Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yerli” bir dilden korkanlar nasıl da hep “yabancı dille Türkçe” yaşıyor!

Muhtıra veriyorlar; sonra “Jeep”e biniyor, cemselere (GMC) jandarma dolduruyor, tanklarla balans ayarı yapıyorlar. Üniforması, füzeleri, bombaları, radarları, ataşe militerleri var, hepsi yabancı dilden; yabancı elden. Kapitalist holdingleri bile mevcut; fabrikada Renault otomobil üretiyor!

Çünkü adı üstünde, kökten öz Türkçe, General!

Türkçe darbe yapıyor, yabancı dilde konsey kurup NATO’ya bağlı kalıyor. Darbe yapamazsa muhtırayı internette web sitesine koyuyor:

Tek dil tartışılamaz bile, diye!

Sivilim de yerli mi yerli.

Demokrat bir kere. Belki liberal. Belki sosyal demokrat. Parlamentoda partisi var. Politika yapıyor. Bürokratı mevcut. Sorunu var, adı türban. Çünkü özbeöz Türk yurdudur, üniversite, fakülte, kampüs. Rektör, profesör, doktor, asistan hep tek dil, tek tip.

General, politikacı, akademisyen, medyacı; Star, Show, SieNeN, eNTiVi gibi televizyon kanallarından bize tek dil, Türkçe anlatıyorlar. Cityleri, Sapphireleri, Centerları, Portları dikiyorlar. Medical hastaneleri, Starbucks kafeleri, hamburgerleri var. Kahramanlıkları bile one minute!

Asker, sivil hepsi hep Türkçe yiyor, Türkçe içiyor, Türkçe…

Neyse artık!

 

 

Bu topraklar Lefter de kokar

 

Fenerbahçe ne iyi yaptı. İnanın Buca mağlubiyetinden de daha önemlidir Lefter’i “buraya” getirmek. Çünkü o buralı. İstanbullu, Adalı. O burada olmalı; çok yaşasın ama, ölecekse burada ölmeli.

Ama nice “taraftar” kaledeki golü görür, Lefter’i görmez bile. Voleybolda dünya şampiyonluğunu anlamadığı gibi.

Lefter, “Türk Milli Takımı” kaptanı, “Rum” diye, onca yaşından sonra dayağa bile layık görüldü; sözde milliyetçiler tarafından. 40’ından sonra bile 2. Lig’de Boluspor’da oynayacak kadar her an bu toprakla haşır neşir Lefter Küçükandonyadis’i de kendince denize dökecekti sefiller!

Biz Beşiktaşlıydık ama maçlara çoktan gitmeye başladığım dört, beş yaşlarımda Büyükada’da babamla Lefter’li sohbetlerdeydik. Lefter gol atar, balık tutardı. Sahada koşar, adada konuşurdu. Sonra yıllarca arı gibi bir spor yazarı, meslektaşımız oldu. Hep canımız olacak.

Bu ülkede Lefter’i hissetmeyen, futbolu da ülkesini de hakkıyla nasıl sevebilir ki!

 

 

Sen kimsin ki! Peki baban kim?

 

Bakın. Boşuna yazmıyorum. Bilmeyen bilmiyor da, bilenler, büyük rütbeli ya da yüksek makamlılar, böyle derin bir yarayı nasıl inkar ediyor, nasıl yokmuş sayıyorlar… Ve sonra bize nasıl cumhuriyet, demokrasi masalları anlatıyorlar.

Sabırla anlatacağım bu ikiyüzlülüğü. Benden daha iyi anlatabilecek olanlar, bizzat o yaralarla kanayanlar bu Dipsiz Kuyu’da inatla tanıklık yapacaklar. O kocaman askeri rütbeler ile sivil makamların iki yüzünden biri utanıp iyice kızarana kadar!

“Sayın Talu. 18 yıllık uzman jandarmayım. Güya yüksekokul mezunuyum. Ancak ne Genelkurmay ne Jandarma Komutanlığı devletin verdiği diplomayı kabul ediyor. Beni orta mezunu sayıyorlar. Fakülte mezunu sayılırsam subayla aynı seviyeye geleceğim çünkü! Ne alakası var. Biz rütbe değil, derece, kademe istiyoruz emeklilik için.

Askeri kimlik kartımda TSK muvazzaf personeli yazıyor. 18 yılda üç dönem Güneydoğu’ya gittim. Arkadaşlarımı şehit verdim. Senede bir, iki kere eşimi, çocuğumu alıp orduevine gitmek, bir çay içip tıraş olmak istiyorum. Kapıdaki askere, mesela emir verebildiğim ere kimliğimi gösteriyorum; ‘Uzmanları almıyoruz’ diye geri çeviriyor. Sanki Yunan ordusuna hizmet ediyorum.

Ama babam emekli astsubay. Kimliğimin arkasında ‘Emekli astsubay oğludur’ yazıyor. TSK’ya hizmet ettiğim için değil, babamdan dolayı izin veriyorlar içeri girmeme. Ne kadar onur kırıcı, biliyor musunuz. Bir subay, astsubay damadı da asker olmadığı halde içeri girebiliyor zaten.

Eşim diyor ki o zaman, Biz ne için Allah’ın dağındayız; bunun için mi?”

 

Bu soru bazen, çok yerde, o kadar hayati ki:

Ne için, kimin için?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!