Şükrü Avşar...
Yapımcı ve sinema salonu işletmecisi.
'En Çok Vergi Veren 100 Kişi Listesi'nin gediklisi.
57'nci sıradan girdiği listede yıllar içinde 9'uncu sıraya kadar yükseldi.

Ocak 1999...
Büyükada'da 'Salkım Hanım'ın Taneleri' adlı sinema filmi çekiliyordu.

Haber yapmak için sete gittiğimde bazı oyuncuların istemediğini söyleyen bir görevli, 'Gazeteciye yasak' diyerek beni kovdu.
Saat 22.30 civarında aradığım filmin yapımcısı Şükrü Avşar, tekneye atlayıp Büyükada'ya geldi.

Video Editörü: Emre NAMOĞLU

Çekimin yapıldığı konağın önünde bekliyordum.
Şükrü Avşar, 'Hoş geldin. Gel bakalım, sete girelim' dedi.
Sete girdik.
Şükrü Avşar, oyuncularla ve ekiple sohbet etti, ben de yanında durdum.
Bir süre sonra 'Haydi kolay gelsin' diyerek limana döndü.
Ben sette kalıp fotoğraf çektim, haber yaptım.
Şükrü Avşar, kış günü sıcak evinden çıkıp kötü hava koşullarında Büyükada'ya geleceğine bir telefon açarak 'Gazeteciyi kovmayın' diyebilirdi.
Oraya gelerek iş yaptığı oyunculara ve set ekibine patronluk taslamadan bir gazetecinin kapıdan kovulmasına engel olarak 'Patronluk' yaptı.

Grafik Tasarım: Can BAYTAK

1980'li ve 1990'lı yıllarda birçok filme yapımcı ve ortak yapımcı olarak imza atan Şükrü Avşar için 'Salkım Hanım'ın Taneleri' özel bir anlam kazandı.
Film, Türkiye'nin Oscar adayı seçildi.
Hem filmin izleyici sayısı hem de Oscar adaylığı şevk verince Şükrü Avşar, birbiri ardına filmler üretti.
O filmler arasında 'Babam ve Oğlum' da bulunuyor.

Hem yapımcı hem de sinema salonu işletmecisi olarak 44 yıllık deneyime sahip Şükrü Avşar ile sinema sektörü - izleyici arasındaki bağı konuşmak istedim. Avşar, Habertürk HT Stüdyo'da sorularımızı cevapladı.

Sinema salonu işletmecisi olarak sinema sektörüne 1975'te girdiniz. Sonra yabancı filmler ithal ettiniz ve yapımcı oldunuz. 44 yılda sinemada temel olarak neler değişti?
Filmlerin izleyiciye ulaşmasını sağlayan platformlarda birçok değişim yaşanmış olabilir ama içerik üretimi doğal olarak hiç değişmedi. Ve 'Film sinema salonunda izlenir' durumu da değişmedi. Filmler farklı platformlarda da izleniyor olsa da sinema salonunun büyüsü varlığını her daim korudu.

Gelişen teknolojiyi göz önünde bulunduracak olursak sözünü ettiğiniz büyünün varlığı ne kadar devam edebilir?
Evet, teknoloji büyük bir hızla gelişiyor. Filmlerin izlenebileceği platformlar sonsuz olanaklar sağlayabiliyor. Ne var ki şu unutulmamalı; gelişen teknoloji sinema salonlarına da yansıyor. İzleyiciye sinema salonlarında da sonsuz teknolojik olanaklar sunuluyor. Örneğin şimdilerde led perde, küre perde gündemde. Yakın bir zamanda bu perde sistemlerine geçeceğiz. Sinema salonları sadece film izlenen yerler değildir. Bir sosyalleşme alanıdır. İnsanlar, sosyalleşmeye gereksinim duyduğu sürece sinema salonları varlığını koruyacaktır.

Son 10 yılda gerek izleyici gerekse sinema salonu açısından sektörde büyük bir yükseliş görüldü. Önümüzdeki 10 yılı nasıl öngörüyorsunuz?
Sinema şu anda oldukça kritik bir noktada. Rakamlar ya aşağı inecek ya yukarı çıkacak. Çünkü son 6 ayda izleyiciyi biraz küstürdük. Kendi içimizdeki kavgadan, kendi dertlerimizden izleyici biraz etkilendi.

Şükrü Avşar, yeni açtığı sinema salonlarından birine Türkan Şoray'ın adını verdi.
Şükrü Avşar, yeni açtığı sinema salonlarından birine Türkan Şoray'ın adını verdi.

Kampanyalı bilet uygulamasından dolayı olan kavgadan mı söz ediyorsunuz?
Yapımcı - sinema salonu işletmecisi arasındaki kavgadan izleyiciler de etkilendi. 'Burada ne oluyor?' diye tepki gösterildi. Eylülde başlayacak yeni sezonda ya çok iyi olacağız ya da geçen yılları arayacağız.

2019'un başında gösterime girmesi planlanan 3 güçlü film 'Recep İvedik 6', 'Karakomik Filmler' ve 'Mucize Aşk', yeni sezona ertelendi. Bu filmlerle sezonun diğer filmleri birleşince yüksek gişe rakamlarına ulaşılmaz mı?
Evet, o güçlü filmlerin yeni sezonun diğer filmleriyle birleşmesiyle yüksek gişeye ulaşılacağını düşünüyoruz. İnşallah bu düşüncemizde yanılmayız. Büyük hatalar yapılmazsa sinemanın önü açık.

 

Yapılmaması gereken o büyük hatalar nelerdir?
İzleyicinin bizim çok önümüzde olduğunu unutmamak. İzleyici bir filmin nasıl olduğunu iyi bilir... Bazen bir filmde çok popüler kişiler rol alır, o filmin yüksek bütçesi vardır ve iyi bir tanıtım çalışması yapılır. Sonuçta yüksek ölçüde izlenmesi için her türlü materyalin olduğunu düşünürsün ama bir de bakmışsın ki film gişede hüsrana uğramış. Çünkü her türlü olanağa rağmen filmin izlenecek hali yoktur. İşte izleyici bir filmin izlenecek hali olup olmadığını iyi bilir. Sonuç olarak izleyici asla kanmaz. Bir örnekle anlatayım; 1980'lerde oyuncu kadrosuna bakıp bir film ithal ettim. Kadro, o dönemin en popüler oyuncularından kurulmuş. O kadroya bakıp izlemeden yüksek paralar karşılığında filmi ithal ettim. Sözleşmeyi imzaladıktan sonra Cannes Film Festivali'ne gittim. Yüksek paralara ithal ettiğim filmi orada izledim. Resmen koltukta kaldım. Türkiye'ye döndüğümde arkadaşları toplayarak 'Çok para verdik, bu filmi nasıl izleteceğiz? dedim. Afişi kötüydü, yeni bir afiş tasarlattım, TRT'ye reklam verdim. Bütün sokakları afişle donattım. Sonra ne oldu? Benim salonlarda kimse yok. İzleyici, o filmin izlenecek hali olmadığını öyle güzel anlamış ki... Biz kendimizi aldatırız, izleyici asla kanmaz. Depoda bir filmimiz vardı. Kadrosunda popüler kimse yoktu ama film iyiydi. Bari Kadıköy'deki sinemanın zararını kurtarayım diye o filmi gösterime çıkardım. Kapalı gişe izlendi.

Sonuç olarak...
İzleyiciye kötü film sunmamak gerek. Bir film türü gereği az izlenebilir. Az izlenmesi bir filmin kötü film olduğunu göstermez. O türe ilgi duyan daha azdır. Bütün dünyada da böyledir. Ama ne olursa olsun izleyiciye kötü film sunamayız. Yoksa bizi cezalandırırlar. Her daim iyi filmler yapmak lazım. Çünkü izleyici, film izlemek için vaktini ve parasını harcıyor. Herkesin vakti de parası da kıymetlidir. Harcadığı vaktin de paranın da karşılığını iyi filmlerle vermeliyiz. 1980 ve 1990'larda çok sayıda sanat filmleri ve çok küçük filmler yapıldı. Bunun sonucunda da izleyici uzun yıllar sinemaya küstü.

Bilet ücretleri pahalı mı?
Sabah seansları tenzilatlı oluyor. Öğrenci indirimi, belli bir yaş üstü indirimi var. Halk günleri adı altında bütün sinemaların birer günü % 50 tenzilatlıdır. Böyle seçenekler bulunuyor. Bilet ücretlerinin makul olduğu sinema salonları var. Daha yüksek olanlar da... Örneğin lüks AVM'lerde bilet ücretleri daha pahalıdır. Çünkü kira ve diğer giderler daha yüksektir. Bir sinemada vardiyalı olarak 40 kişi çalışmak zorunda. Eğer 7 - 8 salonlu bir sinemada 40 kişinin altında çalışan varsa orada izleyiciye hizmet sunulamaz.

Şükrü Avşar'ın sahibi olduğu 'Avşar Sinemaları'nın 20 lokasyonda 180 sinema perdesi ve 25 bin koltuğu bulunuyor.
Şükrü Avşar'ın sahibi olduğu 'Avşar Sinemaları'nın 20 lokasyonda 180 sinema perdesi ve 25 bin koltuğu bulunuyor.

Türkiye'de sinema alışkanlığının özellikle milli ve yerli olmasından yana olduğunuzu biliyorum. Öyle değil mi?
Evet, milli ve yerli olması gerektiğini savunuyorum. Yıllarca film ithal ettim, bunun üzüntüsünü yaşadım. O yıllarda sinemada da TV'de de kendi üretimimiz olan işler pek yoktu. Sonra kendi işlerimizi üretmeye başlayınca ithalat çok azaldı. Kendi kültürümüzü yansıtan öz işlerimiz izleyiciden büyük ilgi gördü, hem TV'de hem de sinemada... Şimdi ihracat yapıyoruz. Nitelikli ve özgün işler ürettikçe hem iç pazardaki izleyiciye hitap edeceğiz hem de dış pazar hacmimiz daha da büyüyecek.

Şükrü Avşar'ın yapımcısı olduğu TV dizileri arasında 'Lale Devri' de bulunuyor.
Şükrü Avşar'ın yapımcısı olduğu TV dizileri arasında 'Lale Devri' de bulunuyor.

'Babam ve Oğlum'... Açılış rakamıyla kapanış rakamı arasında büyük bir farka sahip olan tek film. 35.101 ile açılıp 3.839.833 ile kapandı. Kapanışı, açılışının 109 katı. Açılış rakamlarını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
'Babam ve Oğlum'da yola gerçekten çok bilerek, 'müthiş bir film yapacağız' diye çıkmadık. Kariyerimde zorlandığım bir kaç film vardır. O filmlerin başında 'Babam ve Oğlum' gelir. Büyük beklentiyle yaptığımız bir film değildi. O zaman Çağan Irmak bizimle çalışıyordu, birlikte 'Çemberimde Gül Oya' adlı diziyi yapıyorduk. Sonra yeni diziler de yapacaktık. Onun da 'Babam ve Oğlum' projesi vardı; 'Bunu da yapalım' dedi. Ben de 'Tamam' dedim. Çünkü birlikte çalıştığımız için birbirimizin hayallerini gerçekleştirmemiz gerekiyordu.

Sonra...
Filmi çektik. İzledikten sonra çok şaşırdım, gerçekten böyle bir şey beklemiyordum. Sonra 'Biz bu filmi nasıl iyi anlatabiliriz?' diye düşünmeye başladık. O zaman çok büyük rakip filmler vardı, yabancı filmler çok güçlüydü. Düşündük ve sonra hiçbir şey yapmamaya karar verdik; 'bu film kendi kendini büyütsün' dedik. Benimkilerin dışındaki sinema salonları filmi göstermek istemedi. Bu nedenle az sayıda salonda gösterime çıkardık. Sonra başta filmi göstermek istemeyen o salonlardan talep gelmeye başladı. Çünkü salondan çıkan babasını arıyordu. En sonunda Türk sinemasının hit filmleri arasına girdi.

Çağan Irmak'ın yönettiği 'Babam ve Oğlum'da başrolleri Çetin Tekindor, Fikret Kuşkan ve Hümeyra paylaştı.
Çağan Irmak'ın yönettiği 'Babam ve Oğlum'da başrolleri Çetin Tekindor, Fikret Kuşkan ve Hümeyra paylaştı.

Mars Cinema Group, sizin de aralarında olduğunuz yapımcıları Güney Kore'ye davet etti. Orada ne yapacaksınız?
Sinemada biraz problemlerimiz oldu. Yılın ilk 6 ayında geçtiğimiz yıla oranla izleyici 10 milyon kişi kadar düştü. Patlamış mısır kavgasından dolayı... O tartışma nedeniyle 'Recep İvedik 6', 'Karakomik Filmler' ve 'Mucize Aşk' yeni sezona ertelendi. Güney Kore'ye gitmemizin nedeni sektördeki bu olumsuzlukları nasıl aşmamız gerektiği konusunda fikir alış verişinde bulunmak. Patlamış mısır nedeniyle sinema sektöründe filmlerin gösterimlerinin ertelenmesine yol açan krizin bir daha yaşanmaması için neler yapılması gerektiğini konuşmak. Ayrıca Güney Kore sinemasıyla Türk sineması arasında nasıl işbirliği yapabileceğimize de bakacağız. 

Şükrü Avşar, 'Evim Sensin', 'Su ve Ateş', 'Sevimli Tehlikeli' ve 'Öteki Taraf'ta ortak yapımcı olduğu Özcan Deniz'in kendi tarzını oluşturmasında önemli rol oynadı.
Şükrü Avşar, 'Evim Sensin', 'Su ve Ateş', 'Sevimli Tehlikeli' ve 'Öteki Taraf'ta ortak yapımcı olduğu Özcan Deniz'in kendi tarzını oluşturmasında önemli rol oynadı.

Sinema sektörü birlik halinde mi?
Sinema sektörü, patlamış mısır merkezli tartışmadan sonra birlik haline geldi. O tartışmadan yapımcı da sinema salonu işletmecisi de zarar gördü. Ben sektörde hem sinema salonu işletmecisi hem de yapımcı tarafındayım. İki tarafın da sorunlarını, isteklerini biliyorum. Bu nedenle bütün meslektaşlarımın bana bu konuda bir saygıları vardır. Dilim döndüğünce anlatıyorum, daha önce dinlemediler ve gördüler durumu. Bu duruma gelmemesi için çok uğraştım. Sonuçta iki taraf da zarar gördü. Önümüzdeki yıllarda aynı sorunun yaşanmaması için sürekli toplantı yaptık ve hepimizin hemfikir olduğu olaylarda ve konularda anlaşma sağlandı. Hatalarımızı düzelteceğiz ve yolumuza devam edeceğiz.