Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gizem Sevinç Selvi / HABERTÜRK CUMARTESİ

Birkaç hafta önce rastladığım TED konuşmasının başlığında “Bu bilim insanı rüyalarınıza sızabilir” yazıyordu. “Ne korkunç” dedim, “Sızılmadık bir rüyalarımız kalmıştı!” Sonra dikkatle dinlemeye başladım, adam hacker çıktı; hikâye giderek garipleşiyordu, durduramıyordum. En iyisi bulup kendisine sorayım dedim, sordum, biraz kafa karıştırarak tüm sorularımı cevapladı. Moran Cerf eski bir hacker, yeni nörobilimci, profesör. İsrail istihbaratından sonra beynimize, rüyalarımıza sarmış durumda. Rüya dediğiniz zaten başlı başına gizemli ve çekici bir konuyken Cerf işi daha ilginç hale getirip onları şekillendirmenin mümkün olabileceğini söyledi ve daha bir sürü şey anlattı...

-Siz bayağı rüyalarımızı hack’leme aşamasında olduğunuzu söylüyorsunuz değil mi? Yanlış anlamadık yani.

“Rüya hack’lemek” çok geniş bir kavram. Burada anlatmaya çalıştığım anafikir şu: Artık sesler, kokular ve dokunma gibi belli dış uyaranları kullanarak rüyalarınızın içeriğini şöyle bir dürtükleyebiliyoruz.

-Nasıl yani?

Şöyle; mesela siz uyurken bir spray yardımıyla burnunuza yakın bir yerde sıktığımız bazı kokular rüyanızın içine girerek kafanızın içindeki hikâyeyi şekillendirebiliyor. Bazı sesler de aynı şekilde. Buradaki temel mesele, bunu beynin bu dış etkenlerin girişine açık ve “alıcı” durumda olduğu spesifik zaman dilimlerinde yapmak. Şu anda aynı yolla, uyurken gördüğünüz hikâyelere çok ama çok yaklaşmış vaziyetteyiz. Burada “hack” dediğimiz, beynin içine bir hikâye sokmak değil sadece, içeride olup biteni dışarı çıkarmak aynı zamanda.

-Peki rüyaları hack’leyerek şekillendirdiğimizde ne olacak?

Sanırım hepimiz rüyalarımızı şekillendirmek isterdik. Sürekli iyi rüyalar gördüğünüzü ve hatırladığınızı, belki kendi imkânlarınızla gidemeyeceğiniz yerlere gittiğinizi düşünsenize! Tüm sanal gerçeklik meseleleri bir bakıma bunun limitli bir versiyonu aslında. Çeşitli triklerle beynimizi başka gerçekliklere, başka zamanlara götürüyorlar. Aslında hepimizin tüm istediği bu ve beynimiz bunu her gece yapıyor! Neden daha fazlası mümkün olmasın?

-Uyurken beynimizin bazı verileri tuttuğunu, rüyalarımızın bir kısmını uyandığımızda hatırladığımızı ve bunların uyanıkken yaptığımız hareketleri etkilediğini söylüyorsunuz.

Rüyaların anlamlarına dair elimizde birçok farklı seçenek var. Burada önemli nokta, rüyaların bizim geleceğe dair olduğunu varsaydığımız birtakım veriler sunması ve bizim doğrultuda hareket etmemiz. Yani gerçek hayatta bir durumla karşılaştığınızı ve önünüzde birtakım seçenekler olduğunu düşünün. Gece uyuduğunuzda beyniniz bir tür sanal oyun yaratarak bize o seçenekleri gösteriyor. Ve biz bu seçeneklerden hangisi gerçekleştiği takdirde ne hissedeceğimizi görüyor ve meseleyi beynimizin duygusal filtrelerinden geçiriyoruz. Yani rüyalar bize olası sonuçları görme ve somut olarak değerlendirme olanağı sunuyor.

“ÖMRÜN 12’DE BİRİ RÜYADA GEÇİYOR”

-Bir dakika, sonuç olarak bilinçaltı rüyası denen bir şey yok ve rüyalar tamamen geleceğe dair mi diyorsunuz?

Rüyalarımızın tamamen bilinçaltından gelip gelmediğini maalesef net bir biçimde bilmiyoruz. Bu konuda birden çok teori var; Freudyen bilinçaltı yaklaşımı bunlardan yalnızca biri. Bazı teoriler rüyaların tam bir gelecek simülatörü olduğunu söylerken, bazıları rüyalarımızda anıların birinden diğerine zıpladığımızı iddia ediyor!

-Bu durumda sizin çabanız insanların rüyalarına dahil olmak mı? Eğer bunu gerçekleştirirseniz bu kişilerin düşüncelerini etkilemek mümkün olabilir...

Aslında birinin rüyasında olanları, uyanıkkenki gerçek düşüncelerine bağlamanın çok da lüzumu yok. Düşünsenize, biri rüyasında kötü bir şey yaptığı için ona kızabilir misiniz? Ancak rüyasının ne anlama geldiği üzerine yoğunlaşabilirsiniz. Ama bizler rüyalarımızın bilinçli planlarımızı yansıttığına dair net kanıtlar elde edene dek gerçek hikâyeleri ve rüyanızda olanları bağlamak ve rüyanızda hata yaptığınızı düşünmek mümkün değil.

-Uyurken ve uyanıkken beynimiz aynı şekilde mi işler peki?

Bazı uyku evrelerine baktığımızda evet, beynimiz uyanıkkenki görünümüne çok benzer olabiliyor ama kesinlikle aynı değil. Özellikle REM aşamasında, yani çoğunlukla rüyaları rapor ettiğimiz evrede.

-Bu arada hayatımızın 12’de birini rüya görerek geçirdiğimiz doğru mu? Çok uzun bir zaman değil mi bu?

Doğru... Hayatımızın 3’te biri uykuda geçiyor. En basitinden 24 saatin 8’i gibi düşünün. Yine aynı basit hesapla bir gecenin 4’te biri rüyada geçiyor, bu da ömrümüzün 12’de biri demek.

'HACKER'LAR BİLİM ADAMLARINA ÇOK BENZER'

-Peki öyleyse başa dönelim. Ne tür bir yola girdiniz böyle, yani bir hacker ne oldu da nörobilime sardı?

İşe hacker olarak başladım. Bir güvenlik şirketinde çalışıyordum; işim bankaların ve devlet kurumlarının hesaplarını kırarak güvenlik açıklarını yakalamaktı. Şu anda tüm o gizli kodlara ulaşmak üzere kullandığımız tekniklerin farkına varmam aynı döneme denk geliyor. Aslında nörobilime geçiş benim için de sürpriz oldu ama her şeye rağmen aynı tekniklerin işe yarayacağını düşünerek kullanmak istedim. Günün sonunda nörobilime atladım evet, çünkü kendimizi tanımak için son derece heyecan verici bir yol gibi geliyor bana. Öte yandan sıradan bir şirket çalışanı olmaktan daha ilham verici olduğunu kabul edin. Ve tabii o dönem tanıştığım önemli bir bilim insanı, Francic Crick de bu değişim konusunda çok etkiledi beni.

-Bir hacker’dan iyi bir bilim insanı çıkabilir yani...

Bence bir hacker’ı bilim dünyasında başarılı kılabilecek birkaç sebep var. Öncelikle hacker’lar teknik olarak son derece donanımlı kimseler. İşin içinde benzer bir tutku var, gizem var. Bir puzzle’la uğraşıyorsunuz. Öte yandan içeride tam olarak ne olduğunu bilemeseniz bile sebep-sonuç ilişkileri kuruyor ve kısıtlı kaynaklarla doğaçlama çözümler üretmeye çalışıyorsunuz. Tüm bunlar bir hacker ve bilim adamının ortak noktaları.

-Siz kimsiniz peki, hikâyeniz nasıl başladı?

Fransa’da doğup İsrail’de büyüdüm. Çocukluğum sanat okulunda geçti; tiyatro ve bale yapıyor, müzikl e uğraşıyordum. Ufak tefek teknik işlere de ilgim vardı. Sonra bilgisayarların evlere girmeye başladığı dönem ailemden ısrarla bana bir bilgisayar almalarını istediğimi hatırlıyorum. İlk bilgisayarım alınır alınmaz kod yazmayı öğrenmeye, sonra da bunu görünenin ötesine, orjinal haline ulaşmak için kullanmaya başladım. Bir kez öğrenmeye başladığınızda zaten nasıl işlediğini ve nasıl manipüle edilebileceğini de görüyorsunuz. Neticede hacker olarak buldum kendimi ve bu işi profesyonel olarak yapmaya başladım. Başta oyunlarda minik düzeltmeler falan yapıyordum. Ne zaman internet bu kadar yaygınlaştı, daha karmaşık şeyler yapmaya başladım.

-İstihbarat teşkilatı gibi mi?

Evet, İsrail İstihbaratı beni işe aldı! Benimle benzer becerilere sahip arkadaşlarımla güvenlik işlerine bakıyorduk. Askerliğimi bitirdikten sonra bir süre iş dünyasında devam ettim, ardından üniversiteye döndüm.