Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Seda YILMAZ/HT Pazar

New York Üniversitesi’nde toplum psikolojisi üzerine çalışan Profesör Jonathan Haidt’in son kitabı “The Righteous Mind: Why Good People Are Divided by Politics and Religion” (“Haklı Zihin: İyi İnsanlar Neden Siyaset ve Din Tarafından Bölünüyor” diye çevrilebilir) New York Times’ın geçen yılki çok satan kitaplar listesindeydi. Koyu bir demokrat olan Haidt, bu kitabı yazarken artık kendisini ortada sınıflandırdığını söylüyor. Hacimli kitabında ABD’de liberallerin muhafazakârları daha iyi anlamasını, önyargılarının kırılmasını amaçlıyor. Kitabın önemli bir bölümünü Demokrat ve Cumhuriyetçi seçmenlerin psikolojik analizine ayırıyor; neye göre oy kullandıklarına, mantıklarının mı duygularının mı baskın çıktığına bakıyor ve tezlerini bilimsel araştırmalarla destekliyor. İşte, Haidt’in analizlerinden kısa kısa...
 Siyaset bilimciler eskiden insanların bencilce oy verdiğini, kendilerine en çok fayda sağlayacak adayı seçtiklerini düşünüyorlardı. Ancak yapılan son çalışmalara göre kişisel çıkarlar siyasi tercihlerde önemli bir rol oynamıyor. İnsanlar kendilerinden daha çok ait oldukları sınıfsal, bölgesel, dini çevreleri önemsiyor.
Oy atarken “Bu bana ne fayda sağlar?” demekten çok, “Bunun çevreme nasıl faydaları olabilir” diye düşünüyorlar. Siyasi görüşler, kişilerin ait olduğu çevrelerinin bir nevi sembolü gibi. Siyasi görüşlerimiz bireysel olmaktan çok bulunduğumuz çevreye ait.
ABD’de 2004 seçimleri öncesinde yapılan bir araştırmada; yarısı demokrat yarısı cumhuriyetçi 30 kişiden oluşan gruba destekledikleri ve karşı çıktıkları adayların karıştığı yolsuzluk dosyaları hakkında slaytlar izletildi ve destekçilerin bunlara nasıl tepki verdiği ölçüldü. Araştırmada, cumhuriyetçiler, Başkan George W. Bush’un batık dev şirket Enron’un CEO’su Ken Lay ile adının karıştığı yolsuzluk skandalıyla ilgili slaytlar izlerken kendilerini tehdit altında hissettiler. Fakat, Demokrat Parti adayı John Kerry’nin yolsuzluk iddiaları gösterildiğinde tehdit altında hissetmek bir yana, keyif bile aldıkları gözlendi.
Bu araştırmayla, insanların duygusal ve içgüdüsel bir şekilde hareket ettiği ve sadece istedikleri bir sonuca varmaları gerektiğinde mantıksal düşünmeye başvurdukları da gözlendi. Yani, mantık, işlerine geldiğinde devreye giriyordu. Destekledikleri aday hakkındaki kötü iddialara maruz kaldıkları sıradaysa, beyindeki duyguyla alakalı bölümleri çalışıyor, nesnel yargılar ve çıkarımlar yapmalarına engel oluyor. 
Araştırmaya göre, katılımcılar destekledikleri aday hakkında onları zorlayabilecek bir içsel muhakeme yerine, içlerini rahatlatacak şekilde düşünmeyi tercih ediyorlar. Bu bulgular, aşırı partizanların neden bu kadar inatçı ve inançlarına bağlı olduğunu gösteriyor. Destekçiler hoşlarına gitmeyen bilgilerden kaçmaya o kadar programlılar ki bu durum bağımlılık yaratacak düzeye gelebiliyor. Jonathan Haidt