HT PAZAR / Aslı ÖZTÜRK

Türkiye'de birçok markaya üst düzey danışmanlık yapan Semih Yalman'ın hikâyesi kiminizi kızdıracak kiminize "Helal olsun" dedirtecek cinsten. Yalman'ın yaşadığı manevi dönüşüm, profesyonel kariyerinin de seyrini değiştiriyor. Tasavvuf felsefesini benimseyen ve sıfırdan bir hayat inşaa eden Yalman, kendisini "Hiç kimse olma yolunda olan bir kimse" olarak tanımlıyor. Onun için önemli olan hem şükretmek hem de hamdetmek. Şu an algı stratejisti, akademisyen ve yazar olarak Türkiye ve yurtdışında görev yapan eski işadamı son olarak yayınladığı Sakal adlı kitabında "görünüşün aldatıcılığından, hayatımızı önyargıların belirlediğinden ve kalabalıkların içinde bir hiç olmaktan" bahsediyor.

Çok araştırdım ama sizden başka "algı stratejisti" titrine sahip kimseyi bulamadım. Nedir bu algı stratejisi?

Algı; benim kendimle ilgili düşüncem, sizin benimle ilgili düşünceniz, son olarak da sizin ne düşündükleriniz hakkında yaptığım fikir yürütmenin biraraya gelmesidir. Bu sistematik bir durumdur. Yürümesi için de kişinin ya da kurumun hedefine göre bir strateji üretmek gerekir.

İki kişi arasındaki algıyı nasıl yapılandırıyorsunuz?

İki insan arasındaki algı duygusal bir şey... Karşıdaki insan onu okumamıza izin vermiyorsa, işimiz zor demektir. İnsani ilişkiler için zor ama bahsettiğimiz şey bir markanın algısı olsaydı, somut değerlendirmeler yapıp formüller uygulayabilirdik.

Bu matematiksel formüllerin kişisel hayatınıza ne gibi bir etkisi var?

Benimki terzi kendi söküğünü dikemez hikâyesi... İlişkilerimi kendi değer yargılarıma göre yönetiyorum. Değerlerimin oluşması aşamasında etkilendiğim insanlar da var tabii ki.

Kim onlar?

Annem, babam ve Harvard Üniversitesi'ndeki bir hocamın etkisi çok büyüktür. Onlar sayesinde hem ağustosböceği hem de karınca olunabileceğini fark ettim. Dil bilmenin ve gençlerle vakit geçirmenin önemini kavradım.

Nasıl bir vakit geçirme bu?

Onların hayallerini dinliyorum. Fikirlerine önem veriyorum. Üniversitelerde ders vermemin de sebebi bu. Geleceği görmek istiyorsanız gençlerle olmalısınız.

Hep böyle miydiniz?

Hayır değildim. Bulunduğum ortam için bukalemunlaştım. Bağlı bulunduğum kurumlara uygun davrandım. 2008'de kurumsal hayatı bıraktıktan sonra özgürleştim. Neticede "Sakal" diye bir kitap yazdım. Aylarca sakalımı kesmedim. İş hayatında kendiniz gibi olmanıza imkân yok.

'Birilerinden saklandığımı düşünenler oldu'
Kitap için mi sakal bıraktınız yoksa sakalı uzattıkça mı hikâyeler çıktı?

Arada sakal bırakırdım. Bu sefer uzun süre kesmedim ve insanlardan olumlu olumsuz birçok eleştiri aldım. Sakal uzadıkça eleştiriler arttı. Bir gruba dahil olduğumu ya da birilerinden saklandığımı düşünenler oldu.

Bu eleştirileri mi biriktirdiniz?

Sakalım hakkında yapılan yorumları not etmeye başladım. Verdiğim ve aslında vermek istediğim cevapları da ekleyerek diyaloglar oluşturdum.

Kimlerin yorumları bunlar?

İsimler önemli değil ama içlerinde havaalanı görevlileri, işadamları, arkadaşlarım da var. Yazarken yelken seyahati yaptım. Amerika'ya ve Prag'a gittim. Ayrıca günlük hayatımı sürdürdüm. Uzadıkça kitap yazılmaya devam etti.

Kitapta birçok sakallı fotoğrafınız da bulunuyor...

Fotoğrafçı arkadaşım Fethi İzan benim sakallı halimi değişik kıyafet ve objelerle çekti. Sakalımın değişik objelerle nasıl farklı algılar yarattığının görünmesini istedim.