Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mayın kahpelik.

Yüz binlerce “devlet mayını” üstüne PKK’nınkiler.

Yurt dediği toprakları kahpelikle döşemiş bir garip kalleş tarihin tuzakları.

Kahpeliğe onca ölü, onca sakat, bedenleri ve hayatları, ruhları parça parça kopmuş onca çocuk.

Ama ben size yine başka bir “hikaye” anlatmalıyım. Çünkü bunu anlatan pek yok.

 

Onlar yine “ölüleri” anlatır sadece; inatla, on binlerce “canlı”yı da anlatmak gerek.

Onlar, üstlerinde devlet adamı grileri, lacileri., komutan üniformaları; “şehitler”i kutsayacak; ısrarla hayatlarının da kutsal olduğunu anlatmak gerek.

Onlar, tabutları bayrağa sarıp gömecek ve gidecekler; gerideki on binlerce insanın canlı canlı nasıl gömüldüğünü, gidecek yerlerinin olmadığını dinleyip dinleyip aktarmayı da gazetecilik, insanlık saymak gerek.

 

***

 

Fotoğraftaki Yaren’in babası, Uzman Çavuş Fatih Aydoğdu, iki uzmanla birlikte Hakkari’de kahpe mayınla öldürüldü.

Birinin bir günlük bebeği vardı; ötekinin eşi 3 aylık hamileydi.

Aydoğdu, kızının resimlerini, kısa süre önceye kadar “Emekli” Uzmanlar Derneği Genel Sekreteri olan, şimdi başkanlığa aday Esef Merdoğlu’na göndermiş yakın zamanda.:

“Komutanım, kıdemli ağabeylerimizi kapı önüne koyuyorlar. Gelişme olacak mı kanunlarımızda?”

Duymuş muydunuz; Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda “kapı önüne konmuş kıdemli ağabeyler” çadır kurmuştu. Ses duyurabilmek için. Ne hükümet duydu, ne Genelkurmay. Bir, iki istisna dışında, medyadaTekel işçisini duyan bile duymadı; onu duymazdan gelen zaten bunu da duymadı!

 

***

 

Fatih Uzman Çavuş demiş ki, “Gönderdiklerimden, kızımın ağlamak üzere olduğu resmi bilgisayarda artalan olarak ayarladım. Böylece ‘Kızım beni bekliyor’ diye kendime daha çok dikkat ediyorum.”

Merdoğlu diyor ki, “O kadar çok mail var ki böyle; ölmese, gitmese, şehit olmasa, dediğiniz gibi sadece gömülecek olmasa, Fatih Aydoğdu kim, bilmeyeceğiz bile. Acı tarafı, yine kabri başında ağlanacak. Sonra sadece ailesi ve biz hatırlayacağız.”

 

***

 

Bir kez daha açık yazıyorum:

Çok palavra sıkılan bu meselede hükümet de Genelkurmay da “derin” ikiyüzlülük içinde. Ne hükümet demokratlığı işliyor; ne komutan cumhuriyetçiliği.

60 bin uzman çavuş; onların iki mislini aşkın astsubay, uzman jandarma, köle gibi sivil memurlar, on binlerce emeklileri inanın böyle hissediyor. Yok sayın ama hakikat bu.

Mayın Aydoğdu’yu almasa, yaşasaydı…Ölüme giderken bile, ordunun hiçbir “evi”ne, bir tas çorba, bir bardak çay, bir soluklanma için alınmadığından, kırık kalple yaşayacaktı.

Esas korkusu “dağda hastalanıp 90 gün istirahat almak” olacaktı; çünkü atılacaktı.

Korkusu, bir muayenede “Bedenin işe yaramaz” denmesi olacaktı.

Korkusu, 45’ine gelince, “Performans düşer” diye, emeklilik dahi hak etmeden, üniversite diplomasını bile liseli sayıp onları yaşarken küçük görmek isteyen sistemde sokağa konması olacaktı 

Yaşamadı, şehit oldu! 

Tabutu önündeki “devlet övgüleri”ni duyamadı!

Geriye, kızının, daha 5 yaşında olacağı biliyormuş gibi, ağlamak üzere fotoğrafı kaldı.

Geriye, “büyükler”in kadim, derin ikiyüzlülüğü; sahte demokratlık, sahte cumhuriyetçilik, uyduruk insan hakları kaldı!

Bir de Yaren’in dedesinin sözü: “Bitirin artık bunu ne olur; başka anne, baba, evlatlar ağlamasın!”

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!