Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“MANŞET” işine bayılır siyasetçiler. Hepsi bayılır ama farklı kategorilerde toplanırlar:

1. Manşetle gelen

2. Manşetle gelmeyen ama manşetle kalan

3. Manşetle gelip bir şey olamadan manşetle giden

4. Manşetle gelmeyen ama manşete düşkün olan

5. Manşetle gelse de gelmese de manşetlere köpüren, intikam düşünen

6. Manşetle gelse de gelmese de manşetlere müdahale eden

7. Halkla gelip manşetle giden

8. Halkla gelip darbeyle giderken bir de darbeci manşetlerle dayak yiyen

9. Bizzat manşet yazan

10. Manşetle bile gelemeyen

11. Manşetle takasa giren; alan,
veren...

12.13...

RESMİ GEÇİT
Böyle yazmaya başladım ya, baktım bitiremeyeceğim.

Gözümün önünden elbette bildiklerim, tanık olduklarım, halihazırda izlediklerim isim isim geçiyor. Siyasetçiler de manşetçiler de. Lakin ne kimse tek bir kategoriye oturuyor; ne tek bir kategori sadece bir kişiye yakışıyor. Hepsi biraz ondan, biraz şundan.

DAŞTAN DAŞA
Başbakan, “Manşetle gelen manşetle gider” diyor; bu kural değil, eleştiri hiç değil.

Çünkü “yandaş, yoldaş, candaş” denen kim olursa olsun, öyle “manşetleri umursamayan, kendi haline bırakan” bir iktidar mı var! “Refakatçi, yazıcı” gazeteci tipine bayılan; önyargılı olan bir yana, hakikate dayanıp “karşı manşet” atana bile hoşgörü esirgeyen bir kibir mevcut.

O yüzden, “vicdan, basın, düşünce, ifade, eleştiri özgürlükleri”ni  asla iktidara karşı kullanmayan garip bir gazeteci cemaati oluştu. Oluştu ve “öte yandaki kıdemli manşetçiler” e eklendi. Birbirlerine çakarken; esasta geçmişlerine veya bugünlerine de vuran bir cepheleşme.

ÇELİŞKİ
Acayip bir şey.

Söke söke halkın oylarına dayansa bile, bir iktidarı, kendini ille de “yalaka aynası”nda görmek istiyor. Bir bakıma halk adına haber, bilgi, eleştiri, denetim işi yapsa da; gazeteci, daha doğrusu “manşetçi” de ille “iktidar ortağı” olmak derdinde. Çok çatışma bu yüzden. Tabii çok uzlaşma, yanaşma,
yapışma da.

İMALAT
Geçen yine bunu yazmaya  çalıştım. (“O Gandi onlar Hint fakiri” başlıklı yazı).

“Manşetçi medya”, parti kongrelerinden parti ve lider imal etmeye; askeri dizayn operasyonlarından şantaja; ihale öncesi sansür veya manipülasyondan
menfaat için vurmaya; kirli pazarlıklardan koalisyon kurdurmaya; aracılıktan yataklık etmeye; başbakan tayinine uğraşmaktan irili ufaklı belediyelere
tebelleşe; seçim öncesi oynanmış anketlerden oy belirlemeye; doğru haberi saklayıp işi için kullanmaktan yalan haber çakmaya; birini abartmaktan
bir diğerini ölecek göstermeye kadar; “getirme, götürme işleri”yle epey iştigal etti, ediyor.

Hepsi hayatta...

Demirel, Yılmaz, Bahçeli,  Özkan, Çillerler, Ağar, Bayar, Dalan, Sözen, Erbakan, Derviş, Baykal... Diğerleri, hayattakiler. Keşke bir anlatsalar.

Dile gelebilseler, Özal, İnönü, Ecevit de bir şeyler anlatabilse. AKP’liler de hem ötekileri hem canyandaşlarını anlatabilse.

TEK SORUN
Ama ciddi bir sorun var:

Medya bazen rüzgâra, araziye uyuyor; bazen rüzgârı üfürüp araziyi imal ediyor; çok zaman sansür veya manipülasyonla başarılı da görünüyor ama... Kolay kolay seçim kazanamıyor!

“Seçim” başka şey. Hani medya patronu ile Dersimli köylü, ikisi de aynı değerde oya sahip ya, ondan! Medyanın kazandığı kongre çok; ama seçim pek yok!

Ankette ANAP der Refah çıkar; birine vurur, daha fazla oy alıp gelir.  Birini cilalar, yüzde 1 bile alamaz. Hikâyenin esası da buradadır zaten! Kör topal demokrasinin, ruhunu güç odaklarına tamamen teslim etmemesinin sırrı belki!

utalu@htgazete.com.tr

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!