Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İLK duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Başbakan Erdoğan, salı günü grup toplantısında aynen şöyle demiş: “CHP, olağan kurultayını gerçekleştirdi. CHP’de önemli olan koltuğun değişmesi değil,  zihniyetin değişmesidir.” Buraya kadar problem yok. Aynen katılıyorum. Ya sonrası: “Artık iki tür medya var. Biri candaş medya, diğeri de yoldaş medya. Candaş ve yoldaş medya çok yoğun mesai sarf ettiler.”

Görüştüğüm birçok Alevi, “candaş” ibaresinin net biçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine bir gönderme olduğunu düşünüyor. Eğer Başbakan bunu bilerek yaptıysa, o halde ABD Başkanı Barack Obama’nın Cumhuriyetçi rakiplerinden pek bir farkı kalmamış oluyor. Zira Cumhuriyetçiler, Obama’yı karalamak için  her fırsatta teninin siyah, köklerinin kısmen Müslüman olduğunu hatırlatıyorlar. Sırada Kılıçdaroğlu’nun etnik Kürt kimliği mi var sorusu aklıma gelmiyor değil.

Farz edelim ki Başbakan, Aleviliği kastetmiyordu, yine de durum vahim. Alevilerin yeni icat edilen bu tuhaf etiketi  kendi üzerlerine alacaklarını hesap edemedi mi yani? Hele kökleri siyasal İslam’a dayanan bir partinin lideri bu konuda bin kat daha hassas davranmalıydı. Geçenlerde de yazmıştım. Başbakan’ın yakın çevresinden birine, “AK Parti’nin genel seçimlerde karşılaşabileceği en büyük risk nedir sizce?” diye sorduğumda, “Başbakan’ın hâkim olamadığı dili” mealinde bir cevap almıştım. Eğer Erdoğan bu üslubu terk etmez ise Kılıçdaroğlu’na sadece daha çok oy kazandırır. Oysa yeni rakibini Meclis’ten kutlayıp “Can, ben senim, sen bensin, hepimiz canız” demek daha çok yakışmaz mıydı Alevi açılımına imza atan Başbakan’ımıza?

Medyaya bu kadar takmışken Erdoğan keşke biraz da gittikçe derinleşen ifade özgürlüğü sorununa bir el atsa. Bağımsız İletişim Ağı’nın (BİA) Medya Gözlem Masası’nın 2 Mayıs’ta yayımladığı Medya Gözlem Raporu’na göre 2010’un ilk üç ayında 15’i gazeteci 103 kişi “Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basmak veya yayımlamak”, “Terör örgütü propagandası yapmak” türünde iddialarla yargılandı. TMY’nin en son mağdurları arasında, toplam 166 yıla mahkûm edilip hapse konan Azadiya Welat Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun var. 4 Haziran günü de meslektaşım İrfan Aktan mahkeme önüne çıkacak. Aktan, Post Express Dergisi için kaleme aldığı “Bölgede ve Kandil’de Hava Durumu” başlıklı yazısında PKK üyesinin sözleri ve Özgür Halk Dergisi’nden yaptığı tek cümlelik bir alıntından dolayı 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Savcılık yazıyı “şiddete teşvik edici ve okuyucu nezdinde şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğu” şeklinde yorumlamış. Oysa Aktan, yazının “Kürt açılımı” tartışmalarının başladığı, PKK’lıların Habur’dan girerek teslim oldukları bir dönemde yazıldığına dikkat  ekerek, oluşan şiddetin tamamen sona erdiği yönünde yayılan algının yanıltıcı olabileceğini, PKK’nın içinde şiddeti savunan şahin bir kesim olduğunu, kamuoyunun da bunu bilmeye hakkı bulunduğunu savunuyor. Yazı 15 Ekim 2009’da yayımlandı. Yedi askerimizin şehit olduğu Reşadiye saldırısı 7 Aralık’ta gerçekleşti. Tam da Aktan’ın tarif ettiği, şahin kanadın güdümünde açılımı sabote etmek amacıyla planlandı. Bunu öngörebilmek bir gazetecilik başarısıdır. Ama savcılarımıza göre kodese tıkılma nedenidir.

Anlaşılan kötü haberi verenler pek popüler değil bu aralar. Birkaç gün önce de Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri Ömer Çelik, Şişli’de ülkücü oldukları iddia edilen bir grubun saldırısına uğradı. Kafası iki yerinden çatladı, sol kolu üç ayrı yerden kırıldı, hastanelik oldu. Yine BİA’nın aktardığına göre saldırıdan bir gün önce (24 Mayıs) akademisyen Özgür Sevgi Göral’la yaptığı röportajda, Batı illerinde Kürt öğrencilere karşı “yükselen ırkçı saldırılara” dikkat çekmişti.

Kadere bak. Çelik yazdığı haberin öznesi oldu. Gördüğünüz gibi yeterince dayak yiyoruz Sayın Başbakan. Siz atmayın bari.

azaman@htgazete.com.tr

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!