Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Riccardo ROMANİ - HABERTÜRK PAZAR 

Londra, 7 Haziran 2016... Onunla aynı ortama girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey kapladığı alandı. Ama heybetiyle değil, bu daha çok metafizik bir olaydı. Öyle ki, o bir odaya girdiğinde oradaki bütün insanlar onun yanında önemsiz detaylar haline geliyordu. Bunu tanımlamak için karizma sözcüğünü kullanabiliriz, ama bence bundan daha fazlasıydı.

Muhammed Ali... Aralık 1991’de Milano’daydık. Yanından asla ayırmadığı Lonnie’siyle birlikte hayatındaki yeni misyonu anlatmak üzere gazetecilerle buluşmaya gelmişti. Karısının kulağına hafifçe birkaç tatlı söz fısıldadı; fısıltıları sanki paha biçilmez birer mücevher gibiydi. Hiç bu kadar parlak ve net gözler görmemiştim; ringin karşı köşesindeki Ken Norton’a baktığı kararlılıkla, hiç yorulmamacasına salonda göz gezdirirken sanki bakışlarıyla bizi delip geçiyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen coşkulu bir merakla, sadece birkaç dakika için onunla aynı masanın çevresine oturmuş bizler hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenmeye çalışıyordu.

Ali yanında küçük broşürler getirmişti; hiç vazgeçmediği “yalandan kroşe vuracakmış gibi yapma şakası” eşliğinde onları bize bizzat dağıttı. Broşürde “İslam’ı bilmek” yazıyordu. Ali’nin misyonu Müslüman inancınının nasıl hoşgörü, farklılıklara saygı ve komşulara sevgi üzerine kurulduğunu dünyaya göstermekti.

Milano’daki o günün duygusunu hâlâ içimde yaşıyorum. Madison Square Garden ya da belki Kinshasa’dan yapılan canlı yayını televizyonda izleyebilmek için büyükbabamdan beni kaldırmasını istediğim, çocukluk gecelerimi aydınlatan adamın karşısında kendimi bulduğumda, hissettiklerimi unutamıyorum. Ve o anki safça şaşkınlığımı da çok iyi hatırlıyorum. Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu, tüm zamanların belki de en büyük sporcusu, İslam hakkında broşürler dağıtarak dolaşıyor.

BUNU HİÇ BEKLEMİYORDUM

Birinci Körfez Savaşı yeni bitmişti ve hiçbirimizin önümüzü göremediği bir dönem başlıyordu... Muhammed Ali’ye bu bir acil durum olarak görünmüştü. Bir kez daha, herkesten hızlı hareket etmişti.

12 yıl sonra Los Angeles’ta kızı Laila ile tanıştım. Onun sayesinde de, 20 yıl önce henüz 20’li yaşlarındayken kariyerinin son dönemindeki “En Büyük”e gidip kendini tanıtan ve ona menajerliğini yapmayı teklif eden adam olan Harlan ile tanıştım. Ali ve Lonnie teklifine hem şaşırmış hem de bundan hoşlanmışlardı, teklifi kabul ettiler ve sonrasında ona her zaman oğulları gibi davrandılar. Yıllar içerisinde Harlan ile dost olduk. Sözünü sakınmayan, temiz kalpli ve insan ilişkilerinde yetenekli biridir. Ail’yle neden birlikte çalıştıklarını anlamak zor değil.

Bu dostluk yıllar içinde Muhammed Ali’yi çok daha iyi tanımama olanak verdi, ama her zaman belli bir mesafeden... 2008’de Louisville Kentucky’deki muhteşem Muhammed Ali Merkezi’ni ziyaret ettim; orada Ali’nin kardeşi Rahman ile tanıştım ve 1960’larda en güneydeki bu yerden çıkıp Muhammed Ali olmanın ne denli olağanüstü bir girişim olduğunu anladım.

ÇOĞU İNSANIN BİLMEDİĞİ OLAY

2010’da, Roma’daki büyük zaferinden 50 yıl sonra, Muhammed Ali kaybettiği altın madalyasının bir replikasını yeniden almak için tekrar Roma’ya gitmek üzereydi. Bu işin organizasyonunda ben de küçük bir rol üstlenmiştim ancak Ali’nin sağlık durumunun kötüye gitmesi ve İtalyanların Roma’nın 2020 Olimpiyat Oyunları için adaylığını resmen desteklemesini istemesi, bu işi başlamadan bitirdi. Çok güzel bir seyahat olabilirdi, Ali bunu hak etmişti.

Daha sonra Harlan’dan, “En Büyük”ün boksa ve daha da önemlisi şefkat ve dayanışma ruhuyla yaklaştığı boksörlere olan sevgisinden hiçbir zaman vazgeçmediğini öğrendim. Eski Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu Mike Tyson’ın hayatının en dramatik döneminde, tam hapse geri dönmek üzere olduğu sırada araya giren ve Harlan’ın da yardımıyla Mike’ı aksi takdirde asla kaçamayacağı karanlık çukurdan çekip çıkaran Ali’ydi.

Muhammed Ali’nin bir süredir acı çektiğini biliyordum, bu yüzden artık hayata veda etmiş olması ilk başta insanı rahatlatıyor. Ama hemen ardından kendimizi kaybolmuş halde buluyoruz. Bizim büyüdüğümüz dönemde pek az konuda netlik vardı; zaman, bu sarsıcı, bu bulimik zaman hemen her şeyi yiyip yuttu, bizi ufukta yolu gösterecek kılavuzdan yoksun bıraktı.

Muhammed Ali her şeye direndi. O bizim sırtımızı dayadığımız sağlam kayamız, her şeye rağmen bir şeylerin mümkün olabileceğini gösteren ikonumuzdu. Ve bize ne kadar çok şey öğrettiğinin farkına varabilmem için, tıpkı 1992’de olduğu gibi tamamen hazırlıksız bir şekilde bu acı günü yaşamam gerekti.

(Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)