Yeni yıla umutlu yazılarla başlayalım.

Tabii “umut portföyümüz” sınırlı olduğundan, elimizdekilerle yetineceksiniz.

Çünkü Çelebi, böyle olur bizde umut dediğin!

 

***

 

Papalagi, yani beyaz adam, göğü deliyordu.

Ufukları kapatıyor, bulutları parçalıyordu.

Yerliler, göğü delen gökdelenin harcını koyanlardı.

Yerliler, göğü delen bina eteğinde, yerde, dümdüz, direniyordu.

 

***

 

Sonunda beyaz adam, ki esas adı Ak Adam, yerin elli küsur kat üstüne ulaşırken, 260 küsur metrelerde göğü delmişken…

Tam 35 yerli direniş günü sonrasında nihayet yerdekileri gördü.

Bir arkadaşları eksiden daha eksiye düşüp “eks” olduğu için ve bu zamanda düşünce ve eleştiri özgürlüğü var sandıklarından, yerli işçiler bu olay üstüne konuşmuş…

Hep susmaları gerekirken konuşunca kovulmuştu.

Göğü delen Ak Adam, onlar yerli, onlar renkli, onlar zenci ya; hak ettikleri ücretlerini de vermemişti.

 

***

 

Bu sütundan da öncesini hatırlarsınız. Sonrası şu:

Göğü delen gökdelen Sapphire’ın patronu, AKP Milletvekili Kiler’in kardeşi Nahit Bey, yılın son günü, 35 gündür direnen işçilere alacaklarını ödedi.

Hoş, patron ya, Ak Adam ya, göğü delen ya; işçilere bir de “Şirkete zarar verdiğim için özür dilerim” diye kağıt imzalatmak istedi; imzalamazlarsa paralarını alamayacaklarını söyledi.

Artık kim imzaladı, kim imzalamadı; ama imzalamayan da sonunda hak ettiği ücretini aldı.

 

***

 

Bu nedir kardeş?

Bu umuttur işte!

Göğü delemeyen adamların, eksilerin, yerlilerin, yerdekilerin, zencilerin umudu budur.

O umut kendileri, ama daha ziyade birbirleridir.

Kat kat binası, kat kat parası, kat kat iktidarı, kat kat cemaati, kat kat sosyetesi, kat kat paşaları, ağaları, beyleri, medyaları olmasa da…

Kat kat dostluk, kat kat dayanışma, kat kat hak ve özgürlük talebinin, kat kat itirazların; göğü değilse bile, duvarları delişidir. Duvarların vız gelişidir.

Bazen Paşabahçe’de bir Türkan gibi, tersanede bir Zeynel gibi tek başına; bazen çadır çadır Tekel işçisi gibi çok; bazen çöpe atılmak istenen uzman çavuş gibi bir çadırda karınca kararınca…

Bazen yapayalnız, bazen kendinden çok ötesiyle, çok fazlasıyla kucaklaşarak…

Bazen 35 gün sonunda kazanarak, bazen yıllarca kaybederek…

Umut o umuttur işte!

 

***

 

Yoksa biliyoruz;

Göğü delenler hep büyük haber; duvar delenler küçük olur!

Göğü delenler “in”dir; “out” olanlar demode!

Yoksa biliyoruz…

Milyonlarca yerli ve zenci, umutlarını kendilerine ve bir benzerine değil; göğü delenlerin burunlarına dayadıkları hayallere, hayaletlere çengeller… Milyonlarcası önce birbirinden nefret eder… Milyonlarcası bir ötekini yer.

Ama iktidarın, gücün, rütbenin, servetin, kudretin, göğü delenlerin, tepeden bakanların kibirli gölgesinin yanı başında; ekmeği, hakkı, haysiyeti için yanındakine el veren herkes, başlı başına umuttur işte!

 

***

 

Sefil denenin Safir denene kadim dersi budur!

Buca’da taşeron marifetiyle CHP’li belediyeye çalışırken, sendika istediler diye işten atılan ve 40 gündür direnen işçilerin CHP’ye “sosyal” ve “demokrasi” dersi de budur!

Kim nerede ne kadar iktidarsa, en korktuğu ders budur!

 

 

Not: İlham, “Papalagi: Göğü Delen Adam” kitabından (Ayrıntı Yay.) Tabii esas ilham kaynağı zaten yazının konusu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938