Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bazen bir rüzgâr esiyor.

“Gerçeğe Dönüş” zamanları oluyor.

“Hayata Dönüş” diye, devlete emanet insanları “Yakarak Öldürüş” davası da öyle.

Tekrar o günleri yazmayacağım.

Okuyan okudu; kızan kızdı, sıkılan sıkıldı, umursamayan yine umursamadı.

Yaşayan, tanık olan, bilen, öğrenmek isteyen, hisseden de az değil elbet.

Ben “birer” örnek vereceğim.

Bugün pazar ya, tatlı tatlı!

 

***

 

BİR BAKAN: 2000 Aralık ayı katliamı sırasında Adalet Bakanı olan Hikmet Sami Türk, artık,  “Önemli olan, yargının aşırı güç kullanılıp kullanılmadığına karar vermesidir” diyor. Oysa o karar çoktan verilmişti!

BİR ÖLÜ: 2000 Aralık ayında Bayrampaşa’da öldürülenlerden biri Murat Ördekçi idi.

BİR DAVA: Ailesi, İçişleri ve Adalet bakanlıkları aleyhine tazminat davası açtı.

BİR MAHKEME: İstanbul 2. İdare Mahkemesi, devleti “orantılı güç kullanılmadı” diyerek 109 milyar (bin) lira tazminata mahkûm etti.

BİR SAVUNMA: Dava sırasında artık AKP iktidarında olan bakanlıkların savunmasında “Ölenler isyan etti. Ateş açtı” dendi. Bu, bilirkişi raporları ışığında “doğru ve haklı” bulunmadı.

BİR KARAR: Mahkeme, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Anayasa’ya dayanarak, “Sözleşmeler yaşam, özgürlük, güvenlik haklarını içerir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insan onuruna saygılı davranılır. İnsan yaşamının ölçü olmaktan çıktığı yerde hiçbir şeyin ölçüsü kalmaz. Tutuklu ve hükümlüler idarenin elinde olduğundan operasyonun insan yaşamını tehlikeye düşürmeyecek şekilde planlanması gerekirdi. Bakanlıklar, orantısız güç ile yaşam hakkını ihlal etmiştir” dendi.

BİR MÜDÜR: Koalisyonun ve Türk’ün bakanlığının Cezaevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du.

BİR HÜKÜMET: Seçimde o koalisyon göçmüş, AKP iktidar olmuştu.

BİR ÖDÜL: İstanbul’daki mahkemenin devleti mahkûm ettiği günlerde (Mart 2004), AKP iktidarı Ertosun’a ödül verdi. TBMM Başkanı Arınç’ın elinden Devlet Üstün Hizmet Beratı; Adalet Bakanı Çiçek’in elinden Devlet Üstün Hizmet Madalyası.

BİR TAKDİR: Ertosun, aynı hükümet ile o gruptan çıkan Cumhurbaşkanı’nca HSYK üyesi de yapıldı.

BİR HÂKİM: Devleti tazminata mahkûm eden kararı Hâkim Nilgün Kurtoğlu kaleme almıştı. Hatta tazminatı az bulup şerh koymuştu.

BİR MİSİLLEME: Bağımsız yargı (hani hükümetle çatışan kadro) HSYK’sı, o hâkim hakkında “kararları geç yazıyor” diye soruşturma açtı. Yetmedi, Ağır Ceza’da yargıladılar. Yetmedi, tayin edildi. İstifa zorunda kaldı!

BİR DAHA: Devleti mahkûm eden davada, oğulları öldürülmüş ailenin avukatı Ümit Yavuz’du. Kararda imzası olmamasına rağmen, onun eşi Hâkim Zühal Yavuz da sürüldü. O da 13 yıllık mesleğinden istifa zorunda kaldı.

BİR GAZETECİ: 2000 katliamına en çok kankalık ve yataklık eden büyük grubun küçük gazetesinde bir gazeteci ısrarla “hakikat” kovaladı. Başka arkadaşlarıyla da birlikte, katliam bahanesini çürüten raporları ortaya çıkardılar. Hakkında dava açıldı. Devleti mahkûm eden mahkeme kararı haberinde de onun imzası vardı. Daha sonra, bu kez bir çalışan olarak kendi yasal haklarını da kovalayınca, “radikal” gazetede baskıya uğradı, sonunda işten atıldı. Özgür medya için şık değildi tabii; adı Ahmet Şık’dı. Adı hala öyle. Hala yargılanıyor!

İşte cumhuriyet, demokrasi, hukuk, bağımsız yargı, özgür medya!

 

Not: Son zamanlarda, hakikatin ortaya çıkmasına, cilaların sökülmesine en çok hizmet eden gazetecilerden biri de Habertürk TV’de söyleşi ve sorularıyla Balçiçek İlter. Tatlıses’in tatsız sesi de vız gelsin tırıs gitsin! Gazetecilik ne tehditler, ne sesler, ne sessizlikler gördü!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!