Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Gülenay BÖREKÇİ / HT PAZAR

Hande Ataizi'ni ilk tanıdığımda konservatuvarda öğrenciydi. Büyük sansasyon yaratan ve ona ödül getiren ilk filmi Mum Kokulu Kadınlar çekilmemişti henüz. Onu neşeli ama açık sözlü birisi olarak hatırlıyorum. Eski Hande'yle şimdiki arasında çok fark yok... Halbuki bir de medyadan tanıdığım, hırçın, her an her şeyi yapabilecek bir Hande Ataizi var. Merak etmemek elimde değil, aynı insanlar mı onlar? Soruyorum Hande Ataizi'ne. "Aynı insanlar elbette" diyor. "Hırçın değilim, sadece tepki göstermek gerektiğini düşündüğümde kendimi tutamıyorum. Gerçi zaman içinde bazı şeyleri içimde saklamayı öğrendim. Mesafeli ve sert diyorlar, desinler."
Şu sıralar kendi tasarladığı ayakkabı koleksiyonuyla gündemde olan Ataizi'yle röportajımıza buradan başladık. Anlattıklarının birazı eleştiri, birazı da öz eleştiriydi. Ama hepsi bu değildi elbette, huzuru ve mutluluğu nasıl bulduğunu, gelecek için planlarını, Bloomberg Türkiye'de yönetici olan eşi Benjamin Harvey'le ilişkisini, onunla ısrarlı çocuk yapma denemelerini de konuştuk.

Alışılmış star portrelerinden biriyle karşı karşıya olmadığını hissediyor insan seni görünce. Kafamızı karıştıran ne olabilir?
Bilmem, ne olabilir?

Demin mesela bir şeye canın sıkılmıştı ve karşımda küçük bir kız çocuğu varmış gibi hissettim. Gözlerin doldu, küskün bir ifade yerleşti yüzüne...

Gizleyemiyorum ki duygularımı. Kızgınsam içimde tutamıyorum, sevinçliyken de farkında olmadan yüzümle, hareketlerimle dünyaya ilan ediyorum.

Ama kontrolü elinde tutmayı seven bir tarafın da var...

Mükemmeliyetçiliğimle baş etmeyi öğrendim. Sonuçta bireysel işler yapmıyorum. Dizi ya da film çekerken kalabalık ekipler oluyor yanımda, o yüzden iş söz konusu olduğunda kontrolün tamamen bende olması imkânsız. Işıkçı, kameraman, kurgucu, yönetmen, öteki oyuncular; herkes işini iyi yaparsa, sorun yaşanmıyor. Çok da takmamak lazım, sonuçta üzerine düşeni en iyi şekilde yerine getirmen, kimlerle çalışacağını iyi seçmen, aynı frekansta buluşabileceğin insanlarla çalışman yeterli.

'KÖŞEME FALAN ÇEKİLMEDİM'

O halde sana ilk esas sorum şu olacak: Neden seni bir dizide veya filmde izleyemiyoruz, köşene çekilmeyi mi tercih ettin?

Yok öyle bir şey, köşeme falan çekilmedim. İki sezon televizyonda her gün canlı yayınım vardı. İzdivaç programı benim için inanılmaz bir insan gözlemleme fırsatı yarattı. Oyunculuktan uzak kalmamak için de tiyatro yaptım. Haftada 5 gün... Tiyatrodaki alkış oyuncu için bambaşka bir haz, yerine hiçbir şeyi koyamazsın. Eh, bir de Benzemez Kimse Sana adlı yarışma vardı. Gördüğün gibi pek köşemde oturmamışım. Çalışmayı, üretmeyi seviyorum çünkü. Sonra iyi bir oyuncuyum. Arkamdan yapılan onca dedikoduya rağmen çok da disiplinliyim. Aranın sebebi bu işin rutinleşmeye çok müsait olması. Seneye bu kez modern bir oyunla seyirci karşısına çıkacağım. Televizyonda oyunculuk yapmayı da özledim açıkçası.

Seni ilk tanıdığımda çok gençtin. Neşeli ama açık sözlü birisi olarak hatırlıyorum seni. Oturup sohbet ettiğimizde de o zamanki Hande'yle şimdiki arasında çok fark yok gibi geliyor bana. Oysa bir de medyadan tanıdığımız, hırçın ve her an her şeyi yapabilecek bir Hande Ataizi var. Aynı insanlar mı onlar?

Aynı insanlar elbette. Hırçın değilim, sadece gerektiğinde tepkimi gösteriyorum. Gerçi çok da göstermiyorum artık. Bazı şeyleri içimde saklamayı öğrendim. Mesafeli ve sert diyorlar, desinler.

Kibirli buluyorlar belki de...

Beni tanıyan insanlar öyle düşünmüyor. Robot değilim, demirden yapılmadım, mükemmel olduğumu iddia etmeyeceğim. Huzursuz ve mutsuz zamanlarım oluyor. Herkes gibi zaaflarım, komplekslerim var. Ama bunları içimde yaşıyorum, başkalarına göstermek yerine sorunlarımı kendim çözmeyi tercih ediyorum. Kurcalamaya kalkanlar çıkarsa da defansif davranıyorum. Sert zannettikleri kadın kırılmamak adına kendini bir kalkanla korumaya almış aslında. Güvensizim belki. Zayıf yanlarımı tanımadığım kişilere göstermek beni ürkütüyor. Bir de ne var biliyor musun, başkalarıyla paylaştığın zaman sorunların seni ezebileceğini kabul etmiş oluyorsun, o zaman da her şey gerçekte olduğundan daha fazla bir hal alıyor.

'HEPİMİZ ENERJİDEN YARATILDIK'

İçine attığın o mutsuzluk ve huzursuzluklarla baş etme yöntemleri icat ettin mi kendine?

Her gün spor yapıyorum. Tek sebep, sağlığımı korumak, vücudumu güzelleştirmek arzusu değil. Sporun meditasyonu andıran bir etkisi var üzerimde. Spor yaptığım müddetçe sorunlar benden hızla uzaklaşıyor, düşünmüyorum artık. Öte yandan tek kökten iyileşme yöntemim var aslında: Oyunculuk.

Meditasyon dedin... Spiritüellikle alakalı mısın?

Belirgin bir şekilde değil ama hayır da diyemem. Hepimiz enerjiden yaratıldık. Pozitif düşünmenin hayatımızı olumlu etkilediğini, "nazar" dediğimiz şeyin aslında negatif enerji olduğunu biliyorum. Bunu bilmek için Secret okumaya falan da gerek yok, teyzelerimiz "Bir şeyi 40 kere söylersen olur" demez miydi, onun gibi bir şey. İyi düşünür ve bunu dile getirirsen, gerçekleşir...

Başımıza gelen her şeyi hak ediyoruz o zaman...

Hak ediyoruz lafı ağır ama evet, başımıza gelen her şeyden biz sorumluyuz. O yüzden "Ben nerede hata yapıyorum, bütün bu kargaşayı, negatifliği nasıl temizleyebilirim" gibi soruları kendimize sürekli sormamız gerekiyor. Hem bazen o negatif dönemler günün sonunda iyileştirici oluyor. İnsanız, hata yapa yapa büyüyoruz.

'HENÜZ EN İYİ ROLÜMÜ OYNAMADIM'

Oyunculuğa dönelim, senin için bir nevi mutsuzlukla baş etme yöntemi olduğunu söyledin az önce...

Oyunculuk sadece rahatlamamı değil, iyileşmemi de sağlıyor. Yorulsam da sonrasında mutlu hissediyorum, daha pozitif ve neşeli biri oluyorum. Kendimi baska bir karakterde daha iyi ifade edebiliyorum. Bu sıralar huzursuzsam eğer, oyunculuk yapmadığım içindir. Oyunculuk benim işim, ama aynı zamanda hayatta en sevdiğim şey... Ama bak, henüz en iyi rolümü oynamadım.

Bir planın var mı buna dair?

Seçmek için acele etmiyorum. Bu sene birkaç dizi teklifi geldi ama hiçbiri içime sinmediği için kabul etmedim. Bundan sonra ancak kendimi ait hissedebileceğim bir proje olursa çalışırım.

Fakat...

Fakat bir rolü almanız sadece sizin isteğinizle olmaz. Bir sürü aşaması vardır bunun ama öncelikle o rolden haberiniz olması, size teklifte bulunmaları gerekir. Doğrusu istediğim gibi teklifler gelmiyor pek. Sinemacılar beni magazinel buluyorlar belki, o yüzden akıllarına gelmiyorum. Ama şunu da söylemek gerek: Zamanında verdiğim fotoğraflarla, lafımı esirgemeyişimle, yaşam tarzımla, o magazin çarkının işleyişine kendimi kaptırıp yaptıklarımla buna biraz da ben sebebiyet verdim. Benim "süper seçimim" değildi bu, biraz tecrübesizlikten, biraz da başına buyrukluktan öyle gelişti işler. Hiçbir zaman gazetecileri arayıp "Doğum günümü kutluyorum, gelip fotoğraf çekin" demedim. Neysem oydum, eğlenmeyi seviyordum ve yaptıklarımı gizlemeye gerek görmüyordum. En sansasyonel olaylarım aslında büyük kaçışlarımdı, ayrı konu. Daha mı farklı davransaydım acaba, olmadığım biri gibi mi görünseydim? Sonuçta magazinin yoğun ilgisi sinema sektörünü kaybetmeme sebep oldu. Onların gözünde ben başka bir dünyaya, magazine aitim. Hiç öyle olmadığı halde hem de.

Buna içerliyor musun?

Bu ülkede iyi oyuncuların sayısı iki elin parmaklarını geçmez. İstisnaları hariç tutarak söylüyorum ama filmlerde de dönüp dolaşıp aynı isimlerle çalışıyorlar. Öte yandan bazen tercih edilmemek o kadar da kötü bir şey değil bence. Nereden baktığına göre değişir. Kimler tarafından tercih edilip edilmediğin önemli asıl. O isimler tarafından tercih edilmemek pozitif bir şey de olabilir pekala. Şimdi mesleki anlamda tek istediğim iyi bir senaryosu olan güzel bir sinema filminde rol almak. Bak, bunu diledim.

'Bir eli ateşte, bir eli toprakta bir adam'

İnsanlara güvenmeyle ilgili bir sorunun olduğundan bahsetmiştin. Eşin Benjamin Harvey ne yaptı da senin güvenini kazandı?

İyi niyetli ve iyi kalpli bir insan Benjamin. Sezgilerim kuvvetlidir, ara sıra hata yapsam da çoğu zaman bir insanın bana zarar verip vermeyeceğini sezebiliyorum. Bu ilişkide zarar göreceğime dair bir şey hiç hissetmedim. Bir de ona büyük hayranlık duyuyorum. Zekâsına, algılarının açık olmasına, espri kabiliyetine... Hayatla, yaşadığı sorunlarla, kendisiyle dalga geçebiliyor. Birbirimizi anlıyor ve birlikte çok eğleniyoruz. Ayrıca geleneksel değerleri olduğu için de seviyorum Benjamin'i. Bir ayağı toprakta, bir eli ateşte bir adam. Baksana, bunu söylerken kendimi de mi tarif ettim acaba?

Burada, İstanbul'da yaşıyor değil mi?

Evet, Bloomberg Türkiye'de. Anlaşmamızın en önemli sebeplerinden biri de onun Türkiye'yi çok sevmesi. Amerika'dan döndüğü zamanlarda "Oh be, evime döndüm nihayet" diyor mesela. Bu ülkenin her köşesini biliyor. Burayı sevmeseydi yahut durmadan bir şeylerden yakınsaydı böyle kolay sürdüremeyebilirdik. Yarın ben de onunla başka bir ülkede yaşayabilirim. Şu an öyle bir planımız yok ama ileride neden olmasın.

Bebek yapma denemeleriniz nasıl gidiyor?

Sürüyor. Bir çocuk dünyaya getirmeyi çok istiyorum. Bunun bana iyi geleceğini, olgunlaştıracağını da hissediyorum.

Nasıl bir anne olurdun?

Hem anlayışlı hem de disiplinli anneler vardır ya, onlardan biri olurdum. Bir de çocuğuna düşkün bir anne olurdum.

'Farklı Hande'ler yok ama farklı ruh hallerim var'

Farklı stillerin var, bazen maskülen bir görünümü tercih ediyorsun, bazen "femme fatale" oluyorsun. Gardrobunda kaç Hande Ataizi için ne tür kıyafetler var?

Hmm, bunu düşüneyim. Farklı Hande'ler yok ama farklı ruh hallerim var. Anneme düşkünüm ve onun stilini çok seviyorum. Gömlek, ceket ve pantolon... Hem en çok öyle rahat ediyorum hem de yakışıyor bana. Femme fatale dediğin halim, kendimi değişiklik yapmaya zorladığım zamanlarda ortaya çıkıyor. Biraz daha feminen görünmeliyim diyorum ara sıra. Bazen de Vintage kıyafetlerle dolaşmayı seviyorum. Ama bu sene nasıl giysem diye alışveriş planları falan da yapmıyorum. Bir yere mi davetliyim, evdekileri kombinliyorum. Sık sık alışverişe de çıkmıyorum, genellikle sıkıntıdan patladığım günlerde oyalanmak için dolanırken bir şey görüp alıyorum, o kadar.

Ayakkabı başka ama...

O başka hakikaten. Ayakkabı bana bir giyim eşyası değil de sanat eseri gibi geliyor.

Külkedisi masalından bu yana kadınlar ayakkabıları sever, niye?

Valla, topuklu ayakkabı biz kadınları daha güzel, daha zarif, daha şık gösteriyor. Duruşumuz dikleşiyor, boyumuz uzuyor, bacaklarımız daha ince görüyor. Giydiğimiz ayakkabıya göre halimiz tavrımız bile değişiyor. Topuklu, zarif bir ayakkabıyla daha dişi bir ifade takınıyoruz, düz, spor ayakkabılarla çocuksulaşıyoruz. Ayakkabı, giyinmeyi kolaylaştırıyor.

Limon küfü, mürdüm rengi, yağ yeşili ayakkabılar

Ayakkabı tasarlamak hep aklında mıydı, yoksa gelen bir teklifi mi değerlendirdin?

Ben karar verdim. Yakın arkadaşlarımdan biriyle yola çıktık. Ne yapabiliriz diye düşündük, önce, bunları satışa sunmak için de interneti, Morhipo'yu seçtik.

Tüm süreçte işin içinde miydin?

Hem de nasıl. Farklı şeyler istiyordum ve kafamdakileri anlatmanın tek yolu üretim aşamasında ustalarla birlikte çalışmaktı. Renk büyük sorundu mesela. Çünkü bizde siyah, beyaz, kahverengi gibi alışılmış, risk içermeyen renkler vardır hep; mürdüm, limon küfü, yağ yeşili veya soluk bej gibi ara tonlar ayakkabılarda pek kullanılmaz. Sonunda ortak bir noktada buluştuk. Bıraksalar daha fazla uçacaktım belki ama koşulları bilmiyorsan, uçuk fikirlerini gerçekleştirmen güç. O renk deri veya kumaş bulamayabilirsin, bulsan da eldeki malzeme yetmeyebilir. Ayakkabı ve çanta koleksiyonumuzu bu şekilde, uzun çalışmalarla oluşturduk.

‘Farklı Hande’ler yok ama farklı ruh hallerim var’

Farklı stillerin var, bazen maskülen bir görünümü tercih ediyorsun, bazen “femme fatale” oluyorsun. Gardrobunda kaç Hande Ataizi için ne tür kıyafetler olduğunu sorsam...
Hmm, bunu düşüneyim. Farklı Hande’ler yok ama farklı ruh hallerim var. Anneme düşkünüm ve onun stilini çok seviyorum. Gömlek, ceket ve pantolon... Hem en çok öyle rahat ediyorum hem de yakışıyor bana. “Femme fatale” dediğin halim, kendimi değişiklik yapmaya zorladığım zamanlarda ortaya çıkıyor. Biraz daha feminen görünmeliyim diyorum ara sıra. Vintage kıyafetlerle dolaşmayı da seviyorum. Ama bu sene nasıl giysem diye alışveriş planları falan yapmıyorum. Bir yere mi davetliyim, evdekileri kombinliyorum. Sık sık alışverişe falan da çıkmıyorum, genellikle sıkıntıdan patladığım günlerde oyalanmak için dolanırken bir şey görüp alıyorum, o kadar.

Ayakkabı başka ama...
O başka hakikaten. Ayakkabı bana bir giyim eşyası değil de sanat eseri gibi geliyor.

Külkedisi masalından bu yana kadınlar ayakkabıları sever, niye?
Valla, topuklu ayakkabı biz kadınları daha güzel, daha zarif, daha şık gösteriyor. Duruşumuz dikleşiyor, boyumuz uzuyor, bacaklarımız daha ince görüyor. Giydiğimiz ayakkabıya göre halimiz tavrımız bile değişiyor. Topuklu, zarif bir ayakkabıyla daha dişi bir ifade takınıyoruz, düz, spor ayakkabılarla çocuksulaşıyoruz. Ayakkabı, giyinmeyi kolaylaştırıyor.