Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 Çoğunluk değildir elbet.
Hatta bayağı azınlıktır.
Bir yere yazılma, yamanma, bir cepheye aidiyet fırtınaları arasında daha da azınlık kalmıştır.
Artık kaç kişiyse, 70 milyonda nasıl bir hisse, nasıl bir his ise, kimi insanın içi acıyordur:
1.Darbeler ile, 12 Eylül ile, Diyarbakır Cezaevi ile, işkence ile, daha ziyade “Sol”un başına gelenlerle
hesaplaşma iddiası Erdoğan’a (mı) kaldı diye…
2. Buna mukabil, kendine “Solluk” yakıştıranlara, darbecilerle ortak cephe kurmak (mı) kaldı diye!

***

 Tabii ki epeyce şey değişti.
Kimimiz sağ kaldı, rüyası çoktan öldü.
Kimimiz çoktan öldü, rüyası yarım kaldı.
Kimlikler değişti, öncelikler değişti, statüler değişti, yaşlar, başlar değişti.
Kimileri kendi rüyalarının ölümüne teori biçti; o hayal çoktan öldü diye.
Kimileri rüyaları baki kıldı, lakin geceyi gündüzü şaşırdı.
Kimileri değişti, yeni kostümünü elalemden aşırdı.
Kimileri hiç değişmedi, belki kabuk bağladı.
Kimileri sınıfları karıştırdı.
Kimileri renkleri bulaştırdı.
Kimileri başkasının dilini kendinin sandı.
Kimileri çürüttü, kuruttu kendi dilini.

***

12 Eylül sadece bir günün veya sonrasının adı değil ki.
12 Eylül esas “12 Eylül öncesi”.
Darbeyi hazırlayanlar, şiddetli iç çatışma ve onun bastırılması yoluyla; hakların, insanların, zihinlerin, rüyaların, hayallerin, vicdanların, gerçeklerin gaspını kotaranlar bir toplum modeli biçti.
Toplumsal boyun eğmenin, diz üstüne çökmenin, boyunduruğunu yağlamanın, zincirlerini parlatmanın, esaretini alkışlamanın utancı da millete kaldı.
“Kışkırttığı kardeş kavgasını, iç savaşı önlemek”
iddiası ve başarısıyla halkın bağrına bastığı darbe; kadim tarihi, kültürel ayrımlar, ayrımcılıklar üstünde, bir başka “kardeş kavgası ve iç savaş”ın şiddet şartlarını hazırladı ve kışkırttı.
12 Eylül; Diyarbakır zulmü, aşağılama (ve örgütsel sızmalar) ile PKK’nın ebesiyse…
PKK da; 12 Eylül’ün siyasi, sosyal, militer zihniyeti ile eski “sağ-sol ve sınıf mücadelesi” yerine ikame edilmiş kimlik nefretinin devamının sütannelerinden oldu!

***

İç acıtan şu:
Portekiz, İspanya, Brezilya, Arjantin, Şili, Nikaragua, Yunanistan…
Kendi darbeleriyle hesaplaşırken “sosyalist, sosyal demokrat, komünist” sollar iyi kötü o demokratikleşme, hukuklaşma, insanlaşma sahnesinin önde gelen aktörleriydi.
Türkiye’nin haline bakın:
Hayaletle hesaplaşma iddiasının baş aktörü, 12 Eylül’ün toplumsal, siyasi, ideolojik tabanlarından biri üstüne yaslanan AKP.
Hesaplaşma iddiası olanla hesaplaşırken kendini darbecilik yanında konuşlandırabilen ise, “sosyal demokrat, Sosyalist Enternasyonal üyesi” CHP!
Şu hale bakın:
12 Eylül Anayasasına, bir darbenin hak ve hukuk gaspına, işkencelere, “iki soldan bir sağdan” keyfi idamlara, on binlerce insanın bir anda vatandaşlıktan atılmasına, Gladio gölgesinde onca aydının, akademisyenin, hukukçunun, gencin katline açık ve adrese teslim tavır alamadıkları gibi, o günlerde hiç utanmadan, Yargıtay’ı filan darbeye övgüyle açmış büyük hukukçular şimdi demokrasi neyin tartışıyor.

***

Neyse…
Hayal elbette.
Darbeyle siyasi, sosyal, demokratik, hukuksal, sınıfsal ve hakiki, harbi hesaplaşma öncüsü bir “Sol” olabilirdi…
Sağdan vurulan veya yutulan sollar tükenirken; sol gösterip sağ vurana da…
Halka destanlar yazıp halktan nefret edenlere payanda olana da “sol” denmeseydi!

Hak teslimi

Kılıçdaroğlu’nun insan tarafı, CHP’sindeki, cephesindeki çoğundan farklı.
En azından, “Sazan” filan diye aşağılamadan, “Evet” açıklamış Sezen Aksu’yu da, Orhan Pamuk’u da şahsen arıyor; sohbet ediyor.
Bu arada, Pamuk ona hakikaten “Ben siyasetle ilgili değilim” demişse… Ne tuhaf!

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!