Tuzdan uzak durun çünkü...
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri'nden önemli açıklama!
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa Kemal Erol, hipertansiyonda tedavi sürecinin ömür boyu olduğunu, ilaç dışı tedavilerin bu süreçte büyük önem taşıdığını belirterek, hipertansiyondan uzak kalmak için tuzdan uzak durulması gerektiğini söyledi.
Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla Erol, hipertansiyonun tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir sağlık sorunu olduğunu ifade ederek, erişkin nüfusun yüzde 30'unun hipertansif olduğunu kaydetti.
Hipertansiyonun tedavi edilmediği takdirde "kalp damar hastalıkları, felç, böbrek yetersizliği ve körlük" gibi çok önemli hasarlara yol açtığını, çoğu zaman ciddi rahatsızlık ve belirtiye neden olmadığını, sinsi seyirli olduğunu ifade eden Erol, "Bu nedenle birçok hipertansif hasta bunun farkında değildir veya tedaviye uyum sağlamamaktadır" dedi.
Erol, hastalığın özellikle orta ve ileri yaş gruplarında, 30-40'lı yaşlardan sonra görülmeye başladığını ve yaşla birlikte görülme sıklığının da arttığını ancak 30 yaş altı bireylerde görülme sıklığının oldukça az olduğunu söyledi.
Hipertansiyonun 18-29 yaş grubunda yüzde 5 oranında görüldüğü bilgisini veren Erol, şöyle devam etti:
"Hipertansiyon, genetik yatkınlık yanında çevresel etkenlerle ortaya çıkıyor. Tuzlu yiyecekler, stres, sigara, şişmanlık, hareketsizlik, aşırı alkol tüketimi bu etkenlerden bazıları. Yine kullanılan bazı ilaçlar özellikle bilinçsiz yaygın tüketilen ağrı kesiciler, hormon ilaçları, guatr bezinin aşırı çalışması, böbrek hastalıkları da hipertansiyona neden olabilir. Türkiye'de geçen yıl yapılan bir çalışmaya göre, hastalığın görülme sıklığı 18 yaş üzeri erişkinlerde yüzde 30 oranında. Erkeklerde yüzde 28, kadınlarda ise yüzde 32 oranında görülüyor. Dünyada da ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte yüzde 25-35 arası rakamlarda görülüyor. Bizdeki diğer ülkelere göre farklılık, cinsiyette öne çıkıyor. Diğer ülkelerde erkeklerde kadınlara göre hipertansiyon daha fazla iken, bizde 40 yaş üzerinde tüm yaş gruplarında kadınlarda hipertansiyon sıklığı erkelerden daha fazla. Bu da muhtemelen kadınlarımızın daha kilolu olmasından kaynaklanmakta."
"İLAÇ DIŞI YÖNTEMLER, TEDAVİNİN OLMAZSA OLMAZI"
Erol, hipertansiyonun tedavisinin 2 ana öğesi olduğunu belirterek, bunların "yaşam tarzının düzeltilmesi" ve "ilaç tedavisi" olduğunu söyledi.
İlaç dışı tedaviler olan "yaşam tarzının düzeltilmesi"ne hastaların çok dikkat etmediğinin altını çizen Erol, bu yöntemleri "tuz tüketiminin azaltılması, şişman ise kilo verilmesi, hareket edilmesi, günlük düzenli tempolu yürüyüş yapılması, sigaranın bırakılması, alkol kullanımının minimuma indirilmesi, mümkünse bırakılması" olarak sıraladı. Erol, bu tedaviyi her hipertansif hastanın uygulaması gerektiğini kaydetti.
Mustafa Kemal Erol, bu yöntemlerin yanı sıra kan basıncını düşürücü ilaçların da kullanıldığını belirterek, "Hipertansiyonda tedavi ömür boyudur. İlaç dışı tedaviler, hastalığın tedavi süreci için olmazsa olmazdır. Tedavi, bir yaşam biçimi olmalıdır" ifadelerini kullandı.
"NASIL OLSA İLAÇ KULLANIYORUM MANTIĞI YANLIŞ"
İlaç kullanan hastaların genellikle "nasıl olsa ilaç kullanıyorum, diğerlerine dikkat etmesem de olur" diye düşündüğünü dile getiren Erol, böyle düşünen hipertansiflerin tuzlu yemeye devam ettiğini, diğer unsurlara dikkat etmediğini anlattı. Tuz tüketiminin Türkiye için büyük bir sorun olduğunu, Türk halkının günlük tuz ihtiyacından fazlasını kullandığını ifade eden Erol, tuzun azaltılmasının önemine işaret etti.
Tuzun yanı sıra bitkisel katkı maddelerinden, otlardan medet uman hastaların yaygınlığına değinen Erol, bu durumun da son derece yanlış ve zararlı olduğunu, kendilerinin hastaya ilaç verirken "kaç miligramın ne derecede kan basıncı yaptığı, ne tür yan etkilerin olduğu" gibi unsurları bildiklerini aktardı.
Bitkisel katkı maddelerinin yan etkilerinin bilinmediğini ifade eden Erol, hipertansiflerin ciddi şekilde yan etkiyle karşılaşabildiğini, halkın otlara ve katkı maddelerine rağbet etmemesi gerektiğini bildirdi.
"HASTA BİLİNCİ, HALA İSTENİLEN ORANLARDA DEĞİL"
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Erol, Türkiye'de hipertansiyon hastalarının durumundan haberdar olma, tedavi alma ve kontrol oranlarında iyileşme görüldüğünü, ancak bu oranın hala ideal düzeylerde olmadığını söyledi. Erol, şu bilgileri verdi:
"2003 yılında hipertansiyonundan haberdar olanların oranı yüzde 40'larda iken, bugün yüzde 55'lere çıkmış. Ama yine de her 100 hastanın 45'i, kan basıncının yüksekliğinden haberdar değil. Kontrol oranları da yüzde 8'den, yüzde 29'lara çıktı. Yani hala her 100 hipertansif hastanın 71'inde kan basıncı yeterince kontrol altında değil. Hipertansif hastalar için en sağlıklı olanı; tuzdan fakir, katı yağlardan uzak, sebze meyve ağırlıklı Akdeniz tarzı diyet. Hipertansiyonda tedavi ömür boyudur. Tedavi, bir yaşam biçimi olmalıdır. Kan basıncımızı ölçtürelim, yüksek kan basıncını tedavi edelim ki, felç kalp krizi, böbrek yetersizliği, görme kaybı riskimiz oluşmasın."
AA