Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gizem Sevinç Selvi / HABERTÜRK CUMARTESİ

1994’ten bu yana piyasada ve brit rock’ın öncüsü sayılan Skunk Anansie’nin solisti, müzik dünyasının karizmatik siyahi dişisi Skin, telefon hattının öbür ucundaydı geçen hafta. Köpeği sık sık araya girse de yılmadan sorularımı cevapladı; İstanbul’u nasıl sevdiğini, bir önceki gelişinde çok yakınında patlayan bombayı ve müzik endüstrisinin çalkantılarını anlattı.

■ Son gelişinizde İstanbul’da bomba patladı. Olay yerine yakın olduğunuza dair tweet attınız. Neler hissettiniz?

Oradaki diğer insanlardan farklı hissettiğimi sanmıyorum. Elbette korktum ama ölmedim işte... İnsanlar öldü. Çok zor elbette, özellikle benim gibi sürekli gezenler daha bir tetikte oluyor. “Bir sonraki ben olabilirim” diye düşünüyorsunuz o an, herkes için tek yolun barış olduğunu düşünüyorsunuz.

■ Her şeye rağmen korkmadınız ve tekrar geliyorsunuz.

Ah yapmayın, tabii ki geliyorum! Ben bir barışseverim ve eğer böyle bir durumda kaçarsam komik duruma düşerim. Bizler başkalarından farklı olarak sürekli gezmek zorunda olan insanlarız ve tüm bu olaylar maalesef modern hayatın bir parçası artık, kaçamayız. Öte yandan ben bir İngiliz olarak benzer olayların içinde büyüdüm ve gördüm ki her şeye rağmen devam etmek zorundayız. Alışveriş yapmak, çocuklarımızı okula göndermek zorundayız. Sürekli korkup evde oturarak nasıl bir hayat sürülebilir ki? Benim için öyle bir hayat bombadan bile daha korkunç!

■ Müziğe dönelim. Grubunuz Skunk Anansie’yle defalarca kopup tekrar bir araya geldiniz. Bunun nedeni tek başınıza tutunamamanız mı?

Bu garip bir soru. Ben Skunk Anansie’yle birlikte var oldum, en tepeyi onlarla birlikte gördüm. Ah Skunk, çılgın s.rtükler! (Gülüyor.) Bir sanatçı için solo kariyer çok farklı bir deneyim. Tüm dünyadaki gruplara baktığımda çok ama çok daha eğlenceli bir iş olduğunu görüyorum. Dürüst olmak gerekirse sahnede yalnız olmak biraz daha narsisist ve biliyor musunuz, grup olmaktan çok daha kolay! Her şeyi kafana göre yapıyorsun ve sadece kendin için para kazanıyorsun.

‘KÖHNE ARTİSTLERE MAHKÛM DEĞİLİZ’

■ 48 yaşındasınız ve uzun süredir sahnedesiniz. Müzik endüstrisi eskisi gibi olmasa gerek...

Kesinlikle müzik endüstrisi tamamen değişti. Her şeyden önce artık soyal medya denen bir şey var ve kendini pazarlamak, insanlara istediğin mesajlar vermek açısından son derece garip bir dönemden geçiyoruz. Bunlar çok pozitif gelişmeler elbette, herkes şikâyet etse de bir grup insan için büyük şans bu. İnternet artistlik kavramını tamamen değiştirdi. 90’larda ünlü birine ulaşmak neredeyse imkânsızdı. Artist olmak daima ulaşılmaz olmak ve iyi görünmek anlamına geliyordu. Şimdi ise cool olmak çok zor. O köhne, beyaz adamlara mahkûm değiliz, etrafta bir sürü harika genç müzisyen var ve herkes kendi pazarlamasını kendisi yapabiliyor. Bu müthiş!

■ İstanbul’u çok seviyormuşsunuz...

Farklı her kültüre bayılıyorum ama İstanbul’da bir sonraki aşamada ne olacağını asla kestiremiyorsunuz ve bence bu muazzam bir şey. Müthiş yemekleriniz var, o sokaklarda yürümek harika. Birçok defa orada bulundum ve İstanbullular ile vakit geçirme şansım oldu, çok keyifliydi; belki hayatım boyunca hissetmediğim şeyler hissettim.

■ Müzik dışında vazgeçemeyeceğiniz 3 şey?

Ruhum ve bedenim için dans, beynim için kitaplar ve gitarım...