Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

AYSUN ÖZ/ HT PAZAR

29 yaşında şöhretin doruğunda genç bir kadın, Beren Saat... Dizileri rating rekorları kırıyor, ülkenin ünlü popstarıyla aşk yaşıyor, reklam anlaşmaları birbirini takip ediyor... Üstelik yerel bir celebrity değil Aşk-ı Memnu ve Fatmagül'ün Suçu Ne dizileriyle Ortadoğu'yu da kasıp kavuruyor. Üsteli ülke meseleleri üzerine kafa yoruyor, şöhrete kendinden önceki nesle göre farklı bakıyor ve bunları açıklama konusunda oldukça cesur...

Hiç kuşku yok ki Türkiye'nin en güzel kadınlarından... Bunu araştırmalar da söylüyor. Üstelik ünü Türkiye'yi aştı. Aşk'ı Memnu ve Fatmagül'ün Suçu Ne dizileriyle Ortadoğu'da da, Balkanlar'da da çok popüler. O uluslararası bir yıldız. Ve yıldızının ne kadar parladığının farkında. Reklam anlaşmalarını artık ona göre yapıyor. O yüzden de pek röportaj vermiyor. Popstar Kenan Doğulu ile birlikte ama magazin basınına ayaküstü iki laf etmiyor. Bu kez ağzını açtıransa Türkiye ve Ortadoğu'da bir kişisel temizlik markasının yüzü olması... Duru'nun kendisini seçmesinin nedeni, Türkiye'de fokus gruplara "duru ve canlılık" denince en çok onun adının telaffuz edilmesi.
Beren Saat, bu vesileyle tertiplenen öğle yemeğine 45 dakika geç geldi. Bahçede beyaz elbisesiyle göründüğünde heyecanını gizlemeye çalışsa da masaya yaklaşırken aldığı kocaman, derin nefes onu ele verdi. Sıcak bir gülümsemeyle masaya oturdu, ancak göz kontağından olabildiğince kaçındı. Bu heyecanı şaşırttıcıydı doğrusu. Sohbetin ilerleyen dakikalarında yapacağı cesur açıklamaların beni şaşkınlığın doruğuna çıkaracağındansa henüz habersizdim. Heyecanı Türkan Şoray'ınkine benziyor. Ama Şoray heyecanını Saat'e göre sanki daha zor bastırıyor.
İnce, zarif, narin, güzel bir kadın. Yüzünde çok hafif bir fondöten ve uzun kirpiklerinin altını çizdiği maskara var. Makyajı o kadar hafif ki ilerleyen dakikalarda hayat ve memleket meseleleri konusunda fikirlerini söylerken kızaran boyun ve yanaklarını gizlemeye yetmiyor. Ancak Beren Saat'in heyecanını, yanında oturduğum için galiba sadece ben fark ediyorum. Zira o kadar net mesajlar veriyor, o kadar kendini iyi ifade ediyor ki bu heyecanı uzaktan anlamak zor.


KENDİNE GÜVENİ TAM
Sonuç olarak Beren Saat, kendine güveni tam bir kadın. Bunu oynadığı dizilerin reytingine bağlamak da mümkün, yaşadığı büyük aşka da... Bunları gizlemiyor zira "İstediğim hayatı yaşıyorum" diyor yeri geldikçe. Oyuncu arkadaşı Mehmet Ali Alabora'ya destek vermekten de, rakibesi Meryem Uzerli'ye arka çıkmaktan da çekinmiyor. Besbelli sokaktaki 90 gençliğinin ruhunu taşıyor. "Yemeğe geç geldi" dedim ya, ne yedi diye merak edenler olabilir. Yemek yemedi. Sadece şekersiz sütlü kahve içti...
İntikam dizisinde, ABD'de gösterilen Revenge adlı diziden uyarlama bir senaryoyu canlandırıyorsunuz. Sezon başında umutluydunuz. "Orijinalini izleyenler bile farklı bir dizi izleyecek" diyordunuz. Birinci sezonun sonunda mutlu musunuz?
İçinde bulunduğum projeden mutluyum. Zaten zor bir sezonda tutunabilmiş birkaç projeden biriydi.
Bir eleştiriniz yok mu?
Eleştirmem hayata haksızlık olur. Ancak süreç içinde öğreniyoruz galiba aksiyon dizisinin nasıl çekilebileceğini... Süre uzadıkça bizim drama formatına dönüyor. Şimdi tempoyu yüksek tutmanın yollarını arıyoruz. Orijinali jeneriğiyle birlikte 43 dakika. Onlar kadar hızlı bir kurgu yapamadığımız için zorlanıyoruz ama ilk kez böyle bir şey deniyoruz. Oynadığım karakterleri bir daha oynamak istemediğim için böyle şeyler yapmak zorundaydım. O yüzden mutluyum İntikam dizisinin içinde olmaktan.

'KEŞFETMEK İSTİYORUM'

Oyuncular hep farklı rollerin peşinde mi koşar?
Her oyuncunun tercihi midir bilmiyorum. Bazı oyuncular birbirine yakın karakterler oynayarak da mutlu olabilir. Ancak ben, denemek ve keşfetmek istiyorum. Başka roller denemek, başka insanları anlamaya çalışmak insanı besliyor. O kısmını seviyorum.
Her oyuncunun bir hayali de bir Cannes ya da Oscar töreninde kırmızı halıda yürümek...
Filmin seyirciyle buluşması önemli... Sanat filmi ya da ticari film gibi bir ayrım yapmak istemiyorum, insan içinde bulunduğu her işin başarılı olmasını ister, bunun adı başka bir ülkeye gitmek ya da festivale gitmek değil. Ancak hem sanatsal değeri yüksek hem oyunculuk performansı iyi hem de seyirciyle buluşan bir filmde olmayı her oyuncu gibi istiyorum.
Dizi sezon finali yaptı ama şimdi de Uğur Yücel'in çektiği sinema filminin setindesiniz. Adı "Siyah" mı?
Bizim versiyonumuzun adı Benim Dünyam. (Bu sinema filminin orijinali bir Hint-Amerikan yapımı olan "Black") Göremeyen birini canlandırıyorum ve öğrenmem gereken çok şey vardı; bir hazırlık süreci geçirdim. Körler okulundan da destek aldım.

'HASSAS DAVRANMAK ZORUNDA KALDIK
'
Reklamlarda da görüyoruz sizi... Çeşitli markaların reklamlarında oynuyorsunuz ama bir marka ve ürünle yan yana gelmek kolay bir karar olmasa gerek.

Reklam kampanyasında karar verirken beni takip eden kitleye "Bu markanın arkasında duruyorum ve bu kararı sizin adınıza veriyorum" diyorum; bu önemli. Bu kararı çok düşünerek alıyorum. Son reklam filminde yer aldığım Duru, zaten kendimi bildim bileli var olan bir markaydı. Kendi adımın yanına koymak hoşuma gitti. Yapılan bir araştırma sonucunda "duru ve canlılık" denince insanların aklına benim gelmem de ayrıca çok güzel.
Sık sık duş alır mısınız?
Zaten günde birkaç kez duş alan biri olarak bir kişisel temizlik ürününü tanıtıyor olmak ve insanları bu yönde teşvik etmek güzel ve büyük bir fırsat. Duş alma alışkanlığını artırabilmek işin güzel yönü. Ancak tanıtımı ülkenin gündeminin karışık olduğu günlere denk geldi. Gümbür gümbür çıkabilmek isterdik ama hassas davranmak zorunda kaldık.
Gezi olaylarını siz nasıl okudunuz?
Aslında halk karar alma sürecinde söz sahibi olmak istiyor, aslında onlar da canlanıyor. Olumlu bakıyorum. Çünkü bu hareketin bir günde, 8 tane ağaç yüzünden olmadığını biliyoruz. Belki ilköğretime getirilen 4+4+4 sisteminden kürtaja, alkol yasasıyla ilgili yeni düzenlemelere kadar pek çok konunun etkilediği bir süreçti. Gezi ismi simgeleşti. Ancak halk kendi bedeni, yaşam alanı ve sosyal hayatıyla ilgili karar alma sürecine dahil olmak istiyor ve bunu birinci günden beri söylemi demokrasi olan iktidardan talep ediyor. Buna şaşırmamak gerek. Keşke polis şiddeti olmasaydı. Zaten polis şiddeti olmasaydı hiçbir şey bu kadar yükselmeyecekti. Tepkiden mutluyum.

'SİZİN TWEET'İNİZ BİZİM BESMELEMİZ, DEMEK OLMAZ'
Bu süreç ünlülerin hayatını zorlaştırdı. Hollywood starlarının sosyal olaylarla ilgili açıklamalarını duyardık, artık bizim ünlülerimiz de hayran kaybetme ya da birileriyle ters düşme kaygısı gütmeden fikirlerini ifade edebiliyor yavaş yavaş. Aynı şimdi sizin burada yaptığınız gibi... Artık şöhretler cesur ve donanımlı olmak zorunda mı?
Elbette işi empati kurmak olan bir oyuncunun aslında hiç bir şey hissetmiyor olması söz konusu olamaz. Aslında ben sosyal medyaya mesafeli duran biriydim ve Gezi olaylarının ilk günü hayatımın ilk tweet'ini attım. O süreçte ne olacağını da tam kestiremedik ama bir sürü şey de öğrenmiş olduk.Şiddete karşı mizahla başa çıkma yöntemiyle gurur duydum, çok zekice. En doğru stratejiydi. O yüzden takdir etmemek mümkün değil. Bir de neden siz ve biz olmak, neden ayrılmak ve bölünmek isteyelim ki. "Sizin oyunuz, sizin tweet'iniz, bizim Besmelemiz" demek olmaz. O genç insanların bunu mizahla eleştirebilmelerini saygıyla karşıladım ve takdir etim. Hepimizi şaşırtan bir şey yaptı o genç insanlar.

'Kendimle ve seçtiğim hayatla barışığım'
Dizi oyuncularının çok uzun saatler çalıştığını biliyoruz. Stresle nasıl baş ediyorsunuz? Duş alarak mı!
"Su ve köpük" diyelim. (Gülüyor...) Gerçekten çok yoğunum ama bu yaşamımın olağan ritmi. Sabırlı biriyim ve çalışırken çok fazla öfke nöbeti yaşamıyorum. Sakinim çünkü istediğim hayatı yaşıyorum. Bunu ben tercih ettim ve fazla hayıflanmıyorum. Stres hepimiz için var ama mecbur olduğu hayatı yaşayan biri olmadığım için şanslı insanlardan biri olduğumu düşünüyorum. Yaşadığım hayatı seviyorum. O yüzden de kendimle ve seçtiğim hayatla barışığım. Onun streslerine de teşneyim. Bu mesleği yapmak istedim ve zaten bu ülkede bu işlerin nasıl yapıldığını bilerek girdim.
Nasıl rahatlıyorsunuz?
Bir durup derin nefes alıyorum. (Gülüyor...) Çok işe yarıyor. Ancak duş almak da rahatlatır!
"Tükenmişlik sendromu" yaşamamak için özel yöntemleriniz var mı? Meryem Uzerli bu sendromdan dolayı Almanya'ya döndü ve arkasından çok konuşuldu, siz nasıl bakıyorsunuz?
Böyle durumlarda hep "İnsan" demek lazım. Bir insan hastaysa öncelik odur. Onu çok iyi anlıyorum çünkü ben de dizi çekmeye başladığım ilk yılları hep otelde geçirdim. Herkes evine, sosyal hayatına gider, annesinin yanında ağlar, sevgilisine sığınır, dostuyla dertleşir, içer dağıtır, bir şey yapar ve rahatlar. Ama sen elinde bir senaryo başka bir şehirde bilmediğin bir yerde, otel odasında duvara bakarsın; çok zor. Birden ünleniyorsun, bilemediğin bir kısıtlamanın içine girip rahatça hareket edemiyorsun. Ben de çok zorlandım. O yüzden de çok iyi anlarım ve hak veririm.
Ama orada bir tercih var...
Evet. Ben ne olursa olsun bu mesleği ölene kadar yapmak istiyorum. O yüzden, evet çok zorlandım, benim de psikolojik açıdan yıprandığım dönemler oldu ama çalışmak tedavi etti. Oyuncu olmayı çok istiyordum ve mesleğime yapıştım. Bu benim tercihimdi. O ülkesine dönerek rahatlamayı tercih etti, ben kalmayı ve mücadele etmeyi seçtim. Çok zor, herkes bir yerde tükenebilir; illa oyuncu olmak ya da sette zorlanmak gerekmiyor. Herkesin hayatın içinde zorlandığı zamanlar olur. "Artık dayanamıyorum, buraya kadar" dediği, istifa ettiği, ayrıldığı, boşandığı olur. Çok yetenekli bir oyuncu olduğu için umarım mesleğine küsmez, kısa zamanda iyileşir. Burada ya da Almanya'da mesleğine devam eder.

'Türkiye'de büyüyen oyuncular daha dayanıklı oluyor'
Türkiye'de doğup büyümüş bir oyuncu olmak stresle baş etmek açısından avantajlı bir durum mu? Zira biz zor bir coğrafyada yaşıyoruz ve ne ekonomik krizler ne kara çarşambalar gördük...
Duygusal çeşitlilik anlamında ve gözlemleyebileceğiniz insan tipoloji açısından muhakkak avantajlı. Ancak insanın 8 saat çalışıp, eve gidip, uyuyup "Yarınki sahneyi düşünseydim" dediği de oluyor her normal insan gibi. Daha medeni koşullarda çalışmayı hepimiz istiyoruz. Ama biraz daha dayanıklı oluyoruz herhalde.
Biz gazeteciler açısından da öyle, yabancı meslektaşlarımıza göre daha ağır bir tempoda çalışıyoruz.
İstediğimiz mesleği seçtiysek, o işe aşkla bağlıysak bunu yüksünmeden yapıyoruz ama insanın konsantrasyon ve verimlilik süresi diye bir şey var. Bunu sınırlayan insanların talebi de bence yanlış değil. Başarı için hayatının kalan kısımlarında da başarılı olmak zorunda. Bir evliliği varsa onu da başarmak zorunda. O yüzden bizim için bu konularda hakkımızı arayan bu ülkenin aydın aktörlerinden Mehmet Ali Alabora'nın adını geçirmek gerekiyor. Oyuncular Sendikası Başkanı... Bu süreçte fişlenenlerden biri. Onu yakından bilmeyenler için, Türkiye'nin geri kalanı için söylüyorum; o bu ülkeyi seven, bu şehri seven, aydın, eğitimli bir aktör. Ayrıca Çarşı Grubu da terörist olmayan bir grup. Belki Türkiye'nin geri kalan kısımlarına bunları iletmek gerekir.
Oyuncuların hiç bu kadar kenetlendiğini görmemiştik. Yan yana gelmeyen ünlülerle büyürdük biz, oysa siz genç oyuncular farklısınız, kenetleniyorsunuz...
"Sanatçıdan dost olmaz" sözünü duyardık ama biz "Neden olmasın" diyoruz. Gayet normal ilişkiler kurabiliyoruz ama bunu öncekileri eleştirmek için söylemiyorum. Koşullar değişir, daha ciddi bir ölüm kalım mücadelesi vardır; mesleğin içinde tutunabilmek için de koşullar sertleşebilir. Tabii ki biz görece medeni şartlarda çalışıyoruz, biraz daha hakkımızı alarak bu işi yapıyoruz, şartlar biraz değişmiş olabilir.

'Umarım Ortadoğulu kadının hayatında bir şeyler değiştirebilirim'
Türk kadının hayatında bir şeyler değiştireceğinizi düşünüyor musunuz?
Umarım değiştirebilirim. Türk kadının ve Ortadoğulu kadınların hayatında bir şeyler değiştirmeyi canı gönülden istiyorum. Umarım buna sebep olurum. Daha evvel bir kişisel bakım ürününün yüzü olduğumda bu sonucu elde edebileceğimizi görmüştük.
İlk defa Türk markasıyla çalışıyorsunuz, nasıldı?
Aslında diğer kampanyalarda format belirliydi, zaten dünyanın her yerinde uyguladıkları bir kampanyanın bir ayağıydım. Bunda ise sıfırdan yapılandırdık. Sadece bu ülke için değil, diğer ülkelere giden kısmı nasıl olsun, beraber düşündük. Bir de daha evvelden çalıştığım ekiple çalışmak beni rahat ettirdi. Yol haritasını istediğimiz gibi çizdik. Daha konforlu, değiştiremediğim bir şeylerin parçasıydım; bu çok belliydi. Burada Beren ne istiyor, Beren ne yapar, Beren kendi şehrinin kaldırımlarında yürürken... Çok daha farklı bir his, daha bizim.

'Çok sevdiğim biriyle birlikteyim'
Türkiye'nin en güzel kadınlarından birsiniz... Bunu araştırmalar söylüyor. Bu bir baskı yaratıyor mu sizde? Bunu korumak için formülleriniz var mı?
Çok farklı cevaplar veremeyeceğim. Beslenmeme dikkat ediyorum. Set izin verdiği sürece egzersiz yapıyorum. Dediğim gibi yaşadığım hayatı seviyorum ve kahkaha atıyorum, işe de yarıyor. Çok sevdiğim biriyle birlikteyim. Bütün bunlar aynaya baktığımda güzel görünmemi sağlıyor. Bir sorumluluk yüklüyor ama ruhen rahatım. "En güzel ben görünmeliyim ve kusursuz olmalıyım" diye bir şey düşünmüyorum. Sadeliği seviyorum, o güzel. Çok kendimi değiştirmeye çalışmıyorum. Çizgimi bozmadan devam etmeye çalışıyorum, çok zorlanmıyorum.
Ne mutlu ediyor sizi?
En çok mutlu eden, kendimi keşfetmek oldu. İnsanı en çok tatmin eden kendi ruhunda yaşadıkları oluyor. Büyümeyi, insan olmayı, kadın olmayı keşfetmek en enteresan kısımları. İnsanların sessiz kalıp düşünmesi, kendine bakması, istemedikleri şeylerden kendilerini ayıklaması iyi geliyor. Bir de temizlenmeleri...
"Beslenmeme dikkat ediyorum" diyorsunuz. Nasıl besleniyorsunuz?
Set yemeğine bağlı. Yemekteki makarnayı, pilavı ve böreği yemiyorum. Var olan sistem içinde kontrollüyüm ama istediğim her şeyi küçük küçük yiyorum. 14 yaşından beri şeker kullanmıyorum. Erken aydınlandım ve sonrasında çok rahat ettim.
Peki aşk ne kadar güzelleştiriyor kadını?
Güzelleştirir tabii neden güzelleştirmesin. Mutluluk herkesi güzelleştirir. (Gülüyor...)

Kenan Doğulu'nun en çok sevdiğiniz şarkısı?
Koca bir külliyatın, 20 senenin içinden tek bir seçenek olamaz. En politik cevabı verip "10. Yıl Marşı" dermişim...