Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Elif KEY / HT PAZAR

Belki de basına, habercilere, fotoğrafçılara verilen ödüller dünya üzerinde yaşanan sakaletten bir özür biçimidir. Bir tanesi de geçenlerde dağıtıldı: Pulitzer Ödülleri. ABD'nin Columbia Üniversitesi'nin gazetecilik, edebiyat-drama ve müzik gibi farklı kategorilerde dağıttığı ödülü fotoğraf dalında AFP'den "freelance" yani serbest çalışan bir fotoğrafçı aldı. Javier Manzano'nun Suriye'den çekip gönderdiği yirmi kare bölgede insanların aylardır yaşadığı kaosu fazlasıyla anlatıyordu. Manzano için kaosun ortasından bildirmek yeni bir durum değil. Ama aldığı Pulitzer yeni ve bir özelliği de var: Bu ödül en son 17 sene önce serbest çalışan bir fotoğrafçıya verilmiş. Manzano haberi Afganistan'da Kabil'de aldığını ve hatta Facebook'ta bir arkadaşının koyduğu linkle öğrendiğini ve şoka girdiğini, ancak kendine geldiğini anlatıyor.

'SURİYELİLER BENİM DOSTUM'
2007 yılından bu yana fotoğrafçılık yapıyor Manzano. Kaliforniya'daki Brooks Institute'da Gazetecilik ve Fotoğrafçılık bölümünü bitirmiş. Daha sonra Mexico City'de işe girdiği reklam şirketinden de hayatını tamamen fotoğrafçılığa adayabilmek için istifa etmiş. Sınırlarda gezmeyi seviyor. Bu öyle klişe bir sınırlarda gezme cümlesi değil. Meksika sınırına gidiyor, orada da uyuşturucu savaşlarını çekiyor. Ağustos 2012'den bu yana Suriye'deydi, şimdi de Afganistan'da, kamerasıyla insanların peşinde dolaşıyor. Web sitelerinde kendisi hakkındaki İstanbul'da yaşadığı bilgisiyse dezenformasyon. Manzano hep Türkiye sınırından Ortadoğu'ya geçtiği için İstanbul Manzano'nun mola yeri! İstanbul'u çok seviyor, oradaki arkadaşlarının harika insanlar olduğunu anlatıyor ve "Ülkenizle gurur duymalısınız" diye ekliyor. Zira İstanbul'u da bir kez gören bir insanın burayı bir daha u  nutamayacağını düşünüyor.

'EN TEHLİKELİSİ SURİYE'
Javier Manzano ödül alan fotoğraflarını Suriye'de çekerken insani olarak zor durumlarda kaldığını söylüyor. Zira yerlerde duran yaralılara, keskin nişancılar tarafından vurulan kadınlara yaklaşıp da yardım etmeye çalışırsan bil ki sen de artık ölü bir adamsın. Manzano bugüne kadar gördüğü yerlerden en tehlikelisinin Suriye olduğunu anlatıyor. "Eğer cepheden fotoğraf geçiyorsan sürekli hiperaktif olmak zorundasın. Ve Esad'ın askerlerinin sürekli uçaklarla bombaladığı bölgelerde dolaşırken aslında yine Esad'ın askerlerini koruyan duvarların arkasına gizleniyorsun. Her an bir nişancı seni vurabilir, her an ağır silahlarla yaralanabilirsin." Manzano, yaşadığı kâbus gibi anları unutamayacağı gibi Suriyelileri, yaşadıkları acıya rağmen misafirperverliklerini ve dostluklarını da unutamayacağını ekliyor: "Uzun zaman geçirdim orada. Sivilleri, doktorları ve genellikle rejim karşıtı askerleriyle dost oldum. Bana hep çok kibar davrandılar, benim Batı'dan geldiğimi bana hiç hissettirmediler. Onlara dostum demek benim için gururdur!"

MEKSİKA'DA İSTERLERSE ÖLDÜRÜRLER
"Tüm bu seyahatlerde bu kadar adrenalin yaşarken, ruhunuzdaki boşlukları da tespit edersiniz. Kendinize dair bir keşfiniz oldu mu? Vakit kaldı mı" diye sordum Manzano'ya. Zira gittiği yerlerde ne bir arkadaşı var, ne aile desteği. Kamerası ve o başbaşa. Manzano, "Her şeyi geldiği gibi kabul etmeyi öğrendim, mesleğimin getirisi olduğu kadar götürüsü de var. Ruhsal sallanmalara yer yok bu meslekte. Her gün bir zihin oyunu" diyor. Peki yorgunluk? "Asıl bitkinlik ve dermansızlık ne gün başlıyor biliyor musunuz" diyor Manzano, "iş bittiği zaman, o ülkeden ayrılacağım ve o günlük ruhsal rutine döndüğüm vakit!"

'UMUTSUZLUĞUN BAKIŞLARI'
Manzano Halep'te uzun haftalar geçirmiş. Aklında kalanlar; "Allahu ekber" çığlıkları içinde, ölümle yaşam arasında koşarken arkasına bakan ve o sırada vurulan insanların bakışları. "Umutsuzluğun bakışlarıydı" diye tarif etse de tüm bu ruh darlanmasına rağmen Ortadoğu'da kalmaya devam edeceğini söylüyor. Latin Amerika'ya ya da anasının babasının yaşadığı Meksika'ya dönmeden önce biraz da Orta Asya'da dolanacağını anlatıyor. Pulitzer'den sonra serbest fotoğrafçı olmaktan kurtulur mu? "Bu ödülden sonra ne olur hiç emin değilim. Kim olduğumu ve nereden geldiğimi biliyorum, bu bana yeter. Ben ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim bir kere" diyor Manzano. Pulitzerli fotoğrafçının son cümlesi ise çok gerçek, hayatta ayaklarımızın üzerinde durmayı başardıktan sonra dönüp geldiğimiz yerin, nihai derdimizin bir özeti: "Aslında en çok ailelerimiz yıpranıyor. Aslında onlar çok yaşlanmadan onlarla vakit geçirmek istiyorum."

'Yardım ederseniz öldürürüz'
Javier Manzano'nun fotoğrafları daha çok bir hikâye anlatıcısının elinden çıkmış resimler gibi. Bazen üstüne geçirdiği çarşafı kana bulanmış bir kadın, bazen yerde sürünen bir adam, bazen birbirine sarılmış iki asker, bazen kamyonun arkasında yatan ölü bir insan. "Bu sözlerinizi iltifat olarak alıyorum" diyor. Elbette. Sırrı şu Manzano'nun, duygusal olarak bir şey hissetmediği, bir acıyı paylaşmadığı bölgelere gitmiyor. O yüzden gittiği yerlerde de haftalarca değil aylarca bazen yıllarca kalmayı tercih ediyor. Bir fotoğraf anı, Suriye'den: "Yerde yatan bir direnişçi gördüm. Öldüğünü düşündüm. Fotoğrafını çekmek için lensimi değiştirecekken ayağını oynattı. Sonra bir daha. Yaşadığını anladım. Yardım edeceğimizi söyledik. Tam o sırada üç el daha ateş edildi. Bunun anlamı şuydu: Yardım ederseniz öldürürüz..."

'Meksika'da öldüreceklerse öldürürler'
Meksika'da da uyuşturucu çetelerinin, yarattıkları ve yaşattıkları dehşetin de peşine düşmüş Manzano. Orada yaşadıkları ayrı bir insan yapmış onu. "Çünkü" diye başlıyor söze, "orada herhangi bir kurşunda senin adın yazıyor. Eğer oradan haber geçiyorsan, gazeteciysen ve fotoğrafçıysan, odana gelip ya da bir ofiste oturup çalışıyorken seni vurabilirler. Eğer bir saldırıdan yaralı kurtulursan bu sefer gelip hastanede yattığın yatakta öldürebilirler. Eğer Meksika'da seni biri öldürmeyi kafasına koyduysa öldürür! Suriye'de ise ölüm genelde gökyüzünden geliyor, ya bir füzeyle ya da bir bombayla. Bunu kontrol edemezsin."