Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“PSİKANALİZ“in iddiası kabaca, “bilinçaltı”nı ortaya çıkarmaktı.

Davranışın (ve davranamayışın) arkasındaki, derine gömülü “çocukluk, cinsellik, travma” izlerini bulabilmek.

Modern dünya insanının saklı ruhuna inerek onun hakikatini keşfetmeye (ve onu “iyileştirmeye”!) adanmış “arama kurtarma, enkaz kaldırma” çalışması ya da “arkeolojik kazı”.

Varsayılan herhalde şuydu: İnsanlar esasta oldukları gibi davranıyor ama bunu yönlendiren “bilinçaltı, gizli, farkında olunmayan, açığa çıkarılması gereken” sebepler var. Oysa “post modern” ya da kiminin deyişiyle artık “alter modern” dönemin psikanalizi başka.

Artık bilinçaltının ortaya çıkarılıp farkında olunması gerekmiyor; çünkü insanların zaten pekâlâ farkında oldukları bir “yalancı, ikiyüzlü” hali var.

Tam bir taammüden yüzsüzlük ve utanmazlık zamanı. Bunlar ayıp sayılmaktan çoktan çıktı. Sadece “ahlaki” zaaf filan değil. Tam tersine “ahlaki tercih”; çünkü “piyasa” böyle. “Piyasa” şunu söylüyor: Büyük değerler savun; gündelik hayatta onları çiğne!

O yüzden, bize (size), din adına, insanlık, insan hakları, demokrasi, cumhuriyet, hukuk, özgürlük, adalet adına; insanlığın “tarihi değerleri” namına büyük hikâyeler anlatanların çoğu (çoğumuz) esasında ikiyüzlü.

Güçsüz olanı ezmek, güçsüz tutmak üstüne büyük ittifakın sırrı bu. Alttakini fiilen köleleştirmede, en parlak ortamlarda dahi fiilen aşağılamada yok aslında farkları.

“Serbest” piyasa, özgürlük, hukuk, insan hakları üstüne pet titiz “modern ötesi” çok işletmenin çalışanları fiilen nasıl köleleştirdiğine bakın. Büyük kâr yapan, sanat ve kültür faaliyetleriyle göz kamaştıran bankaların çoğunda binlerce çalışanın halini merak etmeyen, dile getirmeyen medya düzeninde nasıl göreceksiniz tabii!

“Çağrı merkezi köleleri, hedef manyağı yapılmış kadınlar, erkekler, gençler; irade ve itirazları bastırılmış, aşırı mesaide emekleri gasp edilen, hep işsizlikle korkutulanlar”.

Hiç duymadım; soyadı ister Doğan Yalçındağ olsun, ister Boyner; TÜSİAD başkanlarının, hiç değilse kadın ve anne duyarlılığıyla bile, bu şirketlerin insan hakkı ihlallerini dile getirdiğini...

Demokrasiye de, cumhuriyete de kökten nanik yaptıklarını dert ettiklerini... Örgütlenme, dayanışma hakkı kullanmak isteyeni nasıl harcadıklarını! Bazen bin beter biçimde, “dini, ahlaki duyarlılık sahibi ” ve “aşırı demokrat” görünen “öteki sermaye”nin, çalışan hakkına, çalışma şartlarına, işyerinde itiraza gelince nasıl gaddarlaştığınıda biliyoruz.

Her gün demokrasi, cumhuri yet, hukuk yazılarının dolup boşaldığı medyadaki “psikanalitik” durumuda. Hâlâ çok daha fazlasını aktarmak gerekiyor: Onbinlerce mensubunun “insani acılar” çektiği Silahlı Kuvvetler’ de ki cumhuriyetçilik de açıkçası farklı iki yüzlülük değil!

Yine de, sadece “Tekel işçileri” değil; medyanın minicik bir köşesinden de olsa itirazlar geliyor...

“Piyasa köleliği” ile genç avukatları esir alan “hukuk sektörü”nün insan ve çalışan haklarını hiçe sayan zincirlerine öfke yükseliyor... Hak arayan, hak kovalayan, başını dik tutmaya çalışan askerler çoğalıyor... Devlet üniversitelerinde, herkese ders veren büyük hocaların ezdiği ve ya görmezden geldiği asistanlar ses ediyor... Bir vakıf üniversitesinde hocalar ile işçiler el ele örgütleniyor.

Bu devrin psikanalizi böyle bir şey: Her itiraz bir maske düşürüyor!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!