Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

“Sesler insanın teninde yara açar mı? Açıyormuş. Hayatımda hiç Kürt ağıdı duymamıştım. Kürtçe bilmeye gerek bırakmıyor. Istırabın tınısı tercüman görevi görüyor...”

GAZETE HABERTÜRK / RAHŞAN GÜLŞAN

Burada acıyı görmek, koklamak, dokunmak mümkün. Van Erciş’in sokaklarında acı kol geziyor. Üstelik kol gezmekle de kalmıyor, gelip sizin de kolunuza giriyor. Dün benim hayatımın içinden en fazla acı geçen günüydü.

Pazar günü deprem haberini alır almaz bölgeye gitmek üzere organizasyonumu yaptım. Ancak Van’a uçak yoktu. Mecburen Ağrı üzerinden geldim. Tek başıma Ağrı-Van arasındaki yolu kat ederken başladı acı. Çok ilginç ama Erciş’e yaklaştığım her kilometrede midem ağrımaya başladı.

Son kilometrelerde artık ağlamak üzereydim. Erciş’e girip de hasarı gördüğüm an tüm bu sıkıntı yerini duygusal felce bıraktı. Uzun süre hiçbir şey hissedemedim.

İnsan böyle bir yere gelince plan da yapamıyor. Bir sokağa attım kendimi. Sokaktaki büyük yıkıntının başında Azerbaycan ekibi ve bir vinç binanın son katının beton tavanını kaldırmaya çalışıyordu. Küçük bir kalabalık da çalışmaları izliyordu.

Fotoğraf çekmeye başlayınca kendimi bir öfke selinin ortasında buldum. Üstelik yavaş yavaş öfkenin merkezine de ben oturuyordum. Öfkeli bir baba bana bağırıyordu: “Satılmış basın, bunu da yaz. Saatler oldu yavrularımız içeride. Bir Allah’ın kulu yardıma gelmedi. Orada her şey şahane gibi gösteriyorsunuz. Bizim burada ciğerimiz yanıyor, kimsenin umurunda değil. Tüm yardım Türklerin evlerine gidiyor. Biz Kürtler ise sıramızı bekliyoruz...”

Öfke katlanarak artıyordu. Çaresizce kendimi savunmaya, acılarını anladığımı anlatmaya çalıştım. Tam uzaklaşmaya başlayacaktım ki bir kadın geldi yanımıza. Ağlamaktan, acı çekmekten bitmişti. Etrafındaki kadınlar, o ağladıkça daha da ağlıyordu.

Yavrusunu sordu bana. Yavrusunun, dört katlı bir evin iki kat yüksekliğine bile ulaşmayan beton, kopmuş demir ve parça parça olmuş ev eşyalarının altından çıkarılmasını bekliyordu. “Saçları toz olmuştur Ömer’imin, çıkarsınlar yıkayacağım” demesi, öfkeli kalabalığın öfkesini bir anda dağıttı. Ağıt sesleri yükseldi.

Sesler insanın teninde yara açar mı? Açıyormuş. Hayatımda hiç Kürt ağıdı duymamıştım. Kürtçe bilmeye gerek bırakmıyor. Istırabın tınısı tercüman görevi görüyor...

38 yaşındaki Gülay Yılmaz ile böyle tanıştık. Oğlu o binanın altındaki internet kafedeymiş. 16 yaşındaymış. Onunla birlikte dört-beş çocuğun daha orada olduğunu öğrenmişlerdi. Çünkü gençler şanslıydı ve enkazın altından mesaj atmışlardı.

Biz Gülay Abla ile ortak dili konuşmaya başlayınca az önce bağıran İdris Yılmaz ile de sakinleşti ilişkimiz. İdris Bey de hem kardeşinin hem yeğeninin sağ salim çıkarılmasını bekliyordu. Bu enkazda çalışan Azeri ekip öfkeli aileye öyle şefkat ve anlayışla yaklaşıyordu ki Azeri kardeşlerimizi bir kez daha sevdim.

Biz bunları konuşurken enkazdan şahane bir haber geldi. Çocukların sesi duyulmuştu. Ancak ikisi hayatta, biri ise az önce ölmüştü. Anneleri üzmemek için kimlikleri gizliyorlar. Henüz çocukların çıkarılmasına dört-beş saat var. Merakla iyi haberi bekliyoruz.


BÖLGEDE ENKAZ KOORDİNASYONU SAĞLIKLI OLMALI

En çok şikâyet edilen enkaza yönlendirilen ekiplerin koordinasyonunun doğru yapılmaması. Bir enkaza aynı anda beş vinç birden yollanmış. Bir diğer sıkıntı da enkaz güvenliğinin sağlanmaması.

İnsanlar o kadar heyecanla kurtarma çalışması seyretmek istiyor ki bir süre sonra hem artçı şoklarda yıkılma tehlikesi olan binaların altında kalma tehlikesi oluşuyor, hem de sessizliğin sağlanıp enkaz altındaki insanların seslerinin duyulması zorlaşıyor. Gelen yardımların dağıtımı da problemli. Belli insanlar yardımları beşerli onarlı alırken bazı kimseler hiç alamıyor. Şu an buradaki en ciddi sorun soğuk. Ben bu yazıyı yazdığım saatlerde hava kararmış, hayli de soğumuştu.

Acil ihtiyaç elektrik. Sokakta gördüğüm en ilginç manzara, minik bir jeneratöre cep telefonlarını takıp şarj eden amcalardı. Devlet battaniye ve çadır yardımını yaygın şekilde merkezlerde yapıyor. Ama hâlâ ulaşılamayan köyler var.

‘Fatoşşş... Fatoşummm ses ver canımm...’
Erciş Karakol Sokak’ta korkunç bir yıkıntı vardı. 6-7 katlı olduğu söylenen bina tamamen çökmüştü. Ve binanın altında bir kahvehanede oturanların çıkmaya fırsat bulamadığı düşünülüyordu. Tam sokağa girdiğimde herkesi susturdular. Sessizce bekleşmeye başladık. Çok ilginç ama kulakları sağır eden bir sessizlikti bu. Ardından güzel haber geldi. Bir canlıya ulaşılmıştı. Hemen sedyeyle ambulansa aldılar şanslı depremzedeyi. Çok sevinmiştim. Ama bir ses beni kendime getirdi. Bir adam yıkıntıların arasında bir yere gelip “Fatoşşş... Fatoşummm ses ver canımm” diye bağırıyor ve ağlıyordu. İsmi Veysel’di.

Aradan çok zor seçilen bir şeyleri bana gösterip “Bakın o yeşil koltuklar bizim salonumuz. Fatoşum oradadır. Bıraksınlar beni çıkarayım” diyordu. Gösterdiği yerde iki katın kolonu arasına sıkışmış toplam yüksekliği yirmi santimi bulmayan toz topraktan yeşilliği çok zor seçilen koltuk parçaları vardı. O an biri daha kurtarıldı enkazdan. Veysel Bey coşkuyla koştu. Ama kurtarılan eşi değildi. Yığıldı oracığa. Ben de yığıldım...Off!

Yavrusunu sordu bana
“Saçları toz olmuştur Ömer’imin, çıkarsınlar yıkayacağım” diyen 38 yaşındaki Gülay Yılmaz.

Elektrik büyük ihtiyaç
Deprem bölgesinde elektriğe ihtiyaç duyuluyor. İnsanlar cep telefonlarını jeneratörden şarj ediyor.

Sıcacık çorba
Depremi yaşayan bölgede insanlara verilen sıcacık çorba bile soğuğun şiddetini azaltmıyor.