Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Paulo COELHO - HABERTÜRK PAZAR 

Bir zamanlar Himalaya Dağları’nda yaşayan çok ünlü bir adam vardı. Diğer insanların arasında yaşamaktan bıkınca kendine daha basit bir hayat seçmiş ve dağa çıkmıştı, zamanının çoğunu meditasyon yaparak geçiriyordu. Ünü o kadar büyüktü ki, insanlar sırf yüreklerindeki her türlü ıstırabı yok edeceğine inandıkları bu yüce adamı görebilmek için daracık patikalardan yürüyüp sarp kayaları tırmanıp büyük nehirleri geçmeye hazırdılar. Bilge adam başta şefkatli biri olduğundan gelenlere tavsiyelerde bulunuyordu ama bir süre sonra istenmeyen ziyaretçilerden kendini kurtarmak istedi. Oysa aksine giderek daha kalabalık gruplar halinde gelmeye başladılar. Bir gün büyük bir kalabalık, gazetede hakkında çok güzel bir yazı çıktığını ve hayatın zorluklarıyla baş etmenin yolunu öğretecek tek kişinin o olduğuna inandıklarını söyleyerek kapısını çaldı.

“BANA DERTLERİNİZİ ANLATIN”

Bilge adam hiçbir şey söylemedi, sadece oturup beklemelerini istedi. Üç gün geçti ve daha fazla insan geldi. Oturacak yer kalmadığında bilge adam kapısının önünde birikmiş kalabalığın karşısına çıkıp şöyle dedi: “Bugün size herkesin duymayı istediği cevabı vereceğim. Ama bana söz vermelisiniz; problemleriniz çözüldüğünde buraya gelmek isteyenlere benim taşındığımı söyleyeceksiniz; böylece arzu ettiğim gibi yalnız başıma yaşamayı sürdürebilirim. Eğer nereye gittiğimi öğrenmek için ısrar ederlerse, onlara birazdan size öğreteceğim şeyi öğretin, böylece kimse gerçek bilginin ulaşılamaz olduğundan şikâyet edemez.” Kapısında bekleyenler kutsal yemin ederek söz verdiler. Eğer bilge adam vaadini gerçekleştirir, problemlerini çözerse, yeni kişilerin dağa çıkmasına engel olacaklardı. “Bana dertlerinizi anlatın” dedi bilge adam.

BÜYÜK BİR KARMAŞA

Biri kalkıp konuşmaya başladı ama konuşması diğerleri tarafından kesildi. Herkes yüce bilgenin halkın önüne son kez çıktığını bildiğinden kendi sesini duyurmaya fırsat kalmayacağından korkuyordu. Birkaç dakika içinde kalabalığa büyük bir kargaşa hâkim olmuştu; bir sürü insan aynı anda bağırıyor, ağlıyor, kadınlar ve adamlar seslerini duyuramamanın çaresizliğiyle saçlarını yoluyordu. Bilge adam duruma bir süre müdahale etmeden bekledi, sonra bağırdı: “Sessizlik!” Kalabalık anında sustu. “Yere oturun ve bekleyin!” Herkes denileni yaptı. Bilge adam küçük kulübesine girdi, bir tomar kâğıt ve kalemle bir sepet getirdi. Kâğıtları dağıttı ve herkesten en büyük derdini yazıp dörde katladıktan sonra sepete atmasını istedi.

DAĞDAN MUTLU İNDİLER

Herkes yazıp bitirdiğinde, bilge adam notların toplandığı sepeti aldı ve sallayıp karıştırdı. Sonra sepeti tekrar kalabalığa uzattı ve sakince şöyle dedi: “Sepeti aranızda gezdirin; herkes içinden bir kâğıt alıp okusun. İsterseniz bundan sonra kâğıtta okuduğunuz probleme sahip olmayı seçebilirsiniz ya da kendi probleminizi yazdığınız kağıdı geri isteyebilirsiniz. Karar sizin.” Herkes sepetten kağıt aldı, okudu, dehşete düştü. Sonuçta kendi yazdıkları problemlerin, ne kadar kötü olursa olsun, başkalarını üzen problemler kadar ciddi olmadığını görmüşlerdi. İki saatin sonunda herkes elindeki kâğıdı geri vermiş ve kendi kâğıdını alıp yaşadığı dertlerin sandığı kadar kötü olmadığını anlamış olmanın verdiği rahatlamayla cebine koymuştu. Bu ders için bilge adama teşekkür ettiler, hepsi dağdan diğerlerinden daha mutlu olduklarından emin bir şekilde indiler ve kimsenin bu yüce adamın huzurunu bozmaması için ona verdikleri sözü tuttular.

(Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)