Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Paulo COELHO - HABERTÜRK PAZAR

Edebiyatta, mühendislikte, bilgi teknolojilerinde –ve hatta aşkta– yaratım süreci hep aynı yapıyı izler: Doğanın döngüsünü. Aşağıda size bu sürecin aşamalarını listeleyeceğim:

(a) Tarlayı sürmek: Toprak alt-üst edilir edilmez oksijen daha önceden ulaşamadığı yerlere hemen nüfuz eder. Tarlanın çehresi değişmiştir, yüzeydeki toprak artık yerin altına gitmiştir ve yeraltında olan toprak yüzey olmuştur. Kendi içinde yaşanan bu devrim süreci son derece önemlidir çünkü tıpkı toprağın yeni yüzeyinin güneş ışığını ilk kez görüp bundan gözlerinin kamaşması gibi, kendi değerlerimizin yeni baştan sıralanması da hayatı daha masum ve açık yürekli gözlerle görmemizi sağlayacaktır. Böylelikle ilham mucizesine hazırlıklı olacağız. İyi bir yaratıcı, sürekli değerlerinin altını üstüne getirmeli ve anladığını sandığı şeylerin hiçbiriyle asla tatmin olmamalıdır.

(b) Tohum ekmek: Her iş hayatla temasın bir meyvesidir. Yaratıcı kişi kendini fildişi bir kuleye hapsedemez; diğer insanlarla iletişim içinde olmak ve insanlık halini paylaşmak zorundadır. Gelecekte nelerin önemli olacağını önceden bilmesi mümkün değildir, bu yüzden de hayatını ne kadar yoğun yaşarsa kendi dilini bulma şansı o kadar artır. Le Corbusier şöyle der: “İnsan kuşu taklit etmeye devam ettiği sürece uçma girişimlerinde hiçbir yere varamaz.” Aynı şey sanatçı için de geçerlidir: Duyguların bir tercümanı olsa da sanatçı tercüme ettiği dile tamamıyla hâkim değildir ve ilhamı taklit veya kontrol etmeye kalkarsa hedefine asla ulaşamayacaktır. Hayatın bilinçaltının verimli topraklarına tohum ekmesine izin vermelidir.

(c) Olgunlaşma: Bir zaman gelir, üzerinde çalışılan iş, daha yazar kâğıda dökmeye bile kalkışmadan, yazarın ruhunun derinliklerde, özgürce kendi kendini yazmaya başlar. Edebiyat söz konusu olduğunda örneğin, yazar kitabı, kitap da yazarı etkiler. Carlos Drummond de Andrade’nin ‘Kaybolup gitmiş şiirleri asla yeniden kazanmaya çalışmamalıyız çünkü onlar gün ışığını görmeyi zaten hak etmemişlerdir” sözleriyle anlatmak istediği budur. Olgunlaşma döneminde takıntılı bir şekilde aklından geçen her şeyi not alan ama bilinçaltında kendi kendine yazılmakta olanı görmezden gelen birçok insan tanıyorum. Bunun sonucu şudur: Notlar–yani hafızanın meyveleri–ilhamın meyvelerinin önünü keser. Yaratıcı, tıpkı bir çiftçi gibi, tarlasının bütün kontrolünün onda olmadığını, kuraklıklara ve sellere maruz kalacağını bilerek bu gebelik sürecine saygı göstermelidir. Nasıl bekleyeceğini bilirse, bütün etkilere göğüs geren en güçlü bitki, sağlam bir filiz verip hayata adımını atacaktır.

(d) Hasat: Bu, yaratıcının ektiği ve olgunlaştırdığı her şeyi bilinç seviyesine taşıdığı andır. Eğer erken toplarsa meyve yeşil kalır, eğer geç toplarsa meyve çürür. Her sanatçı bu anı bilir; her ne kadar belli sorular hâlâ cevaplanmamış ve belli fikirler tam olarak netleşmemiş olsa da iş ilerleyip geliştikçe bunlar da kendiliğinden hallolacaktır. Yaratıcı artık işini tamamlayana kadar gece-gündüz, korkusuzca ve disiplinli bir biçimde çalışması gerektiğini bilir. Peki kişi hasat meyveleriyle ne yapmalıdır? Bu sorunun cevabı için yine doğa ana’ya bakmalıyız: O her şeyi herkesle paylaşır. Eserini kendine saklamak isteyen sanatçı, bugünden elde ettiklerini ve atalarından miras aldığı ve öğrendiği şeyleri adil bir şekilde idare edemiyor demektir. Tarladan topladığımız ürünü tahıl ambarında tutup bekletirsek en doğru zamanda hasat etmiş olsak bile içeride çürüyecektir. Hasat bitince, kişinin korkmadan ve utanmadan ruhunu paylaşmasının zamanı gelir.

Bu, ne kadar ıstıraplı ve ihtişamlı olsa da sanatçının görevidir.

(Çeviri: Mine Akverdi Denktaş)