim almış mesela. Bence futbolcuların kızgınlığı bu haksızlığa. Federasyon prim vermiyoruz dese ve oyuncular oynamasa “Milli Takım’da böyle şey olmaz” derim. Primi az bulup oynamasalar ayıp derim. Ama dağıtılan yüksek primlerde adalet yoksa o zaman bir şey diyemem. Oyuncular 500’er bin Euro’ya yakın prim almışlar katılım hakkı için. Almanlar şampiyon olsa 300 bin Euro prim alacaklar. Peki bu takım Avrupa Şampiyonu olsa 20 milyon Euro prim mi verecektik her futbolcuya!

"UEFA'YI KANDIRACAKLARINI SANIYORLAR"
- G.Saray’da taraftar yine seçim istiyor. Ama ufukta yok. Sizce seçim olur mu?
Dursun Özbek inatçı ve seçime gitmeme konusunda kararlı. Kendisine “Bari yönetimini yenile” dedim ama dinlemiyor. Geçen hafta Özbek’in CAS’tan umutlu olduğunu söylediniz. Ben de Özbek’in bilgisiz olduğu için umutlu olduğunu söyledim size. Özbek turizmde de sıkıntı olmadığını söylüyor konuşurken. Onun ekmeği umut. O yüzden de kulübü bitirmeden başkanlığını da bitirmeyecek. Allah hepimize sabır versin. Bakın Özbek çok yanlış işler yapıyor ya da yapmaya çalışıyor. Kulüpten loca alanlara bir teklif gitti. Diyorlar ki, “Gelin kulübe 2 yıllık loca ücreti kadar bağış yapın, biz de size önümüzdeki yıldan sonra 3 yıllık bedava loca verelim.” Bu şu demek: Locaları satsa bunu bu yılın bütçesinde gösteremeyecek. UEFA kabul etmeyecek. Oysa bağışı gösterebilir. Yani UEFA’yı kandıracaklar. Ama bu arada bir yıllık locayı da bedava verecekler. Bir sonraki yönetim geldiğinde locaların gittiği ama parasının olmadığını görecek. Bunu en kötü esnaf bile yapmaz. G.Saray bugün üçkağıtçı bir esnaf mantığıyla yönetiliyor.

"BAŞKANLIKTAN SONRA BATANLAR KERVANINA ÖZBEK DE EKLENECEK"
Serdar Aziz bu kadar muazzam bir futbolcu mu, emin değilim. Sakatlık sorunları olan bir futbolcu olduğunu duyuyorum. Gökhan Zan’a ‘cam adam’ derdi herkes, gelen bilgilere göre Serdar Aziz’e de öyle diyorlar. 4,5 milyon Euro bonservis parası ödenecekmiş. Ve en utanç verici olanı Bursaspor, kulübün çekini kabul etmemiş, Başkan kendi çekini vermiş. Aylardır diyorum ya Galatasaray Başkanı kendi işlerini de batıracak diye. İş oraya doğru gidiyor. Galatasaray başkanlığından sonra batan iş adamları kervanına Dursun Özbek de eklenecek. Ama Özbek de Canaydın gibi hem kötü yönetip hem de batanlardan olacak.