Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KILIÇDAROĞLU‘na “Baykal’ı devirip yerine geçene kadar bir vatandaş olarak” destek oldum. Şimdi artık Genel Başkan ve yine bir vatandaş olarak “gerçekçi” olma zamanı!

Bu noktada yeni Başkan’a birkaç küçük eleştiri yapmayı, özellikle bundan “hata yapmasını” önlemek açısından gerekli buluyor ve diyorum ki:

1- Genel Başkanlar konuşmalarında “genel başkan manifestosu” ortaya koymak zorundadırlar. İlk konuşma “basit polemikler” üzerine kurulamaz. Recep Bey polemiği ilk çıkış için bana göre “düşük bir profil” ve kesinlikle Türkiye’nin en temel meselerinden bahseden bir konuşma değil!

2- Türkiye’nin sorunu artık “aş-iş” meselesi kadar “basit” tanımlanamaz! Türkiye “emperyal bir güç olma yolunda” ilerliyor ve “iktidar adayı bir partinin” buna uygun bir “liderlik manifestosu” ortaya koyması gerekli!

3- Yeni yönetim seçilmeden önce konuşmada ekonomiden-siyasete ortaya konan vaatleri yerine getirebilecek kapasitede olmadığı gibi en önemlisi kadro örgütün içinden çıkma değil! Sonuç: Kılıçdaroğlu “yanlışa” çok yakın çok dikkatli olmalı!


ŞUBAT 2010’DA YAZDIKLARIM...

KILIÇDAROĞLU‘nun seçilmesinden bir gece önce Adil Gür “Basın Kulübü” programının reklam arasında çok ilginç bir tespit yaptı: “Kılıçdaroğlu sonrasında Türkiye iki partinin güçlü olduğu, diğerlerinin barajın altında kaldığı yeni bir denkleme doğru itilecek.” Kurultaya gösterilen ilgi ve sonrasında ortaya çıkan algılama bu tespiti doğruluyor...

Bu noktada daha Kılıçdaroğlu‘nun adaylığı söz konusu değilken şubat ayında kaleme aldığım yazının bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum:

... Son iki aydır fırsat bulduğum her aralıkta ve en önemlisi İstanbul dışına her çıkışımda, mahalle aralarındaki kahvelerde, esnaf lokantalarında sohbet etmek üzere bir mola veriyorum... Türkiye’nin her yerine gittim diyemem ama İstanbul’un oy dağılımı değişik bölgelerinde bulunduğumu düşünüyorum. Bu konuşmalardan ve yaptığım programlar, yazdığım yazılardan aldığım geri dönüşlerde bana göre önemli bir ‘değişimin’ sinyalleri var: Aynen Amerika’da olduğu gibi Türkiye ‘iki partili’ bir sisteme doğru gidiyor... Daha açık yazayım: AK Parti-CHP arasında ‘halkın büyük bölümünü’ içine alacak yeni bir ‘siyasi alan’ oluşuyor... Lütfen dikkat; bu ‘denklem hemen kurulur, kuruldu, yarın hayata geçer’ demiyorum; söylediğim çok açık: Orta vadede eğer CHP ‘etki alanını genişletebilir ve tezini yeniden tarif edebilirse’ AK Parti ve CHP arasında ‘tercih yapılan’ yeni bir tablo ortaya çıkacak... Siyasi ‘alanlar’ manyetik alanlar gibidir... Kutuplar ‘güçlü olursa’ aradaki ‘çekim merkezleri’ etkisiz kalır ve iki ana kutup arasında ‘yeni bir dinamik yapı’ ortaya çıkar. Türkiye’deki siyasi yapı da bu tip bir sonuç doğuracak değişim içinde. Altını tekrar çiziyorum: CHP ‘kendini doğru tarif edebilir ve tanımlayabilirse’ başta MHP olmak üzere birçok partinin hızla eridiği bu süreç hızlanacak ve Türk halkı ‘güçlü iki kutup arasında’ seçimini yapacak! Amerika’da da bunlar yaşandı ve sonuçta iki tercihli bir siyasal sistem ortaya çıktı...”

Sevgili dostlar, aylar önce düşündüğüm ve sadece genel bir tez olarak gördüğüm yapı Kılıçdaroğlu‘nun seçilmesiyle daha net şekilde ortaya çıkmaya başladı! Türkiye “iki partili” bir sisteme hazır olsun!

ybulut@htgazete.com.tr

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!