Adalet sisteminin yoğun iş yükü sebebiyle yavaş işlemesi, avukatların iş düzeninin yanında sosyal hayatını da olumsuz etkiliyor. Mahkemelerin sabah saat 10.00'a randevu verdiği duruşmalar, akşamın geç saatlerinde görülebiliyor.

Bu çalışma sisteminden rahatsız olan avukatlar ise şimdiye kadar konuyu yargı gündemine taşımadı. Ancak İstanbul Barosu avukatlarından Abdulhalim Yılmaz, ilk defa uygulamaya tepki gösterdi. 7 yıllık avukat Yılmaz, önce Adalet Bakanlığı'na dilekçe ile başvurarak hizmet kusuru olduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zararının giderilmesini istedi. Bakanlık, bu konuda kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığından talep hakkında yapılacak bir işlem bulunmadığı cevabını verdi. Yılmaz bunun üzerine bakanlık aleyhine 100 bin YTL manevi, 5 bin YTL de maddi olmak üzere toplam 105 bin YTL'lik tazminat davası açtı. Avukat Yılmaz, belirtilen saatten çok sonra yapılan duruşmaların iş hayatını olumsuz etkilediğini ve eşiyle arasını açtığını kaydetti. Avukat Yılmaz, "Eşim gece 23.00 gibi beni arıyor. Adliyede duruşma beklediğimi söyleyince inanmıyor." diye davayı açmaktaki haklılığını vurguladı.

Abdulhalim Yılmaz, avukatı Mehmet Ali Kahraman aracılığıyla Ankara İdare Mahkemesi'nde tazminat davası açtı. Kahraman'ın mahkemeye verdiği dava dilekçesinde, davacı Yılmaz'ın 17 Ocak 2007'de Adalet Bakanlığı'na başvurarak hizmet kusuru nedeniyle maddi ve manevi zararının hakkaniyete uygun bir şekilde tazmin edilmesini talep ettiği hatırlatıldı. Bakanlığın buna olumsuz cevap verdiği dile getirildi.

Dilekçede, bu aşamadan sonra davanın açılma gerekçeleri ayrıntılı olarak anlatıldı. Dilekçede, İstanbul'daki 30'dan fazla adliye binasında fiziksel yetersizlikler ve iş yükünün yoğunluğu nedeniyle duruşmaların belirtilen saatten çok sonra gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Bu durumda saatlerce duruşma beklemenin avukatların mesleğini tam olarak icra etmesine engel olduğu, maddi ve manevi olarak yıprattığı kaydedildi. Dilekçede; "Özellikle ceza mahkemelerinin duruşmaları neredeyse rutine bağlanmış gibi zamanında yapılamamaktadır. Zamanında yapılan duruşmalar istisnaidir. Her bir duruşma için yaklaşık olarak 2 saat beklemek zorunda kalan müvekkilim, bazı duruşmalarda 5, 6, hatta 12 saati bile bulacak şekilde beklemek zorunda kalmıştır." denildi. Adliyelerdeki fiziksel yetersizlikler, belirtilen saatte başlamayan duruşmalar nedeniyle avukatların daracık, havasız mekanlarda ayakta beklediği dile getirilirken, bu durumun davacı avukatın da bacaklarında varis oluşmasına sebep olduğu ve bu hastalığın tedavisi için uğraşmak zorunda kaldığı kaydedildi. Bunların yanında psikolojik rahatsızlık, zihinsel yorgunluk, meslekî performansın düşmesi ve stresin de ortaya çıktığı kaydedildi.

Ayrıca geciken duruşmaların ne zaman başlayacağının belli olmaması nedeniyle davacı avukatın duruşma salonu veya adliyeden ayrılamamasının planlanan işlerinin aksamasına, randevularına zamanında yetişmemesine ve dolaylı olarak güvenilirliğinin azalmasına neden olduğu vurgulandı. Bu aksaklıklar ve işleri yetiştirme zorunluluğunun iş hayatının mesai saati dışına taşmasına sebep olduğu, bu durumun da davacı avukatın aile hayatını olumsuz etkilediği, sosyal hayattan geri kalmasına neden olduğu belirtildi.

Davacı avukatın yüksek lisans eğitimine devam ettiği, geciken duruşmalar nedeniyle akademik çalışmalarına zaman ayıramadığı anlatıldı. Dilekçenin sonunda şu ifadeler yer aldı: "Adalet sisteminin düzgün işlemesi, duruşmaların zamanında yapılması, çalıştırılan personelin görevini tam ve zamanında yapması ile özellikle bu yönde hakimlerinin iş yükünün azaltılması için gerekli adımların atılması ve adalet hizmetinin eksiksiz olarak yerine getirilmesini sağlamak Adalet Bakanlığı'nın görevi olmakla birlikte bunun gerçekleştirilmemiş olması, hizmet kusuru teşkil etmektedir. "

ZAMAN