Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ne güzel lafımızdın sen Fahriye Abla!

Ama sık sık ne hızlı tükettik. Yine de aramızdasın işte!

 

***

 

Önce Susurluk’tan sonra çok sevdik “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demeyi.

Her şey eskisi gibi mi sonra?

En çok, binlerce canımızı alan “Büyük Deprem”de inanmıştım.

Bir altüst oluş izliyordum, İnsanların; devlet, hükümet, askeriye, cemaat başta; bildik tüm heybetli kurumlara güveninin dibe vuruşunu…

Nice arsız, fırsatçı, vurguncu, yağmacı arasında bile, birbirlerine inanç, güven ve sevgilerinin kabarışını gözlüyordum.

Ne yalan söyleyeyim, bir nevi “Komün” iklimiydi. Kendi için kendiliğinden iktidar oluveriyordu insanlar.

Enkaza uzanan her el, dayanışma ve kardeşliğin sıcaklığıyla titriyordu.

Ağustos sıcağında yüreğim titriyordu.

“Bir millet uyanıyor” diye çok düşündüm.

Yepyeni yapıların çıkabileceğine çok umutlandım.

Otoriteye karşı, bireysel fedakârlığın, toplumsal örgütlenmenin, içten dayanışmanın, kendiliğinden yapıların ufkuna bakıp kim bilir ne hayaller kurdum.

 

***

 

Geçen, unutulmaz medya filmlerinin eski yönetmeni; “John Lennon, Imagine” alıntısı yapmıştı.

Ne eksik, ne güdük, ne düdük!

Kendini “Lennonvari hayalperest” ilan etmek için, sadece “You may say that I’m a dreamer” (Diyebilirsiniz ki, ben bir hayalciyim) tınısına sere serpe uzanmıştı.

Oysa bir sonraki mısrayı yazmamıştı bile; duymuştu da hiç hissetmemişti belki de: “But I’m not only one” idi ya o: “Ama bir tek ben değilim”. Sonra, “Umut ediyorum, bir gün bize katılacaksınız” vesaire umurunda bile olmamıştı!

Savaşa, işgale, baskılara, linçlere, mülk sahiplerine adanmış birinin “hayalperestliği” “bencil”eyin oluyordu belki: Herkes kendi hayaline her hayal bizzat kendine!

O deprem sonrası “Bizimki” de hayal olabilirdi; ama asla tek kişilik değildi!

 

***

 

Büyük ekonomik krizde de öyle: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Oldu mu, olmadı mı! Yoksa hiç…

Hem eskisi gibiydi, hem bir sürü tasfiye oldu.

11 Eylül oldu sonra; dünya hep bir ağız “Hiçbir şey eskisi gibi…” diye haykırdı.

Eh Fahriye Abla; sen yaşlandın, biz yaşlandık, çocuklar büyüdü… Dünya hem değişti, hem değişmedi! Bir dolu yeni vaziyet, bir dolu eski ahvali şerait.

 

***

 

Şimdi “bilgi çağı kusmukları”na gömüldü ortalık.

Hem dinleyerek, izleyerek, kullanarak “bilgi” sülüklüğü; hem toplananların “bilgi” olma seviyesizliği…

Hem o içerikleri yazanların pespayeliği, hem yazdıran ve mevzu olanların rezaleti!

Hem teşhir biçimi; hem gizlenenlerin kirliliği.

Birbiriyle sevişen ve tepişen tüm otoritelerin iğrenç yüzleri!

Dost, müttefik, ahbap, yandaş, yoldaş sayılanların; yapmacık nezaket, süfli biat, naylon üslupların, otoriter kirlerinin, insanlara tahakküm eden kanlı irinlerin kanalizasyonu.

Ah Fahriye Abla!

Kirleriyle çürütüp boğanlar, kendi kirlerinde de çürüyüp boğulur mu, nereden bileyim.

Sadece “Imagine” işte! Bir tasavvur, bir hayal, bir umut.

Çok olmasan bile, yalnız olmadığını da bilirsin ya, öyle işte.

Bir şey soracağım Fahriye Abla:

Sen de anarşist misin!

 

 

 

 

Sefaretin sefaleti, siyasetin safahatı

 

Diplomasi, gazetecilik… Bir sürü değişiklik, en azından “değişik” şeyler olur artık.

Ama iktidarda, AKP’de de bence epey olacak.

Ne kadar birlik, beraberlik lafı varsa; asgari iki AKP var.

“Çankaya savaşları” artık “cumhuriyetçi” geçinen dayatmacı yargı, ordu, bürokrasi, üniversite ile bu iktidar arasında değil; bizatihi “demokrat, muhafazakâr, ölümüne kanka” geçinenler arasında olacak!

Seçim öncesi tavsiye ve tasfiyeler…

“Wiki muhbirleri”ne temizlikler… “Bizi üzenler”in süzülmesi…

Kim kimin adamıydı, kim kimi karaladı çeteleleri.

Hiçbir şey tam öyle eskisi gibi olmayacak işte!

Her metal gün gelir, yorulur!

Her gövde gün gelir, yamulur!

Her omurga gün gelir, kırılır!

Her fani gün gelir, dağılır!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!