Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Paulo COELHO/HABERTÜRK PAZAR

Sibylle Kehanetleri kitaplarındaki hikâyeler beni hep büyülemiştir” dedim birlikte arabayla Portekiz’e seyahat etmekte olduğum arkadaşım ve yayıncı temsilcime. “Fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz, yoksa sonsuza dek elimizden kaçıp gider.”

Gelecekten haber veren kehanetleriyle ünlü cadılar olan Sibyller Eski Roma’da yaşadılar. Bir gün onlardan biri kolunun altında dokuz tane kitapla imparator Tiberius’un sarayına gitti. İmparator Tiberius’un geleceğinin bu kitaplarda yazılı olduğunu söyledi ve kitaplar karşılığında on altın istedi. Tiberius bunu pahalı buldu ve kitapları almak istemedi.

Cadı gitti, kitapların üçünü ateşe verip yaktı, geri kalan altısıyla tekrar saraya gitti. “Bu kitapların fiyatı on altın” dedi. Tiberius güldü ve cadıyı saraydan yolladı. On kitap fiyatına altı kitap satmaya nasıl cüret ediyordu!

Cadı üç kitabı daha yaktı ve Tiberius’un huzuruna geriye kalan üç kitapla tekrar çıktı: “Fiyatı yine on altın” dedi. Tiberius’un merakı uyanmıştı, sonunda geriye kalan üç kitabı on altına satın aldı ve geleceğinin sadece küçük bir kısmını okuyabildi.

KENDİNİ SUÇLU HİSSETMEK

Hikâyeyi anlatmayı bitirdiğim sırada İspanya ve Portekiz sınırındaki Ciudad Rodrigo’dan geçtiğimizi fark ettim. Dört yıl önce burada birisi bana bir kitap sunmuş ama ben satın almamıştım.

“Hadi burada duralım” dedim. “Sibylle kitaplarını anmış olmam geçmişte yaptığım bir hatayı düzeltmem için bir işaret sanırım.”

Kitaplarımın Avrupa’da yayınlanması sebebiyle yaptığım ilk seyahatte öğle yemeğini burada yemeye karar vermiştim. Sonra buradaki katedrali ziyaret etmiş ve bir rahiple tanışmıştım. “Öğleden sonra güneşi buradaki her şeyi nasıl daha da güzelleştiriyor değil mi?” demişti. Söylediği bu söz hoşuma gitmişti, biraz sohbet etmiştik, bana sunağı, manastırı ve katedralin iç bahçelerini gezdirmişti. Ayrılırken bana kilise hakkında kendisinin yazdığı kitabı göstermişti ama ben satın almayı düşünmemiştim. Oradan ayrıldıktan sonra kendimi suçlu hissettim; ‘Ben bir yazarım ve kitaplarımı satmak için Avrupa’ya gelmişim, neden bir jest olsun diye rahibin kitabını satın almadım ki?” diye düşündüm. Ama sonra bu olayı tamamen unuttum. Taa ki bu ana kadar.

Arabayı durdurdum; Mônica ile birlikte kilisenin önündeki meydana yürüdük; bir kadın orada oturmuş gökyüzüne bakıyordu.

“İyi günler. Bu kiliseyle ilgili bir kitap yazmış olan rahiple konuşmak istiyordum.”

“Adı Rahip Stanislaw, bir yıl önce öldü” dedi kadın. Büyük bir üzüntü duydum. Neden kendi kitaplarımdan birini birinin elinde gördüğümde hissettiğim sevinci rahibe de hissettirmemiştim?

“Tanıdığım en iyi insanlardan biriydi” dedi kadın. “Çok fakir bir aileden geliyordu ama arkeoloji konusunda bir uzman oldu. Oğlumun okul bursu kazanmasına da yardım etti.”

Kadına oraya neden geldiğimi anlattım. “Kendinizi boşuna suçlamayın. Katedrale tekrar girin.”

BU BİR İŞARET Mİ?

Bunun bir işaret olduğunu düşündüm ve bana söyleneni yaptım. İçeride sadece bir rahip vardı, günah çıkarma bölümünde bir türlü gelmeyen inançlıları bekliyordu. Ona doğru yürüdüğümde bana dizlerimin üzerine çökmemi işaret etti ama ben sözünü kestim.

“Ben günah çıkarmak istemiyorum. Sadece Stanislaw adlı rahibin yazdığı kitabı satın almaya gelmiştim.”

Rahibin gözleri parladı. Günah çıkarma bölümünden dışarı çıktı ve kitabın bir kopyasını gidip getirdi.

“Sadece bunun için kilisemize gelmeniz ne kadar güzel!” dedi. “Ben Rahip Stanislaw’ın kardeşiyim ve bu durum beni çok gururlandırdı! Şu anda cennetten bize bakıp yarattığı eserin önemsendiğini görmekten çok mutlu olmuştur!”

Onca rahibin bulunduğu bu katedralde karşıma Stanislaw’ın kardeşi çıkmıştı. Kitabın parasını ödedim, ona teşekkür ettim, o da bana sarıldı. Çıkarken arkamdan şöyle dediğini duydum:

“Öğleden sonra güneşi buradaki her şeyi nasıl daha da güzelleştiriyor değil mi?” Rahip Stanislaw yıllar önce bana tam olarak aynı sözleri şöylemişti. Hayatta her zaman ikinci bir şans vardır.

Çeviren: Mine Akverdi Denktaş