Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Antonio Vivaldi geçen perşembe akşamı İstanbul sokaklarında olsaydı, Dört Mevsim’i nasıl bestelerdi? Güneybatı yönünden Marmara Denizi üzerinde kalınlaşan bulutlar şehrin kapılarına dayandığında, yaşayanlar arasında böylesi bir gece karanlığına gündüz vakti tanık olmuş kimse yoktu. Birden herkes teknolojiye sarıldı, tabii yaklaşan tehlikeye çözüm için değil çaresizliği fotoğraflamak için. O kara bulutlar sokak aralarına kadar çökerken, her şeyi kökünden sarsan bir fırtına çıktı; ceviz büyüklüğünde buz parçalarını şehirden kopardıklarıyla karıştırıp binaları, araçları, insanları dövmeye başladı. Göz açtırmayan, nefes aldırmayan, sağır eden dalga dalga bir yağış, içeride yakalanacak kadar şanslı olanların baktığı pencerelerin önünden bilim kurgu sahneleri gibi geçiyordu. Sonra camlar da kırılmaya başladı ve tüm bunların bol efektli bir Hollywood filmi olmadığı anlaşıldı...

Vivaldi’ye döneceğim, ama önce bir soru daha: Teknolojinin sadece selfie olmadığının, hava ve iklim tahminlerinin öneminin farkında mısınız? Dünyada bu konuda yeni teknoloji ve araştırmalara milyarlarca dolar harcanıyor. İşe de yarıyor. Ne kadar sıcak olacağını görmek için sırılsıklam terlemenize gerek kalmıyor. Hatta tahminler artık o seviyede ki bir klima veya sağlam bir şemsiye edinecek parayı kumbarada biriktirmeniz için bile vakit oluyor. Mesela ABD’de iklim yönetimi ve 1979’da kurulan “Ulusal Atmosferik Taşınım Programı” gibi tedbirlerle, tarım zararları yılda 15 milyar dolar kadar azaltılıyor. Meteoroloji, insanoğlunun teknoloji, veri ve bilgiyle geleceği en net görebildiği alan. Oysa biz, İstanbul’da 9 gün arayla gelen afet derecesinde iki yağışı ancak ıslanınca fark ediyoruz. Üstelik ortalıkta dünya kenti İstanbul’un kısa ve uzun vadede karşılaşacağı hava olaylarını haber veren pek çok meteoroloji merkezi, üniversite, uluslararası kuruluş varken...

KENDİNİZİ HAZIRLAYIN

ABD’deki ünlü Massachusetts Institute of Technology (MIT) Küresel Değişim Bilimleri Merkezi’nin araştırmasına göre, mucizevi önlemler alınmazsa 100 yıl içinde dünya ortalama 7 dereceye kadar ısınabilir. BM İklim Değişikliği Paneli’nin rakamlarına göreyse 1 derecelik artış bile denizlerin metrelerce yükselmesine, yüz binlerce insanın küresel ısınmanın yağış, hastalık gibi etkileriyle ölmesine yol açabilir. Habertürk Dış Haberler’den Mustafa Alkan, MIT’nin bilgisayarlar aracılığıyla 400 farklı model ortaya koyduğunu, bu modellerin verdiği küresel hava tahminlerinin kolay anlaşılması için çarkıfeleğe benzer iki basit grafik hazırlandığını hatırlattı. Önümüzdeki 100 yılda dünya en iyi olasılıkla 1-2 derece ısınacak. Şanslıysak 3 derecede kalacak. Büyük ihtimalse 5-6 derece... BM Nüfus Fonu’nun raporlarına göre, özellikle büyük kentlerde yaşayanlar için tehlike büyük. 2030’larda büyük kentlerdeki nüfusun 5 milyara ulaşacağı tahmin edilirken, gezegenin en büyük nüfuslu 10 kentinden 6’sının en yüksek iklim riskine sahip bölgelerde bulunduğu belirtiliyor. İstanbul orta derecede riskli kentler kategorisinde.

DAHA AZ BUZ, DAHA ÇOK NEM VE AŞIRI YAĞIŞLAR

Bu genel tablonun detaylarına inildiğinde, Türkiye ve İstanbul’un tüm tahminlerde özel bir yeri olduğu da görülebilir. Günlük ya da haftalık hava tahminlerinin ana kaynağı atmosferik olaylar, uzun süreli iklim tahminlerinin ana kaynağı ise okyanuslardaki sıcaklık değişimleri. Oşinograf Prof. Doğan Yaşar, Pasifik ve Atlantik’te yüzeyde ve farklı derinliklerde sürekli deniz suyu sıcaklık ölçümleri yapıldığını söylüyor. Yani veriler sürekli akıyor. Bu küresel verilere daha kısa vadeli ve yerel veriler eklendiğinde; batıda Atlantik’in ortalarında, yukarıda İzlanda civarında, kuzeydeyse Sibirya derinliklerinde neler olduğunu, buralardan uzanan sistemlerin üzerimizde kavuşup kavuşmayacağını ve nelere yol açabileceğini çok önceden tahmin etmek güç değil. Kuzeyden yaz ortasında sarkan bir soğuk dalga St. Petersburg’da 10 santim kar yağdırıp 5 gün sonra da İstanbul’da anormal deniz suyu ve yüzey sıcaklıklarıyla karşılaşabiliyor. İnsanın adeta sırtına binen bir nemle birlikte atmosferin birkaç kilometresi içindeki 45 derecelik sıcaklık farkı bize kıyameti yaşatabiliyor. Tıpkı geçen perşembe olduğu gibi. Muazzam dikey rüzgârlar oluşuyor ve İstanbul’un Aksaray semti, sanki kasırganın gözünde gökten bir kanal açılmışçasına başka semtlerden 10 derece fazla soğuyabiliyor.

Tabiatın ironisi, Stephen Hawking’in sandığından bile ötede. Gündüz vakti gece karanlığına gömülen İstanbul’da 300’e yakın çatı uçurup yüzlerce ağacı kökünden söken, sigortacılara göre 20 bin araca zarar veren bir dolu fırtınası yaşandı. Yarım saat sonra enkazın üzerinde beliren gökkuşağı ise traji-romantik bir manzara yarattı.

 

Veya tam tersine, bir muson alçak basıncı sıcak hava kütleleri halinde Türkiye’ye ulaşıp doymuş su buharını artırarak adeta sırılsıklam bir kuraklık yaratabiliyor. Çünkü öncekinin tersine, alçalan hava adyabatik (ısı ve kütle kaybının veya kazancının olmaması) olarak ısınıyor ve yağışın oluşma koşulları ortadan kalkıyor.

Gerçek şu ki 1958’den beri yapılan ölçümlere göre atmosferdeki karbondioksit oranı sanayi devrimi öncesinden 2 kat fazla. Küresel ortalama yüzey sıcaklığı 20’nci yüzyılın başından bugüne 0.7 santigrat derece yükseldi. Bu ısınma, geçen bin yılın herhangi bir dönemindeki artıştan daha fazla. Her iki yarımküredeki dağ buzullarında ve genel buz örtüsünde ciddi azalmalar yaşandı. Son olarak geçenlerde Güney Kutbu’ndan küçük bir ülke büyüklüğünde bir buzul koparak açık denizde hızla erimeye başladı. Atmosferin ortalama su buharı içeriği (nemliliği) 1980’lerden beri artış trendinde. Bu da deniz akıntılarını etkiliyor, sıcaklık dalgalanmalarına yol açıyor ve aşırı, görülmemiş yağmur, dolu veya kar yağışlarını tetikliyor. Bu durumda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Mustafa Öztürk’ün çağrısına kulak verip yerel yönetimlerin acilen “iklim değişikliği eylem planı” hazırlaması gerekiyor. Yağmur suyu kanallarının, mazgalların genişletilmesi; tünelleri, altgeçitleri, metro istasyonlarını, otoparkları su basmaması için rehabilitasyon yapılması; yolların su geçiren asfaltla kaplanıp yeşil ve toprak alanların artırılması önemli. Bir de meteorologların yaklaşan hava olaylarını iyi analiz etmesi, gerekirse risk alıp erken açıklamada bulunması, açıklamaları da “sağanak yağışa karşı vatandaşların dikkatli olması” falan gibi klişelerle değil tehlikeyi gerçekten tarif eden ifadelerle yapması şart. Bu uyarıları alan yetkililere teknik önlemleri almak, mesai ve okul saatlerini ayarlamak vesaire; vatandaşlara ise uyarılara ciddiyetle yaklaşmak düşüyor.

TÜRKİYE’NİN GELECEK 20 YILDA HAVA DURUMU

Türkiye’de İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nün yerel verilerle geliştirip duyurduğu, neredeyse bütün dünyanın da bildiği iklim modellerine göre, Türkiye sıra dışı yağışların artacağı 20 yıllık bir sürecin içinde. Bu sonuçlar, iki küresel iklim modelinin (ECHAMAlmanya Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nün ve CCSM-ABD’deki Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi’nin modeli),bölgesel bir iklim modeliyle (RegCM3) detaylandırılması sonucu elde edilmiş. Buna göre Türkiye’nin kuzey ve özellikle kuzeybatısında metrekareye düşecek yağış oranlarının giderek belirgin biçimde artması, bir yılda aşırı yağışlı gün sayısının 6 gün daha uzaması bekleniyor. Bilin bakalım nereye denk geliyor! 2099’a kadar 30’ar yıllık evreleri gösteren projeksiyonlarda, gelecekte sıcaklığın 35 santigrat dereceyi aştığı günlerin de giderek artacağı öngörülüyor...

Vivaldi, 1723’te bestelediği Dört Mevsim’de farklı ölçüler kullanarak bazı olayları tasvir eder. Hareketli “Sonbahar” teması, fa major tonda ve 4/4’lük ölçüdedir. Daha da hareketlenmesi beklenen İstanbul’un meteorolojik şartları için hemen bir iklim değişikliği politikası geliştirmezsek -tamam, absürt olacak ama- yarın öbür gün Vivaldi’ye 9/8’lik havalar bile yetmeyecek.