Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BUGÜNLERDE uluslararası siyasette dikkatle izlenen tek bir konu var. O da ABD ile İsrail arasındaki gerilim.

Önce gelecekte Ortadoğu tarih kitaplarında önemli yer doldurabilecek bu gelişmeleri birkaç cümleyle özetleyeyim isterseniz. ABD, İsrail’in Filistin ve Suriye ile barış görüşmelerine başlamasını istiyor. İsrail ise yeni bir savaşa neden olabilecek adımlar atıyor.

ABD Başkan Yardımcısı Biden, 3 hafta önce İsrail’e gitti. Biden, Tel Aviv’e ayak bastığı dakikalarda, İsrail Doğu Kudüs’te 1600 konutun inşasına onay verdi. Amerikalılar bu adımı bir “hakaret” olarak not etti. Geçtiğimiz hafta da İsrail Başbakanı Netanhayu, ABD’ye gitti. Başkan Obama, Netanyahu ile görüştü ama birlikte gazetecilere görünmedi. Diplomatik teamüllere uymayan bu davranış da İsrail tarafından hakaret olarak not edildi. Gerilim, medya önünde bilinçli olarak artırılıyor. ABD ile İsrail’in göbek bağını bilen herkes de şaşkınlıkla iki kadim dostun arasında nelerin geçtiğini anlamaya çalışıyor.

Öncelikle İsrail’in ABD ile ilişkilerini bozamayacağı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. İsrail’in neden ABD ile bozuşamayacağını vaktiyle eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un bir danışmanından dinlemiştim.

Şaron ve bu hatırayı bana anlatan şimdi adını hatırlayamadığım danışmanı, bir gece oturup geç saatlere kadar sohbet ederler. Laf lafı açar, akla gelmeyecek ihtimallerin geyiği de yapılır. Şaron, “ABD ile savaşırsak acaba kim yener?” şeklinde bir soru atar ortaya. Oturur hesabını yaparlar ve İsrail’in ABD’yi yenebileceği sonucuna varırlar. Ancak yine de savaştan vazgeçen ve aman dileyen İsrail olur. Çünkü İsrailliler, ABD’siz ayakta duramayacaklarını, bindikleri dalı kesemeyeceklerini anlarlar.

Velhasılıkelam İsrail, ABD çıkarlarına ters hareket ediyorsa bilin ki orada ya bir yanlışlık vardır, ya da o işte bir ince hesap söz konusudur.

ABD şu sıralar dünyaya İsrail’in tek başına hareket etmekte olduğu izlenimini vermeye çalışıyor. Sadece ABD değil İngiltere de aynı şeyi yapıyor. Bu işin sonunda da İsrail, İran’ı bombalayacak. ABD ya bunu gerçekten de onaylamamasına rağmen İsrail’i engelleyemeyeceği için ya da bu kez çatışmayı uzaktan izlemek istediği için taktik gereği mesafe koymaya çalışıyor. Kanımca bu senaryo, Obama Başkan seçildikten kısa süre sonra, “İran nükleerden vazgeçmezse ne olur”un B planı olarak yazıldı. Dünya sayfalarını dikkatle takip edenler hatırlayacaktır; Obama Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, 2009 yılı sonuna kadar İran ile ilgili sorunu diplomatik yollardan çözmeye çalışacağını söylemişti. Perde arkasında İsrail’i de 2010 başına kadar İran’a karşı bir askeri harekâta girişmemeye ikna ettiği zaten biliniyordu.

İşte o gün yapılan anlaşmanın süresi bitti ve şimdi B planına geçiliyor. Obama’nın barışçıl çabaları sonuçsuz kaldı. Gelinen nokta İsrail’in, Obama’ya “Sen türkünü söyledin, bırak biraz da ben türkümü söyleyeyim, sen biraz dinle” dediği andır.

Peki şimdi ne olacak? Bir sürpriz olmazsa, ki umarım olur, İsrail İran’ın nükleer tesislerini bombalayacak. İran da karşılık vermeye çalışacak. ABD başta müdahil olmayacak, kararını işlerin gidişatına göre verecek.

Söylediklerim bugün için imkânsız gibi görünebilir. Umarım yanılırım da; ama siz yine de görünüşe aldanmayın derim. Zira İsrail, Gazze’ye saldırmadan önce kimse böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal vermemişti.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!