Unutulmak mı, ayrılmak mı?
"Beni Unutma" vizyonda! Kerem Akça yazdı...
‘İlişkilerde unutulmak mı yoksa ayrılmak mı daha çok yaralar?’ sorusunun üzerine giden bir duygusal-dram. “Beni Unutma”, son yıllarda artan üst-orta sınıfa mensup İstanbullular arasında şekillenen aşk hikayelerinin bir yenisini sunmak için yola çıkmış. Bunu yaparken Özer Kızıltan’ın yoğun çabasıyla ilk yarısında ağdalı diyalogları, korku filmi etkisi yaratan piyano ezgilerini, figürasyon gibi duran yan karakterleri, yakın plan patlaması yaşayan görsel yapıyı ve abartılı oynayan oyuncuları bertaraf edebilmiş belki. Ancak ikinci yarıda ‘ağlatma hedefli sahneler bütünü’ne odaklanan hesaplı senaryo sebebiyle hikaye akışını, anlatıyı ve samimiyeti de kaybedip ‘Amerikan ana akım sinemasının grameri’ni uygulama çabasını zedelemiş. Lafın özü “Aşk Tesadüfleri Sever”, “Başka Dilde Aşk”, “İncir Reçeli” ve “Aşkın İkinci Yarısı” gibi Yeşilçam algısını modernize eden kaliteli aşk filmlerinin arasına dahil olma amacına ulaşmakta sıkıntı yaşamış “Beni Unutma”.
Ülkemizde her zaman söylediğimiz ‘sektörel genişleme’ ile birlikte artan kaliteli aşk filmlerinin bir yenisi olmak için yola çıkan “Beni Unutma”, “Başka Dilde Aşk” (2009), “Aşkın İkinci Yarısı” (2010), “Aşk Tesadüfleri Sever” (2011) ve “İncir Reçeli” (2011) gibi bu konuda örnek oluşturan eserlerin seviyesine ulaşamamış. Bunun sebebi filmin temelini aldığı “Aşk Hikayesi”vari (“Love Story”, 1970) melodramatik aşk filmi konseptinin 40 sene öncesinde kalmış olması değil. Aksine dramatik yapısına kaynaklık eden senaryonun ilk 50 dakikada iyi kötü idare etmesine karşın, sonraki 50 dakikada hiç yokmuş izlenimi bırakması.
Filmin yıldızı hikaye anlatma zekası yüksek yönetmeni
Belli ki “Takva” (2006) ile eline verilen hikayeleri sinemalaştırma konusundaki becerisini ispatlayan Özer Kızıltan, filmin en büyük yıldızı. Zira karşımıza çıkan portreye bakınca bazı kısımlar senaryodaki ‘fazla seslilik’ sebebiyle yakın plan oranını arttırdığından, anlatı TV dizisi estetiğine kayıyor kabul edelim. Ancak genel çerçevede yönetmenin aşkı anlatma ve analiz etme yollarına şapka çıkartmak gerek. Özellikle de ilk 50 dakikada Olcay ile Sinan’ın ilişkisini ve sevgililerinden ayrılma durumlarını kotarma güdüsü yedinci sanatın ağzına layık.
2.35:1 sinemaskop formatında Soykut Turan’ın sinematografik gücünden ve Serdar Çakular’ın kurgu zekasından güç alan yönetmenlik stili bu örneklendirdiğimiz aşk filmi kavramının altını dolduruyor. Zira Yeşilçam’dan farklı olarak son yıllarda esas değişen tür filmlerinin ‘yönetmenlik sanatı’nı arkasına alıp, 70’lerin Hollywood’u örneğindeki gibi bu konuda bir ciddiye alınırlık üretmesidir. “Beni Unutma” da sanki ilk yarısında bu durumu halletmiş gibi.
Aşkın ruhunu iyi yakalamış, ama senaryoya ve müziklere takılmış
Açılışta Olcay’ın ofisindeki kaydırmalı planı takiben motosikletine binmesi ve sevgilisinin kendisini aldattığını öğrenmesindeki temposal uyum filmin geri kalanında yok belki. Ancak o dilimde de sahnenin üzerine paralel kurgu ile bindirilen Sinan’ın eşinden ayrıldığı an ve bunların ‘uyum kesmesi’ ile ‘hüznü yeni heyecana dönüştürmeleri’ durumu, bir sahicilik aşılamış. Bunun devamında bir etkileşim yaşayıp kısa sürede birbirlerine tutulan ikilimiz, uzun süreli ilişkiden sonra gelen ‘karşısına çıkan ilk kişiyle sakin bir limana yanaşma’ ihtiyacını etkili şekilde görünür kılıyor.
Zaten “Beni Unutma”nın, ‘aşk’ın gerçekleri konusunda bir sıkıntısı yok. Eşlerin ve sevgililerin etkileşimi, ayrılık, beraberlik, evlilik, çocuk yapma, tutku duyma, romantizm gibi aşamaları samimi bir şekilde perdeye yansıtmış. Ancak esas sıkıntı, genel anlamda yönetmenliğin ufak çaplı ‘dizi’ ivmesini ve ana karakterler dışındaki arkadaş tiplemelerinin figürasyon seviyesine inmesini saymazsak Anjelika Akbar’ın müziklerinde ve Burak Göral’ın senaryosunda kopuyor.
İddiayla yola çıkmanın zararlarını görmüş
İlk kısmı samimi bir şekilde İlksen Başarır, Ömer Faruk Sorak gibi yönetmenlerin seviyesinde geçen filmin, ikinci yarıda ‘zaman boşluğu’ bırakıp ‘dramatik’ bir süreç hedeflemesiyle birlikte dramatik yapısını zedelemekten ziyade terk ettiği görülüyor. Zira bir yere kadar idare eden didaktik diyalogların dizi estetiğine alan açması, ilk bölümde fazla sorun olmazken, bu bölümde bir anda karşımıza ‘ağlatmak için oluşturulan sahneler’den bir potpuri çıkarıyor.
Belli ki yapımcı, senarist ve yönetmen, böylesi filmlerin ne tür bir son bölümle yüksek hasılat yapabildiğini iyice inceleyip ‘onlardan daha fazlasını biz de yapabiliriz!’ diye haykırmışlar. Bu haykırışın son 50 dakikada duygusal-dramlardan alışık olduğumuz dönüşünü, Anjelika Akbar’ın sinemaya uygunsuz piyano ezgilerinin ‘korku-gerilim filmi’ kıvamındaki algısıyla gerçekleştirmesi ise bir hayli ilginç. Zira bir anda içine cin veya şeytan girdiğini düşündüğümüz bir kadın karakter, duygu sömürüsü yapmıyormuş gibi gösterilip neden-sonuç ilişkisini kesse de aslında doğrudan o hedefe programlanıyor.
İkinci bölümde başlangıçta kendini göstermeyen sorunlar açığa çıkmış
Halbuki “Romantik Komedi” (2010), “Başka Dilde Aşk” ve “Aşk Tesadüfleri Sever” gibi samimi, keyifli ve romantik-komediye kaykılan bir ilişki tabanından onun uç noktasındaki ‘gerilim’e ancak Yeşilçam, Bollywood gibi çatısı hassas ve kırılgan dramatik yapılara dayalı mecralarda rastlanır. Zira senaryoda esas mesele böylesi dönüşleri geniş almadan, dengeli bir çerçeveden ilerleyerek ‘karakter’ yaratmaktır. Ancak “Beni Unutma”nın önemli sorunlarından biri de bu gibi sanki. Bu durum herhangi bir fiziksel temas olmadan yürüyen Olcay-Sinan aşkının inandırıcılığını da bir süre sonra zedeliyor ister istemez.
Filmin kilit anı olarak görülebilecek bu dönüşüm sonucunda ‘unutmak’ ile ‘ayrılmak’ gibi aşktaki ana sorunsallarla ilgili dertlerini ortaya çıkaran bir dil türemiş, orası kesin. Fakat bunu yaparken son 50 dakikanın sanki hiç yazılmamış ya da araları kesilip de önemli yerleri alınmış gibi bir hali var. Bu durum “Beni Unutma”nın o zamana kadar arka planda kalan ağdalı diyaloglarını ve dışadönük karakter portrelemelerini gülünç hale getirmiş. Zira bir anda sadece konuşan karakterlerin bu diyaloglarını izlediğimiz plan sekans kıvamında sahnelerle baş başa kalıyoruz.
Bu da Aytaç Ağırlar, Ömer Faruk Sorak, İlksen Başarır, Mehmet Aslantuğ gibi popüler sinemada kendini ispatlamış veya geleceği olan yönetmenlerin eksikliğini hissettiriyor. Filmin Mert Fırat’ın ağzından dalga geçtiği Yeşilçam güdüsünü senaryosal boşlukları ve müzikleriyle son 50 dakikada hakim hale getirmesi de ‘bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’ dilimizin ucuna getiriyor. Her ne kadar görsel anlamda bu durum ön planda olmasa da dramatik anlamda yüzümüze yüzümüze vuruluyor. Özer Kızıltan’ın da bütün yönetmen kumaşına ve hikaye anlatma zekasına karşın senaryonun zaaflarını bertaraf edememesi filmin kaderini belirlemiş oluyor.
FİLMİN NOTU: 4
Künye:
Beni Unutma
Yönetmen: Özer Kızıltan
Oyuncular: Mert Fırat, Açelya Devrim Yılhan, Tuba Ünsal, Kenan Ece, Aliye Uzunatağan, Melis Babadağ
Süre: 100 dk.
Yapım Yılı: 2011
keremakca@haberturk.com