Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ali Esad GÖKSEL / HABERTÜRK CUMARTESİ

Aşçılar, mutfak sevdalıları ve yatırımcılar nefeslerini tutmuş beklemedeydiler. Geçen hafta en iyi ilk 50 listesini takip edenler açıklanmıştı, hatırlayacaksınız. Ve çok sevindik gururlandık. İçimizden birisinin soluğu, ilk 50’nin ensesinde çıkıverdi. Mehmet Gürs ve Mikla ekibini ne denli kutlasak yeridir.

“The worlds 50 best restaurants” akıllı bir iş yaptı. Sansasyonu iki haftaya yaydı: Pazartesi gecesi New York’taydılar. Bu kez de canlı olarak sahne alındı. Düzenlenen törenle yıldızlar ve kral açıklandı. Bizim “mutfağın gözde kenti” Gaziantep’te çok bilindik bir tabir vardır. “Adamın ağzını büzüşünden Ömer diyeceği belli idi” denilir. 2016 listesinin bir numarası içinde zımni bir mutabakat mevcuttu: Massimo Bottura.

Altı ay önce inanılmaz bir olay vuku buldu. Matteo Renzi mühim bir misafirini Modena’da küçük bir lokantaya götürdü. Diyeceksiniz ki, “Kardeşim bize ne Renzi’den. Batı Aleminde bunlar adi vukuattandır”. Doğru, ama az durun. Bazı misafirin kimliği olayı değiştirebilir. Nitekim İtalyan Başbakanı’nın misafiri de bu çerçevedendi. Renzi misafiriyle lunaparka gitseydi haber olmayabilirdi.

Ama şayet misafiriniz Fransız Cumhurbaşkanı ise... İşte orada az soluklanasınız. Onu akşam yemeğine nereye götürdüğünüz, dünyanın her yerinde haberdir. Hele hele Monsieur Hollande yemeği takiben bir beyanda bulunduysa... Derin bir nefes daha: Seçmenindeki kabulü zaten vahim olan sosyalist amcaya ağır bir fatura çıkabilir.

Fransız Cumhurbaşkanı; Bottura ve Renzi’ye “Yediklerimiz bir şiirdi” deyivermiş. Bottura haklı, bekleşen gazetecilerin karşısına çıkıp hal ve gidişatı “İtalya: 2, Fransa: 0” olarak özetlemiş.

Bakın şoven ve derin Fransa’nın bunu ne kabul ne de hazmetmesi kabil değil. Ezcümle mevcud hal için söylenecek laf şu: “Oh la la cheri!”

Demem o ki, tek başına bu başlık dahi, jürinin vicdanına konulmuş bir ipotektir. Bottura zaten gelmede idi: “Yaşasın yeni kral!” Malumu ilandır. Modena’daki küçücük lokantada yer bulmak zor idi. Artık imkânsız hale geliverdi. Bir tanıdığım var: İhsan.

Modena varoşunda fabrikası var. Üç senedir söz veriyor. Buraya yazıyorum. Takipçisiyim.

Bu arada Bottura’nın kanına giren muhtelif ticaret erbabı, hayırlı bir iş yapıp onu İstanbul’a getirdiydi. Pür heyecan dikkat kesildik. Ya sonrası? Uzun bir hikâye, konuşuldu yazıldı. Özet olarak: Proje tez elden bilanço görmek isteyenlerin yanlışlarına kurban oluverdi. Adamı elimizden kaçırdık.

Buradan gidişi “Kral”ın kendi ismi açısından doğruydu.

İstanbul’a yazık oldu...

 

Bakın altı ay önce ne kaleme almışız...
İTALYA 2 – FRANSA 0

Madem ki İstanbul ve Michelin Yıldızları teması’ndayız. O halde tam gaz devam. Massimo Bottura, dünya çapında bir yıldız. Modena adlı küçük bir Kuzey İtalya kentinde üç yıldızlı bir lokantası var. Bu seneki “ilk elli listesine” dünyanın “en iyi ikincisi” olarak girdi. Bottura çok yönlü bir adam. Sanatla da ilgileniyor. Şaşılacak bir şey yok. Bunların piri Ferran Adria. En nihayetinde ondan el alıyorlar. Tabii günlük zevklere de sahip: Yani, aynı zamanda çoğu İtalyan gibi futbol meraklısı. Her akşam servis öncesi, lokantanın önündeki dar sokakta ekiple futbol oynuyor. Geçenlerde başbakanları Renzi, misafir Fransız Hollande’ı Modena’daki lokantaya davet etmiş. Fransız gizli servis saatler öncesi sokağını iki başını tutunca Bottura haber etmiş. Gelin maç yapalım diye. “Fransızlar isterdik ama” diye teşekkür etmişler. Nihayet Renzi ve Hollande gelmiş, yemeklerini yemişler. Tebrik faslı için mutfağa giden Hollande “Bu akşamki bir yemek değildi sanattı” diyerek teşekkür etmiş. Bottura haklı olarak, zevkten dört köşe, akşamın neticesini bekleşen gazetecilere özetlemiş: “İtalyan mutfağı 2-Fransız mutfağı 0” .

Pekala İstanbul ile alakası? Bottura’nın burada da bir yeri var. Barış sözüm sana, o sevimsiz Zorlu’ya gitmek bana zulüm gibi! Ayrıca buradaki lokantanın da Modena ile en ufak ilgisi yok!

 

Bu hikâyemiz de kral’ın “şehri İstanbul’a” ayak basışı zamanındandır: BİR ZAMANLAR

Mekân an itibari ile “dünya aşçılarının şampiyonlar liginde” kâh forvet, kâh sağ bek oynayan bir adamın yeni lokantası. İnanılması zor, adam “dünyanın en iyi üçüncü lokantası” seçileli daha bir ay olmuş. Ve şimdi deplasmanda. Sahamızda. Karşımızda. Söylüyorum. Gülüyor. “Burası artık benim de saham” diye... Massimo Bottura İstanbul’da. Bu gerçekten çok önemli. Her açıdan. Bir, Türk Mutfağı için. Artık bire bir izleyebileceğimiz “küresel ufuklar” var. Hem aşçılar hem de müşteriler için önemli. İki, İstanbul’un küresel şöhreti için. Bakın bazılarına şaşırtıcı gelecek biliyorum. Ve fakat Bottura’nın varlığı belirleyici. O ne demek? Anlatalım. Bazıları için tercih değiştirtecek kadar önemli. Ve bu “Bazıları” tam da peşinde olduğumuz seyyah, “sofistike ve paralı...” Ana yemek “kısık fırında ağır pişirilmiş dana dili” bize mutfaktaki “on numara’yı” sergiliyor. Ama az durun. Gecenin sürprizi, tatlı tabağı. Başkaldıran, “arkadaşlar ona öyle demezler” diyen bir tercih... “Bekletilmiş parmesan peyniriyle hazırlanan bir makarna!” Ne diyeyim? Pes, vallahi!