Yiğitcan Yıldız

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği'nin (TÜSİAD) Olağan Genel Kurul Toplantısı, İstanbul'da gerçekleştirildi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Türkiye ve dünya gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu.

2020 yılına geçmiş yıllara oranla biraz daha iyimser girdiklerini kaydeden Tuncay Özilhan, "Ülkemizde ve dünyada ekonomik endişeler biraz daha azalmış, iş dünyasının beklentileri biraz daha iyileşmiş durumda. Dünya ekonomisindeki olumlu hava, ülkemizi de olumlu etkiliyor. Enflasyon rekor yüksek seviyelerden indi, TL’deki istikrarsızlık azaldı, ve CDS primlerimiz düştü. Reel ekonomi de bir nebze nefes aldı" ifadesini kullandı.

Tüketici kredilerindeki artışın ertelenen iç talebi geri getirdiğine de işaret eden TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı, "Büyümedeki canlanma bir süre sonra istihdam artışına da yol açacaktır. Fakat 2020’de ekonomiye hakim olan bu iyimserlikte olağanüstü tedbirlerin önemli bir etkisi var. Olağanüstü uygulamalar normalleşirse ekonomimiz normalden giderek uzaklaşır, öngörülebilirlik azalır. Bu nedenle umarım kalıcı ve sağlıklı piyasa koşulları bir an önce sağlanır" diye konuştu.

'LİBERAL-DEMOKRATİK DÜZENDEN YANA OLALIM'

Tuncay Özilhan, Çin ile ABD arasındaki ekonomik, teknolojik, ticari ve siyasi alanlardaki rekabete vurgu yaparak, "ABD ve Çin arasındaki rekabet sadece ekonomik ve teknolojik alanla sınırlı değil. Biri piyasa kapitalizmini, diğeri ise devlet kapitalizmini temsil ediyor. Bu nedenle küresel sistemin üzerine oturacağı ilkeler üzerinden de bir rekabet yaşanıyor. Piyasa kapitalizmi ve devlet kapitalizmi arasında Türkiye'nin nerede duracağı önem arz ediyor. Türkiye olarak, liberal demokratik düzenden yana olmalıyız" dedi.

Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin geliştirilmesine önem vermenin gerekli olduğuna da söyleyen Özilhan, "AB üyelik süreci, Türkiye için hem bugünün, hem de yarının öncelikli konusu. Bu anlamda, Gümrük Birliği’nin tarım, kamu alımları ve hizmetleri de içine alacak şekilde güncellenmesi öncelik alanlarından bir tanesi. Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi, hem Türkiye’nin, hem AB’nin yararına" dedi.

Türkiye’nin sanayileşme tecrübesinin, verimliliğe ve inovasyona yeterince odaklanmayan, yatırım malı ithalatına dayalı ve rekabet gücü zayıf bir yapı ortaya çıkarttığını da belirten Tuncay Özilhan, "Oysa en önemli yapısal sorunumuz olan cari açığı azaltmak için rekabet şansı yüksek sektörlerde teknoloji kabiliyetinin geliştirilmesi gerekiyor. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, özerk çalışan, özel sektör ile etkili ve şeffaf bir istişare kurabilen, liyakat esasına göre oluşturulmuş çok yetkin bir bürokrasi ile bu süreci yürütmüşler. Ya kendimiz teknoloji üreticisi haline geleceğiz ya da tamamen dışa bağımlı olacağız. Bu nedenle yatırım ortamını düzelterek dünyadaki öncü firmalarla beraber çalışıp, onları ülkemize çekip know-how transferi yapalım" dedi.

Beklenen İstanbul depremi için uyarılarda bulunan Özilhan, İstanbul'da Türkiye nüfusunun neredeyse yüzde 20’sinin yaşadığını, GSYİH’nın yüzde 30’undan fazlasının üretildiğini ve vergi gelirlerinin yüzde 44’ünün tahsil edildiğini belirterek, "İstanbul’u bekleyen depremde can ve mal kaybının en aza indirilmesi için yapılması gereken hazırlıklar en acil önceliklerimiz arasında" dedi.

'2020'DE YÜKSEK BÜYÜME BEKLİYORUZ'

Tuncay Özilhan'ın ardından söz alan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski de, konuşmasının başında beklenen İstanbul depremine vurgu yaparak, son yaşanan Elazığ depreminin İstanbul'da olacak depremin ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterdiğini ve İstanbul depremine karşı devlet kurumları ile özel sektörün birlikte tüm önlemleri alması gerektiğini belirtti.

Kaslowski, ekonomiye yönelik de değerlendirmelerde bulunarak, geçen yıl iç talepte görülen daralmanın, bu yıl yerini hafif toparlanmaya bıraktığını dile getirdi.

TÜSİAD Başkanı, "Tüketimde hareketlenme olduğunu görüyoruz. İnşaat başta olmak üzere, krizden derin şekilde etkilenen sektörlerde ise toparlanma daha uzun zaman alabilir. 2020 yılında istihdam sorunumuz açısından yeterli olmayacaksa da daha yüksek bir büyüme bekliyoruz. Bu büyümenin bileşenleri, kamu harcamalarındaki artış ve özellikle kamu bankalarının bilançolarındaki genişlemeden oluşuyor. Diğer yandan faizlerin düşmesi ile özel bankaların da tüketici kredi talebi karşılamaya başladığını görüyoruz. Geçmiş tecrübelerimizden de biliyoruz ki, sadece kredi genişlemesi ile büyüme sürdürülebilir değil. Bu tür büyümeler, verimlilik artışı getirmiyor. Yalnızca talebi artırarak ekonominin ısınmasına, yükselen enflasyon ve borç sorununa yol açıyor" diye konuştu.

Makul bir programın uygulanabilmesi için, uygun koşulların var olduğunu da kaydeden Kaslowski, "Önümüzde yaklaşık 4 senelik seçimsiz bir dönem var. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşına bir ara verildi. Her ne kadar uluslararası finans kuruluşlarının bu yıl dünya için öngördüğü büyüme tahmini, bir nebze düşürüldüyse de, dünya ekonomisinde veya finansal piyasalarda bir duraklama veya daralma beklenmiyor" ifadesini kullandı.

'TÜRKİYE HERKES İÇİN DOĞAL ORTAKTIR'

Üzerinde mutabakat sağlanmış ve günün küresel koşullarını da göz önünde bulunduran bir ekonomik programın gerekliliğine de işaret eden TÜSİAD BAŞKANI, "Bu programın ana bileşenleri mutlaka istişare ve reform olmalıdır. Kısa vadede, Gümrük Birliği’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de kapsayacak şekilde güncellenmesi artık ertelenemeyecek bir ihtiyaçtır. Türkiye, sahip olduğu güçlü boru hattı altyapısı ile doğal gazın Avrupa’ya taşınmasında, herkes için doğal ortak olarak algılanmalıdır. Bu yaklaşım, hem barışa, hem de tüm paydaşların refahına hizmet edecektir" dedi.

Simone Kaslowski konuşmasına şöyle devam etti, "Ekonomimizde, serbest piyasa ilkelerinin tam olarak uygulanmasından vazgeçilmemelidir. 2001 krizi ardından yaşadığımız büyüme döneminde ekonomimize yönelik güvenin, istikrarlı ekonomi yönetimi, güçlü ve özerk kurumların varlığına bağlı olduğunu hatırlatmak isterim. Gerek reel sektörde gerekse para piyasalarında mevzuatın sıkça değişiyor olmasının, beklenmedik şekilde yeni kanunların iş dünyasının karşısına çıkmasının, vergi politikalarında ekonomik aktörlerin güvenini sarsacak ve mülkiyet konusunda kaygılar yaratacak adımların atılmasının, yatırım ortamına olumsuz etkilerini gündeme getirmek zorundayız. Önümüzde kredi büyümesine değil verimlilik artışlarına odaklanılması gereken bir süreç var. Bu odaklanma, özel sektör adına kararlar alarak değil özel sektörle beraber adımlar atılarak gerçekleştirilebilir."

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri